Reklamı Kapat

Milli Görüş ve değişim

“Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” dayatmasıyla süslenen her konuşma, her yazı ve her yorum çöpe atılması gereken laf-ı güzaftır. Basit, klişe bir cümleymiş gibi gelse de bu cümlenin öznesi olan “değişim” oldukça bilinçli olarak yüceltilmektedir. Değişim öyle bir kelime, öyle bir kavramdır ki; değişime yan gözle bakacak olsanız, gelenekçi, köhnemiş, çağın şartlarını göz ardı eden, statükocu, belki de “gerici” olarak suçlanmaktan geri kalmayacaksınız. Değişim, günümüzün küresel dokunulmazlığa sahip nadide hatta “büyülü” kelimelerinden birisidir. Belki demokrasiyi bile eleştirebilirsiniz ama değişimi asla! “Demokrasi, küreselleşmenin bir ön şartı değil, fakat “değişim” kurulu düzenin en başat dinamiğidir. Zira küreselleşmeyi sevdiren, kabul ettiren, gerekli hatta zorunlu gösteren bütün kelimeler, yol ve yöntemler “değişim karargâhında” muvazzaftır.

DEĞİŞİMİN BİR YÖNETENİ, YÖNÜ, BİÇİMİ VE KODLARI VARDIR

Değişimi ilerlemeymiş gibi algılarız… Kimi zaman da değişimi gelişimmiş gibi görürüz. Çoğu zamansa değişim bize çağı yakalamanın istikameti olarak gösterilir. Hatta değişim başarının anahtarı olarak altın tepside bize sunulur. Öyle ki, değişmezsen ilerleyemezsin, değişmezsen gelişemezsin, değişmezsen başaramazsın duygusu benliklere zerk edilir.

Sanırız ki, değişim dediğimiz şey, kendi yolculuğunu yapan bir olgudur. Oysa “değişim” insanlık tarihinin doğal seyrinde oluşan bir olgu olmamıştır. Değişim, yönetilen, yönlendirilen, biçimlendirilen ve kodlanan bir şeydir. Yani değişimin bir yöneteni, yönü, biçimi, kodları vardır. İnsanlığın gelişiminin sonunda ortaya çıkan sonuçlar değildir aslında. Parayı sömüren, gücü kullanan, gündemi belirleyenin, savaşları ve sömürüyü koordine edenlerin, “değişim” süreçlerini özgür bırakacağını düşünmek tuhaf olur.

DEĞİŞİMDE ESKİNİN YERİNİ, YENİ DEĞİL; “KODLANAN YENİ” ALIR…

Değişim dedikleri, eskinin bırakılması, yeninin tercih edilmesi değildir. En azından bu kadar yalın, bu kadar masum değildir. Değişim dedikleri aslında bir tercih değildir. Egemen olanın kendisini yenilemek, güçlendirmek, varlığını ve pozisyonunu daha da muhkem hale getirmek için ürettiği her şeyin dayatılmasıdır. Eskinin yerini yeni almaz; eskinin yerini egemen gücün kodladığı yeni alır. Yeni değil, kodlanan yeni! Kodlamak bir yazılım meselesidir ve yazılımın sahipleri yani kodlamayı yapanlar kendi yenilerine hükmederken, sana da hükmedeler, kendi yenilerine biçim ve yön verirken sana da biçim ve yön verirler. Yazılım teknolojisi olmaksızın verilen savaş uçaklarını hatırlayın. Uçağı size verenler, yazılımı vermeyince, o savaş uçağı yeri gelince senin değil de, yazılımın sahibinin isteklerine maruz kalıyorsa… Değişimde de kodlama bize ait değilse, değişim de bize ait olmuyor. Yazılımı, kodları bize ait olmayan değişim de içimizdeki yabancıyı besliyor.

Değişimi; “belli bir süreç içinde yer alan değişikliklerin tümü” olarak tanımlayan Türk Dil Kurumu dahi değişim kelimesinin cümle içerisindeki kullanımını “Toplumlardaki hızlı değişime uymak zorundayız” cümlesiyle örneklendiriyorsa; konu üzerinde ciddi ciddi kafa yormamız gerekiyor demektir. Bi düşünsenize; “değişim”, “hız”, “uymak” ve “zorunluluk” kelimeleri yan yana!...

