Reklamı Kapat

Milli Görüş bir saadet ve medeniyet projesidir -1-

3 Kasım Pazar günü Milli Görüş’ün beşinci ve tek partisi Saadet, 7. Olağan Kongresi’ni gerçekleştirdi. Kuruluşunun/yeniden doğuşunun 50. yılında onbinlerin katılımıyla çok görkemli ve muhteşemdi. Milli Görüşçüler, günümüzün tüm olumsuzluklarına rağmen kararlı, azimli ve umutluydular. Vefalıydılar. Merhum mücahit Erbakan Hocasına defalarca verdikleri ahitlerini/yeminlerini bozmamışlardı. Yamulmamışlardı. Sadıklardı. Kandırılamamışlardı. Dünyalıklara rağbet etmemişlerdi.

Bilge Başkan’ın mesajları gerçekten “hikmet” yüklüydü. Rabbaniydi, evrenseldi. Ayırıcı değil birleştirici, kuşatıcıydı. Nefrete, düşmanlığa değil, sevgiye, kardeşliğe çağırıyordu. Şahıslarla işi yoktu. Temelinde zulüm olan düzene karşı adalete/adil düzene çağırıyordu. Zulme, egemen güçlere karşı boyun eğmiyor, direnmeye çağırıyordu. Mevcut uluslararası kurum ve kuruluşların dünyada barışı ve adaleti sağlamadığını, yeni bir düzene hem bizim hem de bütün insanların ihtiyacı olduğunu vurguluyor, bunun için önce ülkemizde “Yeniden Büyük Türkiye” ve bilahare de “Yeni Bir Dünya”, “İslam Birliği”, D-8 projelerini dile getiriyordu.

“Toplumsal mutabakata/uzlaşı”ya vurgu yapıyor, buna mecburuz, başka çare, çözüm de yoktur, diyordu. Tüm farklı kimliklerin (din, mezhep, ırk, ideoloji, renk, cinsiyet, dil…) bir arada barış içinde yaşamalarının mümkün olduğunu; devletin ve farklı kimliklerin birbirlerine tahakküm etmeyeceği, devletin farklı kimliklere saygı göstereceği bir toplum/siyasi/hukuki düzen gereğine işaret ediyordu. Ülkemizdeki, bölgemizdeki sorunlarımızı ancak bizler konuşarak çözebiliriz, tespitini yapıyordu. Bu nedenle söyleminde N. Fazıl ile N. Hikmet’i, semah ile horonu, Mevlana ile H. Bektaş’ı, Alparslan ile Selahaddin’i, Türk’ü, Kürt’ü, Acem’i, Arap’ı, Çerkez’i, Arnavut’u, Boşnak’ı, siyahı, beyazı, kadını, erkeği, Ademin-Havva’nın çocukları olarak karşı karşıya değil, yan yana getiriyordu... Adımız insan, soyadımız da Ademoğulları değil miydi?

Bu söylemiyle Bilge Başkan bize Asr-ı Saadet’i, Efendimizin (s.a.v.) Veda Hutbesi’ni ve Medine Vesikası’nı hatırlattı. Tüm insanlar doğuştan eşit olup, takvadan başka üstünlük sebebi yoktu. Herkes insan olarak temel hak ve özgürlüklerine sahipti. Kimse kimseye inancından dolayı tahakküm etmiyordu. Farklı kimlikler siyasal ve toplumsal mutabakat sağlamışlardı. Çünkü İslam; barıştı, adaletti, Allah’a teslimiyetti. Başka kimliklerin Araplara teslimiyeti değildi. Kullara kulluk yoktu. İnsan Hakları Sözleşmesi, Veda Hutbesi’nden on üç yüzyıl sonra 1948’de yapılabilmiştir.

Milli Görüş 50 yıl önce bir imar, ıslahat, adalet, medeniyet projesi olarak doğdu. Hem dünyayı, özellikle Müslüman coğrafyayı kuşatan, sömüren egemen küresel sisteme itiraz, hem de hak ve adalet merkezli yeni bir nizam davası. Hem ülkemizde hem de tüm dünyada. Zulme boyun eğmemek, arzı imar ve ıslah etmek müminlerin görevleri değil miydi?

Yüz yıl önce hilafetin kaldırılmasıyla parçalanıp, bölünerek dağıtılan (bir tespihin imamesinin kopartılıp, danelerinin savrulması misali) ümmetin yeniden toparlanması, danelerin dizilmesi için, bizi birleştiren, Allah-u Teala’ ya ve birbirimize bağlayan tevhit bağı ve Müslüman kimliğimizde bir araya gelmek zorundayız.

İdeolojilere, tağutlara kölelikten kurtulmak için, tevhide yeniden dönmek, tutunmak zorundayız. “Ötekilerin” temel hak ve hürriyetleri ancak adil düzenin egemenliğinde mümkündür. “Öteki”ni yok etmek, sömürmek İslam’da yoktur. Olmamıştır da...

Hak ile batıl mücadelesi her zaman var olagelmiş, kıyamete kadar da sürecektir. Sebepler âleminde yaşıyoruz. Bilinen birçok nedenlerle kimi zaman biri, kimi zaman öteki egemen olur toplumlara... Her iki safta da öncüler toplumların şekillenmesinde önemli roldedirler.

Bizim medeniyetimizde/tarihimizde son iki yüz yıl içinde bizi derinden etkileyen projelerden birisi Avrupalılaşma/Batılılaşma projesi, öteki de Siyonizm’in Arz-ı Mev’ud projesidir. 1839’da resmen başlayan proje, devlet eliyle uygulanagelen değiştirme, dönüştürme, taklit mahiyetinde olup, tüm politikalar bu yöndedir (Tanzimat, meşrutiyetler, Cumhuriyet, devrimler, darbeler, AB süreci...). Siyonist proje de 1897’den beri kademeli olarak sürdürülmektedir. Her iki proje de bize göre medeniyetimize, kimliğimize, değerlerimize, bekamıza yönelik ifsad ve sömürü projeleridir. Ne yazık ki çok da başarılı olabilmişlerdir. Ayrıca Dinlerarası Diyalog, Ilımlı İslam, “oryantalizm” projelerini de birer ifsad projesi olarak belirtmeliyiz. Bu anılan projeler karşısında kimliğimizi/değerlerimizi savunmaya ve çözüme yönelik ıslahat, medeniyet projeleri de vardır. Sultan 2. Abdülhamit Han’ın “ittihad-ı İslam” projesi ile merhum Erbakan Hocamızın Yeniden Büyük Türkiye, Yeni Bir Dünya, D-8, İslam Birliği projeleri.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bahaddin Elçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?