Reklamı Kapat

Siyanürle ölümler

Başlığı atarken çok düşündüm. Kendi içimde gelgitler yaşadım. Siyanür ve ölümü birlikte kullanarak acaba son günlerde yaşanan ölümleri kanıksanır hale getirir miyim diye endişe ettim. Bu iç sorgulamalardan sonra sonuçta kullanmaya karar verdim. Çünkü sorumluların bu yaşananları dikkate almasına belki de bu başlığın az da olsa katkısı olur kanaatine vardım.

Bir olay yaşıyoruz ve bu topluma olan güvenimiz tazeleniyor. Çok geçmeden başka bir gelişmeyle karşı karşıya kalıyoruz ve moral bozukluğu ile nasıl baş edeceğimizi bilemiyoruz.

Soruyorum size, bir milleti millet yapan, tasada, kederde, sevinçte birlikte aynı duyguları paylaşmaları değil midir?  Olmuyor dostlar olmuyor. Eksilen, bozulan, yanlış giden bir şeyler var. Ne kadar acı ki, geçen hafta Fatih’te dört kardeşin siyanürle ölümleri, daha dün Antalya’da yine büyük ihtimal siyanürle dört kişilik bir ailenin maddi imkânsızlıklardan dolayı böyle bir sonu kendilerine reva görmeleri bile bizleri birleştirmeye yetmedi. Her olayda kamplaşmayı ilke(!) haline getirenler bu ölümler üzerinden bile bir kere daha ayrı kamplara bölündüler ve o cengâverler(!) birbirlerine kılıç sallayacak bir konu daha buldular.

Bakınız, bir toplumu ölüm bile ayrıştırmaya başlamışsa oradaki çürüme artık derinlerde değil, yüzeye çıkmış demektir. Öyle ayrışıyoruz ki, hükümet yanlıları iktidar zarar görür diye nerede var, nerede yok ölenlerin özel hayatlarını didik didik ederek, bak zaten bizden değillermiş, hem psikolojik sorunları varmış diye propaganda yaparak taraftarlarına takılmayın bu olanlara mesajı veriyorlar. Bunun yanında sanki ülkede her şey güllük gülistanlıkmış gibi bir havayı da pompalamayı ihmal etmiyorlar. İşsizlik gerçekten artmamış, ekonomik darlık yaşanmıyormuş da insanlar kendilerini öldürerek iktidarı zora sokma yoluna giriyorlarmış gibi algıya oynuyorlar. Diğer taraf ise onlardan geri kalmayarak buradan acaba iktidarı hedef alacak, onlara zarar verecek bir ekmek çıkar mı diye planlar yapıyorlar. Her cümleyi sorunun özüne inmek için değil de iktidara vurmak için bir fırsata çevirme yoluna gidiyorlar. Yere batsın sizin çıkar çatışmalarınız, çekişmeleriniz diye haykırası geliyor insanın. Ölümlerden neredeyse zevk alacak kadar mazoşist bir topluma dönüşmek gibi felaket bir döneme nasıl geldik anlayamıyorum. Bir millet için bundan büyük dert, bundan büyük çürüme olur mu bilemiyorum. Daha dün mahallede cenaze olunca bir hafta, on gün televizyon izlemeyi, hem komşumuza hem de cenazeye saygısızlık olarak gören bizler, şimdi ölenlerin kılığı, kıyafeti, düşüncesinden dolayı “oh olsun” noktasına geldiysek yazıklar olsun bize demekten başka bir şey de elimden gelmiyor.

Allah aşkına söyler misiniz, kim kendisine emanet verilen canın, bedenin, hayatın intihar gibi kesinlikle kabul edilemeyecek bir yöntemle sonlandırılmasına onay verebilir? Peki, insanlar bu yola tevessül ettilerse, ediyorlarsa ey dindarlar buradan kendinize hiçbir pay çıkmayacağını mı zannediyorsunuz? Bizden değil, zaten raflarında bulunan kitaplar da bunu ortaya koyuyor diyerek işin içinden sıyrılacağınızı mı düşünüyorsunuz? Sizler Hz. Ömer ile Nine hikâyesinde, genelde Halife’nin sırtında çuvalla geri dönüşünü anlatıyorsunuz. El hak doğru, anlatmaya devam ediniz. Peki, serzenişte bulunan nineye Hz. Ömer’in, “Nine, Halife senin durumunu nereden bilsin” deyişine karşı ihtiyar ninenin; “Bilmeyecekti de neden Halife oldu?” diye verdiği cevabın neye tekabül ettiğini hiç mi aklınıza getirmeyeceksiniz? Okuma-yazma bilmeyen ama her doğan yeni günde beni sarıp sarmalayan irfanıyla bana hem analık hem öğretmenlik yapmaya devam eden annem Fatih’te intihar eden 4 kardeş ile ilgili, “Yavrum bu kadar mı çaresizlermiş, el uzatan bir Allah’ın kulu olmamış mı?” şeklindeki yorumla karışık sorusuna bir cevabınız var mı acaba?

Bir öğretmen dostum, “Namaz kılmak kolay, Müslüman olmak zor” diye yorumladı dindarların içinde bulunduğu durumu. Bence de öyle. Şeklen fiyakamız yerinde, gayet iyiyiz ama ruhumuzda fırtınalar kopuyor. Her gün daha fazla mevzi kaybediyoruz. İnsanlığımız batıyor ama bizler Titanik’in orkestrası gibiyiz. Şu gerçeği asla unutmayalım. Hz. Ebubekir’e atfedilen, “Yarabbi vücudumu o kadar büyüt ki, cehennemi ben doldurayım. Oraya başkası girmesin” şeklinde sözü var ya, bu ifadedeki sorumluluk duygusunu bilmeden bu ölümlere bakanların gönül gözleri kararmaya yüz tutmuş demektir. O veya bu şekilde hayatına son veren, o veya bu düşünceden insanların da vebalinin bu toplumun üzerinde olduğunu bilmeden, onların dertleriyle dertlenmeden ne insan olabileceğiz, ne de Müslüman kalabileceğiz. Önce kendimiz aynaya bakmalı, sonra birbirimize ayna tutmalıyız. Yoksa bu gidiş hayra alamet değil.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?