Reklamı Kapat

Elinin emeği

Hayatın hep çetin bir mücadele olduğunu ana-babalar çocuklarına söylerler hatta okullarda da öğretmenler bunu biteviye söyleyip dururlar. Tabi bununla da yetinmeyip şartların giderek zorlaştığını ve ekmeğin aslanın ağzından midesine indiğini de eklerler. Hâsılası artık iş-güç zorlaşmış, geçim güçleşmiştir. Bununla birlikte insanlar çocuklarını okul denen öğütücünün içinde avunup durmaları için ellerindeki, avuçlarındaki her şeyi okullara saçıp dökmekten geri durmazlar. Bir yandan genç işsizlik rakamları diğer yandan hayata atılma yaşı birbiri ile at başı yarışırken ömür denen sayılı zaman da insanoğlunun aleyhine işlemeye devam edip durur.

Bugün gençlerin gelecek endişesi, ailelerin çocukları için duyduğu kaygı yadsınmayacak kadar çoktur. Bununla birlikte çözüm odaklı düşünme nerdeyse sadece tek banda inmiş ve bu bantta artık daha fazla insan taşıyamayacağını göstermektedir. O bant, çocuklarının bir an önce devlet kapısına tutunup kendilerini kurtarma isteğinden başka bir şey değildir. Yaygınlaşan okullaşma ve üniversite mezunlarının sayısının artmış olmasına rağmen niceliğe mağlup olmuş nitelik yoksunluğundan toplum olarak hep bir ağızdan yakınmamız da bu yoksunluğun üzerine tuz biber ekmektedir.

Gelişim dediğimiz şey niceliğin niteliğe galip gelmesi ile olacak şey değildir. Aslında nitelikli bir büyüme gerçek manada gelişimi de beraberinde getirecektir. Gelişim rakamlarına baktığımız zaman Amerika gelişimini devam ettirirken, Çin çok daha büyük geliştiği birçok veride açıkça görülebilmektedir. Bütün bunları bir köşeye yazıp benzer bir örneklem üzerinden gidecek olursak Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan ağır bir şekilde çıkmış olması ve yaşadığı birçok doğal felakete rağmen pek görünmese de gelişimini ve gelişiminin kodlarını halen daha koruyabilmiş olmasında eğitimde kendi geleneklerini bugüne kadar taşıma kabiliyetlerinin izleri görülebilir. Aynı şekilde Çin’in komünist anlayışının kapitalist dünyanın lokomotifine geçmeye hazırlanmasında halen daha okullarında eski usta-çırak anlayışı ile devam ettirdikleri öğretmen eğitimi anlayışları önemli bir noktayı teşkil etmesi de dikkatlerden kaçırılmamalıdır. 

Bugün bu anlayış başka ülkelere de transfer edilmeye çalışıyor olsa da kadim bir geleneğe dayanmadığı için pek başarılı olduğu söylenemez. Bütün bu örnekler ile aslında varmaya çalıştığım şey, çocukları rüzgârın önünde sürüklenen yapraklar misali korumasız bırakan sadece bir diplomaya indirgenmiş hem ebeveyn anlayışımız hem de eğitim politikalarımıza dikkati çekmektir. Çoklukla mesleki eğitime dikkat çekilir ama bununla ilgili bir takım adımlar atılmasından imtina edilir. Oysa bir çocuğun kadim bir zanaat sahibi olması onu dünyanın bin bir tülü hali için koruyacaktır. Dünyanın yaratılışından bugüne kadim meslekler hiçbir zaman önemini kaybetmemiştir. Onun için bu meslekler yaparak öğrenmeyi bir şeyi becerebilmeyi, kıvamı ve ustalığı öğretebildiği için günümüz şartlarında ulaşılan bilgiyi daha verimli kullanma kapasitesi vereceği aşikârdır. Biz de yeri geldiğinde ahiliğe sürekli dokundurulur amma velâkin bir türlü bugüne nasıl intibak ettirilir üzerine konuşulmayan Ahi’lik ve onun kadim değerlerini bugünün toplumsal gelişimin bir parçası haline getirebilirse belki o zaman yeni bir şeyler söylenebilir.

Son yıllarda birçok girişimcilik örneği kişisel gelişim başarı örneği olarak veriliyor ancak burada gözden kaçırılan bir nokta var ki o da önemli girişimcilerin hepsinin bir el becerisi olduğu gerçeğidir. Hep bir garaj hikâyesi ya da başarısız iş arama süreçleriyle geçirilmiş dönemler örnek olarak aktarılır. Oysa bütün bu süreçleri verimli hale getiren asıl noktanın bu kişilerin bir şeyi nasıl yapılacağı veya yapılamayacağına dair elde ettikleri (Tecrübe) birikim ve bu birikimi kullanabilme becerilerinde gizli oluşudur. Özellikle STK’ların hep bir elden bir birinin kopyası işler yapıyor oluşu ve bu tarz bir mesleki gelişimi (Meslek edindirme) ihmal ediyor olmaları da aslında hayret edilecek bir diğer noktayı oluşturmaktadır. Bazı yerel yönetimlerin açtıkları sürekliliği olmayan kursların varlığı bir anlam ifade etmiyor. Çünkü çok iyi düşünülmüş ve organize edilmiş bir çabadan ziyade ilden ile harfleri değiştirilen (istisnaları dışında) havalı işler olduğu kanaatindeyim.

Son zamanlarda karşılaştığım birçok örnek ve özellikle Lübnan’da karşılaştığım Suriyeli mültecilerin yaşadıkları iki farklı süreç bu konuyu daha çok irdeleme gerekliliği kanaatini bende oluşturdu. Lübnan’daki Suriyeli mülteci kampında tanıştığımız genç bir avukat, halinden uzun uzun yakındıktan sonra diplomasının geçmediğini ve bununla beraber belli bir süre eğitim alması gerektiği yeni alacağı sertifika vb. ile kendi mesleğini icra edebileceğini anlatmıştı. Onun dışında kamplara gelen yardımla geçindiği için bu tarz bir süreci başlatamayacağını söylüyordu. Birçok insanlık dramının yaşandığı bu tür kamp ortamlarında gördüğüm kadarı ile zanaat sahibi olan belki az bir ücret mukabilinde olsa da hem kendilerinin hem de ailelerinin izzetlerini korumada daha mahir oldukları gerçeğini hep hissettirmiştir. Bugün ise sadece bir histen öte ciddi bir düşünce halini almaktadır. 

Bu son örnekle birlikte şuraya varmak istiyorum. Kadim meslekler hangi şartlar altında olursa olsun insanı var edecek, rızkının peşinden götürecek güç ve kuvveti sağlıyor. Bunlar icra edilirken her hangi bir engel onların ayaklarına bağ olmuyor. Şimdi çocukların okullarını daha iyi okuyabilmeleri, kendilerini daha güçlü hissedebilmeleri için onlara gerçek birer bilezik vermek lazım ki kollarında ışıldasın ve hayatın gidişatı karşısında hep izzetli ve dik durabilmeyi başarabilsinler. Hayatın getirdiği kimi zor imtihanlardan yalpalamadan, onurlu bir şekilde geçebilsinler. Asıl mücadele insanın kendini ayakta tutacak donanımı edinmesi ve en ufak menfaat karşılığında eğilip bükülmeden yürüyebilmesidir. Toplumları da diğer toplumlar karşısında güçlü kılacak şey kadim bir yolu geliştirerek birlikte yaşayabilme kabiliyetine ulaşabilmeleri ile olacaktır. İnsan için elinin emeğinden daha kıymetli ne olabilir ki? Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?