Reklamı Kapat

Mahalle ve ihata meselesi

Öteden beri şu mahalle ayrımı tabiri hiç inandırıcı gelmedi bana. Sosyokültürel ayrışmanın temeline ideolojiyi yerleştirenlerin ısrarlı yaklaşımı bu. Hepten haksız sayılmazlar tabii. İdeolojik kamplaşmanın ilk kendini gösterdiği yerler “görünürlük alanları” dediğimiz makam ve mevki sahalarıdır. Stratejik mevkilere siyasi güç kimde ise o görüşten insanların yerleştirilmesi neredeyse kanıksanır hale gelmiş. Lakin yaşam alanımızın baştan aşağı böyle olduğunu söylemek de abartı olur. Siyasi ayrışma mevki ve makam kavgalarına zemin hazırlayan bir faktör olsa da siyaseten aynı görüşü paylaşıp aynı yolları yürüyen insanların iktidar imkânlarından yararlanma kavgası daha gürültülü ve daha derindir. Baksanıza mahalle boşaldı. Ekmek almaya gidiyorum diye yanınızdan ayrılan kişi dudak uçurtan ekmek ihalesini kazanıp bir daha yanınıza uğramaz oluyor. Mahalle kavramı içi boşalarak sosyolojik anlamını yitiriyor. Birbirinden sorumlu olmak duyarlılığı birbiriyle sorunlu olmaya doğru evriliyor. Mahalleyi bir arada tutan dinamiklere ne oldu acaba? Kimsenin doğru düzgün birbirine selam vermediği, kapısını çalmadığı, sadece aynı sosyal ve kültürel mesafede oturduğu bir muhitte “ihata” sorunu hep karşımızda duracaktır. Sağlıklı bir ihata yoksa aynı yapı içerisinde tedrici ya da gizli bir ayrıştırmanın baş göstermesi beklenen bir şeydir.  

YAZMANIN SOSYOLOJİSİ

Aslolan okumaktır. Çünkü kâinat yazılı bir metin gibi açık seçik önümüzde okunmayı bekler. İlk önce yazılanı sökmek, sonra da yazı yoluyla yazılandan anladığını dile getirmek gelir. İnsan okuduktan sonra yazandır. Yazı materyallerinin çoğalması, yazma imkânlarının artması ile birlikte yazmak neredeyse okumanın önünde seyrediyor. Dergilerdeki ürün sayısına baktığımızda, kitapçılarda kitap çeşitliliği, kitap fuarlarında yazar renkliliğine göz gezdirdiğimizde durumun yazmanın doğal seyri ile direkt alakalı olmadığı görülecektir. Yazmak, bir yetkinlik gerektirmeden de sürdürülebilir etkinlikler arasına girdi. Herkesin kendince kendi köşesinde yazmasına diyecek bir şey yok. Fakat yazar olmayı yazma seviyesi, üslup ve de yazma sabrından bağımsız gelişigüzel bir eylem olarak görmek bugünlere özgü sosyolojik bir vakıa. Muhatabı ile yazı dili ile konuşmak konuşma dilinin çok üzerinde bir tolerans sağlıyor öncelikle. Konuşma dilinde toplum nezdinde mahkûm edilen bir ifadeniz yazma dilinde elastikiyet kazandığından çokanlamlılığın hoşgörüsüne emanet edilebiliyor. Bu sebepten aşkını, hüznünü, günahını, nefretini konuşma dili ile aktarma cesaret ve marifetine sahip olmayan her toplumsal katmandan -özellikle muhafazakâr- insan meramını yazı ile anlatmayı seçmektedir. Yazan kişi, yazdığı metnin kalitesi ne olursa olsun kendini ifade etme sevinci yaşamaktadır ki bu dünyada nasipsizlik yaşayan her kişi için bir ödüldür. Yazanların okuyanları neredeyse solladığı bir toplumu kalemle kurduğu ilişki cihetinde incelemek çok ilginç sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Bundan sonrası sosyologların işi.

BİR OKULDA HAREKET VAR!

Bursa Nizam Karasu İmam Hatip Lisesi. Geniş mi geniş bir bahçesi var. Beni bir okulda en çok ilgilendiren şey nefes alma mekânlarıdır. İki büyük binadan oluşuyor okul. Yanılmıyorsam, ortaokul kısmı ile birlikte tam 1700 öğrenci öğrenim görüyor. Görkemli bir yurt binası inşaat halinde. Öğrenciler kız, erkek, ortaokullu, liseli mutlu mu mutlu. Çocuklar okul müdürlerini bahçede görür görmez hemen yanına gelip sevgi halesi oluşturuyorlar. Çeşitli evsafta beceri atölyeleri var ki bayıldım. Gerçekten de bizim öğrencilere yeter ki imkân verin, bir de yüreklendirin, başaramayacakları hiçbir şey yoktur. Bu okulda da böyle. “Asım” adında bir okul dergileri var. Öyle sıradan bir okul dergisi zannetmeyin. Son derece kallavi. Üstelik Türkiye’nin en iyi okul dergisi ödülünü de almış. Öğretmenler neşeli ve ders biter bitmez okulu terk edenlerden değil. Çeşitli etkinliklerin planlanması için toplanıyorlar. Birlikte kitap okuyorlar, kulüp öğrencilerini kanalize etmek için gayret gösteriyorlar. Konferans salonları son derece kullanışlı ve donanımlı. Ses düzeni güzel, mikrofon sorunu yok, sahne tiyatro gösterilerine uygun. Öğrencilerin hepsi bir çiçek. Evet okul bir proje okulu. Fakat daha ilk günden, proje okulu olmazdan zaten projelere hazır bir heyecanı var okulun. En önemlisi, müdürleri bir şair! Yunus Emre Altuntaş. “Gökyüzü Kundağı” ve “huzursuz rabıta” dersem ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Bu iki şiir kitabının dışında başka kitapları da var tabii. Önemli edebiyat dergilerinde yazdı ve yazmaya devam ediyor. Kadir Karip ve Mustafa Öztürk dersem okulun öğretmen kadrosunun ne denli bir orkestra disiplin ve ahengiyle çalıştıklarını tahmin edebilirsiniz sanırım. Nizam Karasu İmam Hatip Lisesi’nin bendeki bir karşılığı da güzel insanlarla karşılaşmaya vesile olmasıdır. Yoksa Yavuz Selim Sürer ile başka ne zaman ve nerede karşılaşmak nasip olacaktı? Bir çağrıya uyarak gittim Bursa Nizam Karasu İmam Hatip Lisesi’ne. Öğrencilerle ve öğretmenlerle edebiyat, sanat ve eğitim üzerine söyleşip hasbihal ettik. Şimdi hâlâ bana “Bana öğretmenini söyle” deyip duruyorsanız hemen söyleyeyim: Bursa Nizam Karasu İmam Hatip Lisesi öğretmenleri! Hepsine selam olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Sitemli Veli - Nerede sanat konuşuyorlarmış? Hepsinin ağzında küfür...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 05 Kasım 19:43

Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?