Reklamı Kapat

Adaletin bedeli

Suudi Arabistanlı imam Mahir el Muaykli, “Eğer bir devlet İslam’a hizmet etmiyorsa o devlet bu dine ihanet etmiştir ve ben o devletten maaş almam” deyip ülkeyi terk etmeye karar verdi. Biz dünyayı Amerika ile birlikte yönetiyoruz diyen satılmış imamlara karşın bedel ödemeyi göze alarak hakkı söyleyen Müslümanların seslerini duyabilmek elbette içimizi aydınlatan bir durum. İslam’ın değerlerini ayaklar altına alan coğrafyalardan öyle yiğitler çıkar ki, onlar ezilmiş halkların sesi, nefesi ve cesareti olurlar. Ne acıdır ki, İslam’ın kalbi Kâbe’yi esir alan Suud kraliyeti Allah’ın dinine karşı küffarla işbirliği yaparken din adamları üç kuruşa tav olup asli değerlerimizi eğip bükmeye kalkıyorlar. İşte tam da o sırada bir imam çıkıyor ve kötüye kötü diyebiliyor. Allah ondan razı olsun.

İslam toplumlarının tükenmişliğinin, cesaretsizliğinin ve yıkılmışlığının en büyük nedeni âlimlerin hakkı söylemekten ve halkı doğru yönlendirmekten vazgeçip yalakalığa soyunmalarıdır. Nitekim Resulullah bu gerçeği şu ifadeleri vurguluyor:

“İnsanlardan iki sınıf vardır ki, onlar bozulduğunda bütün insanlar bozulur. Onlar düzeldiğinde bütün insanlar düzelir. Bunlar âlimler ve yöneticilerdir.”

Kabul etmeliyiz ki, bugün içinde bulunduğumuz garabet durumun sorumlusu,  para ve mevkiin büyüsüne kapılıp yöneticilerin hatalarını meşru gösterecek fetvalar veren ve İslam’ın asli değerlerini siyasete alet eden satılmış din adamları ve onları kullanan yöneticilerdir. Oysa âlimler toplumu aydınlatmak, fertlerin bilinçlerini açmak ve onlara yön göstermekle soruludurlar. O nedenle ilk evvela hak ve adalet ekseninde hareket eden âlimler yetiştirilmeli ve bu kişiler gerektiğinde bedel ödemeyi göze alabilmelidirler.

İyi olana, hak olana tabi olmanın bedeli ağırdır, eğer iyilik adına bir adım atmışsanız bunun için bedel ödemeye razı olmalısınız. Nitekim tarihte zalim hükümdarlara boyun eğmeyen dava adamları, âlimler ağır şekilde cezalandırılmışlardır. Zira onlar vaat edilen makam ve mevkie itibar etmediler, bedel ödemeyi göze alıp hakka teslim oldular. Ebu Hanife’nin haklı direnişini, inanç ve değerlerinden ödün vermemek için ödediği ağır bedeli hatırlarsınız: Saltanatın büyüsüne kapılan Emevi yöneticileri âlimleri etki altına alabilmek için görüşmeler yapmakta ve çoğuna devlet idaresinde önemli görevler vererek susturmaya çalışmaktaydılar. İmam-ı Azam ise verilen yüksek görevi elinin tersiyle itiyor ve asla itibar etmiyordu. Devlet ricali vilayete gelmesi için Ebu Hanife’ye haber gönderdiler, ona yüksek görevler verip ikna etmek istiyorlardı. Fakat İmam-ı Azam bu görevi şiddetle reddetti. Kendisini ikna etmeye çalışan arkadaşlarına şöyle sesledi: “Vali benden vasıt mescidinin kapılarını sayma gibi basit bir işi talep etse onu dahi kabul etmezken nasıl olur da böyle bir teklife rıza gösterebilirim. O benden başını vuracağı bir adamın idam fermanını isteyecek ben de buna onay vereceğim öyle mi? Allah’a yemin olsun ki asla böyle bir sorumluluğun altına girmeyeceğim.” Vali onu ikna edemeyince zindana kapattı ve açlığa, çileye ve işkenceye maruz bıraktı. İmam-ı Azam dalalete karşı çileyi tercih etti ve şehadete yürüdü.

Ağır baskı ve dayatmaların hâkim olduğu Suudi Arabistan’da bir imamın çıkıp hakkı söylemesi yüreğimize su serpti ve umutlarımızı harekete geçirdi. Umarım onun bu tavrı din tacirlerini düşünmeye ve geri adım atmaya teşvik eder.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?