Reklamı Kapat

Otorite ve Kötülük

“Hâlâ devletlerin ve sınırların hakimiyeti altındaki bir tarihsel çağa aitiz.” (Alain Badiou, Etik -Kötülük Kavrayışı Üzerine Bir Deneme, Metis Y.  2004 İst. S. 104)

Bir eylem vesilesiyle görünür kılınan kötülük, bir bakıma eylemi gerçekleştirenin kendini ifade etme tarzıdır. Yaşamak, sadece genel algıya göre değil varoluşçuların bilindik saplantısına göre de eylemle anlam kazanır. Kötü, eylemiyle ‘buradayım’ diyebildiği için, varoluşunu ancak bu şekilde ifade edebileceğini düşündüğü için kendisine atfedilecek anlamın ardındadır denebilir. Lakin başlı başına kötülüğün anlamsızlığı yakasını bırakmaz. Pratik olarak erdemi karalamak, iyiliğin karşısında konumlanmak, ahlaki olanı tahrip etmek gibi bir amacı da yoktur. Amaçsızca gerçekleşen ve genel kanıya göre kötü olarak nitelenebilen ilk eylem faili buraya sürükler. Ardından, ya içinde bulunulan durumu yadırgama yahut da dış dünyanın faile yönelik laneti; kötülüğü, nefreti, şiddeti artırarak sürdürmeyi elzem kılar. Zira artık bütün mesele kendini ispatlama çabasına dönmüştür.

Kötülük üstüne yegane anlamlandırmanın maddi çıkar olduğunu söyleyenler de vardır: “Kötü kalpli insanlar için kötülüğün tek anlamı maddi çıkardır. Ötekilerin kötülüğünü isterken hedefleri kendi bencil çıkarlarıdır. Kötülüğü gizleyen kördüğümü çözmenin tek yolu, karşıtlar arasındaki ilişkiyi anlamak, onların asla birbirinden vazgeçemeyeceğini görmektir…” (Georges Bataille, Edebiyat ve Kötülük, Çev: Ayşegül Sönmezay, Ayrıntı Yay, 1997 İst. S. 117 ) Bu bakış açısı kötü kalpliliği ve kötülüğün anlamlandırılmaya çalışılan tarafını basit maddi çıkara indirger denebilir. Halbuki kötü kalpli insanlar kadar kötülük çeşidi olabildiği varsayılırsa maddeye dair hırsı gerekçe göstermek fena halde sığ kalır. Pekala, hiçbir gaye gözetmeden, maddi ya da manevi çıkar amaçlamadan kötülük işlenebildiğini görmek, hatta amaçla alakasız şekilde bir eylemin sonucunun olumsuzluk doğurduğunu ve bu olumsuzun kötülüğe sebep olduğunu gözlemlemek de mümkündür. İşte bu türden kötülüklerde egemenlik kurma kaygısı yok sayılabilir. Ve yine belki anlamdan ve anlamlandırmalardan da uzaktır.

Bireysel anlamda kötülük otoritedeki boşluktan yararlanır. Organize kötülüklerde otoritenin -kısmen de olsa- payı vardır. Bir insanın diğerini öldürmesi, haksızlık yahut eziyet etmesi, bir bombanın infilak etmesi, bir sapığın tecavüz etmesi vs. bu bağlamda otoriteden bağımsız eylemler olmasa gerektir. Aksine bu tür eylemler otoritedeki boşluktan yararlanarak bir ihmalin, ihlalin, planın hatta kasti bir göz yummanın neticesi olabilir. Zira otorite olarak kabul edilenin birincil görevi kendisini otorite kabul edenlerin tüm güvenliğini garanti altına almaktır. Bu bakımdan herhangi bir ihmal ya da ihlal, otoritenin kendisini tanıyıp, sayıp, meşru kılanlara yönelik işlevini ve görevini yerine getiremediğinin yahut açıkça istismara meydan verdiğinin göstergesidir. O kadar ki bir otoriteye tabi insanların güvenliği iktidarın güvenliğinden ve sürdürülebilirliğinden çok daha önemlidir. Esasen egemenin meşruiyet için öne sürdüğü tez de vaat de bu, yani insanların yararına olandır. Lakin işleyiş hiçbir zaman o kıvamı bulamamıştır.

Kötülük işleme anlamında kendini gerçekleştirmiş ve varlığı kanıksanmış egemenlik, daha çok insanlığa zıt yönde ilerleme gösterir ve şahsi hırsın nesnesi oluverir. Bu bağlamda egemen, her tür hesapsızlığı benimseyerek salt kendine dönük hazza yönelir… Farazi öldürmenin hazzına varır ve bunun insanlara yansıyan yüzü sayılarla gösterilir. Bugün şu kadar kişi öldü, ölü sayısı bilmem kaça çıktı gibi… Çünkü öldürmek eylemi başlı başına düşman ilan edilen ve öldürülen kişinin yaşam hakkına el koymaktır; yaşayıp ölmesine bile karar vermektir. Haz duymak açısından egemen kendi ölümüne bile hayrandır ve haz, egemenliğin bir nevi simgesi gibidir: “Egemenlik kendine ölümden başka bir hak tanımayacak kadar ileri gidebilir: Egemenlik hiçbir zaman harekete geçmez, hak iddia etmez; hak iddia etmek hiçbir şekilde egemen olamayan, hep sonuçların peşinde koştuğu için tutsak olan eyleme mahsustur.” (G. Bataille, age. S. 133)

En demokratik sistemlerde bile bu işleyişin çok farklı olduğu iddia edilemez. Otorite tarafından yasada belirtilen haklara riayet edilen, dolayısıyla kötülüğün geçer akçe olmadığı; egemenlerin de hırslarından arındığı ve salt insanların iyiliğine yönelik eylemlerde bulunduğu bir yeryüzü cenneti ancak ütopik olarak nitelenecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?