KODLANAN DEĞİŞİM, BİR BAŞKA KÜRESEL ENSTRÜMANDIR

Algı yönetiminin toplumları büyük yalanlara inandırdığı, manipülatörlerin sahteleri yüceltip gerçekleri perdelediği, kitle iletişim araçlarının ve medyanın toplum mühendisliğine soyunduğu, sosyal medyada sağlam dokuların bozulduğu; halkların ve insanların adeta “güdüldüğü” bir ortamda, toplumlardaki hızlı değişim neyi ifade edebilir?

Toplumlardaki hızlı değişim, doğal sürecinde ve toplumların lehine midir? Yoksa tasarlanmış, projelendirilmiş; halkları sömürüye, zihinsel işgale hazır hale getiren ve böylece kendisine karşı kullanılan güç karşısında çaresiz bırakan bir yıkım mıdır? Hangi sebep, hangi güç herkesi insanlığı felakete sürükleyen bu değişimlere mecbur kılıyor? Toplumlar bu değişimlere niçin uysun ki!?

Değişim, çok çekici ve cazip bir kelime, ama hiç de masum değil! Terör örgütleri nasıl ülkeleri baskı altında tutmak için dış politika enstrümanı olarak kullanılıyorsa… Faizci ekonomi anlayışı halkları ekonomik sömürgeye tabi tutmak için güçlendiriliyorsa… Yönetilen, kodlanan değişim de bir başka küresel enstrüman olarak karşımıza çıkıyor.

YENİ ÇAĞDAŞLIĞIN EMRİ ÇOK AÇIK: DEĞİŞ!.. HIZLA DEĞİŞ!

Günümüz insanı ve toplumları değişmek hem de durmaksınız hep değişmek zorunda. Dinin, coğrafyanın, ülkenin, milliyetinin hiçbir önemi yok. İster Afrika’da yaşa, ister Asya’da… İstersen Antarktika’da yaşıyor ol. Budistsen de, ateistsen de, Hıristiyansan da, Müslümansan da… Değişime inanmak zorundasın. Değişimin prensibi belli: Neye inanırsan inan ama değişime uyarak inan. Kurulu düzen bizler için hangi değişimleri öngörüyorsa, gerekli görüyorsa onu kabul etmek zorundaymışız gibi genel bir kabulün içerisinde yaşıyoruz. Yeni çağdaşlık, yeni modernizmin emri çok açık: DEĞİŞ... HIZLA DEĞİŞ…

Peki bu küresel emri insanlık dinlemezse ne olur? Cevap çok basit: Kurtulur. Çünkü değişim durduğu an, durağanlığa girdiği an kurulu sömürü düzeni de durağanlaşmaya başlayacaktır. Kendisini yenileyecek psikolojik ve sosyolojik gücü kaybeden hiçbir sömürü ve zulüm düzeni durağanlıkta yaşayamaz. Nihayetinde mutlaka yıkılır…

DEĞİŞENLER DEĞİL, DEĞİŞMEYENLER HAYATIN, MUTLULUĞUN, HUZURUN KENDİSİDİR

Değişim hayatın, huzurun, mutluluğun kendisi olarak da takdim edilir. Öyleyse konumuza bir başka pencere açalım ve şu değişenlere değil de değişmeyenlere bakalım.

Güneş hep doğudan doğar, batıdan batar... Bu yaratılış, bu hakikat hiç değişmez.

Güneş, ısısıyla ve ışığıyla yeryüzünde en önemli hayat kaynağıdır. Bu da hiç değişmez.

Su, yaratıldığı günden beri H2O’dan oluşmaktadır ve binlerce yıldır hiç değişmeden H2O olarak akmaktadır. Ve su, değişmeyen hayat kaynağıdır.

Bitkiler, binlerce yıldır fotosentez yaparak yaşarlar… Fotosentez, değişmez bir hayat kaynağıdır bitkiler için.

İnsanlar yaratıldığından bugüne oksijenle yaşarlar. Oksijen de insanın değişmez hayat kaynağıdır.

Nehirler binlerce yıldır akarlar ve mutlaka denize dökülürler. Hiçbir ırmak denize dökülmeyeceğim diyememiştir. Değişmez bir kanundur.

Bir de değişmez ve mutlak Hakk-BATIL mücadelesi vardır insan için. Hakk hiçbir zaman eskimez ve değişmezdir insan için. Batıl da, insanlık tarihinin bir diğer değişmezidir.

