Reklamı Kapat

İşte bu adam benim arkadaşım

İstanbul’da ne ararsan var.

Ben de hep iyi insanlar aradım ve bulmadım, onları gördüm.

Evime iki yüz metre yakınlıktaki bir sur içinde yaşayan beş altı tane çocuk vardı.

O surun mağarasında yatıp kalkarlardı.

Bir gün o surun önüne çok lüks bir kahvehane yapıldı. Yazlığı ve kışlığı vardı.

Kahvehane sahibi sonradan öğrendiğime göre benim tefsir derslerine devamlı gelen biriydi.

Bir gün birlikte kahve içmek üzere beni kahvehaneye aldı.

O çocukları sordum ona.

“Önce” dedi “Onlara her sabah ve akşam yemek verdim.

Üzerlerindeki elbiseleri değiştirdim. Hamamda tertemiz hale getirdim.

Devamlı onları konuşturarak hepsinin ailesinin İstanbul’da olduğunu öğrendim.

Aileleriyle temas kurdum, azarlamayacakları konusunda söz aldım ve hepsini ailelerine teslim ettim” dedi.

“Aman Ya Rabbi, ellerde ne iyi insanlar var. Ben her gün buradan geçer, yanan yüreğimin kokusundan başka bir şey veremezken, bu yiğit adam sorunu çözmüş” diye kendimi azarlarken çocuklar adına sevindim.

İkinci arkadaşım, her sabah namazından sonra camiden işe giderken termostaki sıcak içeceğin yanına birkaç simit alıp, yolunun üzerinde olan sur deliklerinde, köprü altında kalan kimsesizlerle kahvaltısını yaptıktan sonra iş yerine varıp yanında çalışan işçisiyle Besmele çekip günlük taksimatını almaya çalışır.

Bir gününü bana şöyle rapor etti:

“Elimde kekik çayı, pazar sabahı pencerenin önüne dikildim, hayal âlemini dolaşıyorum.

Köprü altındaki çocuklar düştü aklıma.

Son gördüğümde içlerinden biri soğuktan korunmak için naylon poşet geçirmişti ayaklarına.

Ben de takıldım peşlerine, akşam misafirlerden kalan tezgâhtaki tulumba tatlısı ile meyveleri doldurdum bir poşete, yola koyuldum.

Çam sakızı çoban armağanı, gönül alma babından üç çiğnemlik nevaleyi dağıttık, üzerimizdeki yükü attık.

Biri hemencecik yemeye koyuldu, diğer ikisi çektiler başlarına örtüyü, tekrar uykuya daldı.

Çocukları gönüllemek için bizim zamanımızın ihtiyarları şeker taşırlardı ceplerinde, biz bozuk para taşıyoruz.

Belki buna ihtiyaçları yok ama biz kendi mantığımızı kullanıp avuçlarına sıkıştırdığımız birer ikişer lirayla çocukların ileride anlatacakları güzel hatıraları olsun istiyoruz.

Ezan okunduğunda namaz, cami gördüklerinde iyi adamlar gelsin akıllarına. Veresiyeleri geçtik, şu an karşılıklı kalplerimizde oluşan muhabbet bile bizim için paha biçilmez değerde.

İtişip kakışmaları daha ayakkabılıkların önünde başlar, seslerinden anlaşılır camiye geldikleri.

Göz göze geldiğimizde ancak teskin olur yürekleri.

Aynı safta yan yana durduğumuzda, keyfe gelip zevkle kılarlar namazlarını.

Rükûa eğildiğimizde ulaşırız hazzın doruğuna.

Dizlerini tuttukları minik elleriyle çıplak ayaklarını gördüğümde yağları erir yüreğimin.

Öpüp başıma koymak isterim o minik ayakları.”

İşte bu adam, benim arkadaşım.

Ne mutlu bana.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?