Ahlak da her çağda, her coğrafyada insanlığın muhtaç olduğu değişmezlerden değil midir?

Adalet mülkün temelidir. Bu, bugünün kuralı değil, tarihin akışındaki değişmezdir.

İnsan doğuyor ve ölüyor. Doğum da, ölüm de insan için değişmez bir hükümdür.

Çoğaltmak mümkün değişmezleri. Dikkat buyurun, bu değişmezlerin tamamı hayatın ta kendisi; canlı kalmanın zorunlulukları, manasıdır. Aslında değişenler değil; değişmeyenler hayatın, mutluluğun, huzurun, barışın kendisidir.

Öyle bir hava oluşturuluyor ki, zannediyoruz ki, etrafımızdaki her şey değişiyor... Oysa değişmeyenlerde umut, hayal, dayanak var. Oysa değişmezlerle yol alıyoruz, değişenlerle değil.

DEĞİŞİM İYİ MİDİR, KÖTÜ MÜDÜR?

Değişimin yönüne, iklimine, maksadına ve hedefine göre değişir bahis konusu “iyi” ya da “kötü” oluş. İnsanlığa huzur, barış getirmeyeceği 150 yıllık tecrübe ile sabit olan Batı istikametindeki değişim elbette kötüdür. Ama insanı “eşref-i mahluk” olarak kabul eden, yönü Yeni Bir Dünya olan, yozlaşmayı değil de manayı temsil eden, zulmü değil de adaleti taşıyan değişim ise iyidir. Değişim kelimesine yüklediğiniz değerlerle değişimi teraziye koymak, metreye vurmak gerek. Düşünmeden değişim, ne pahasına olursa olsun değişim günümüz emperyalist dünyanın yönettiği değişim klasiğidir.

İnsanlığı savaşlara, yoksulluğa, ölümlere, yıkımlara mahkûm eden, zulmü kurumsallaştıran Batı yönlü değişimin, değişmesiyse eğer değişim. O zaman değişim aksi istikamette şarttır. Nitekim, insanlık tarihinde değişim Hakk-Batıl mücadelesi eksenli olmuştur hep. Değişim insanlığı ya batıla götürmüştür ya da Hakk’a. Hiçbir değişim yolculuğunda batılı yücelten ve güçlendiren düşüncelerle, kelimelerle Hakk’a varılmamıştır.

MİLLİ GÖRÜŞ BİR AKSİYOM HAREKETİDİR; AKSİYOM DA BİR BÜTÜNÜN DEĞİŞMEZ PARÇALARIDIR

Milli Görüş ve değişim konusuna gelelim isterseniz.

İnönü Üniversitesi’nde Dr. Işıl Arpacı’yı çoğumuz biliriz. Evet, Hocamızla ilgili ilk doktora tezi yapan yani Erbakan Doktoru Işıl Hanım’ı söylüyorum. Sene 2010… Tezine konu edeceği Erbakan Hocamızdan randevu alıyor kendisi. Hocamız bizi de emredince bu görüşmenin şahidi oluyoruz biz de. Hocamız, tezin en önemli kavramı olan Milli Görüş ile ilgili bir izahatta bulunuyor. “Nedir Milli Görüş?” sorusuna kavramsal bir düzlem oluşturuyor. Dikkatle seçtiği kelimelerle izah ediyor, Işıl Hanım ve tabii biz de not ediyoruz.

- Milli Görüş bir aksiyom hareketidir, diyor.

Işıl Hanım “aksiyom” mefhumunu “aksiyon” olarak yazınca Hocamız kelimenin “n” harfiyle değil, “m” harfiyle bittiğini hatırlatıyor ve “Aksiyon değil, aksiyommm” diye vurgulayarak düzeltiyor. Aksiyomun ne anlama geldiğini de ayrıca izah ediyor:

- Aksiyom; bir bütünün değişmez parçalarıdır.

“Değişmez parçalardan oluşmak!”…

Milli Görüş için o kadar kıymetli bir tarif ki bu… Biri değiştiği zaman, bütünü de değiştirecek şeyse eğer “aksiyom”, değişmez parçalardan oluşan o “bütün” insanlığı Yeni Bir Dünya’ya taşıyacak olan kutlu mirastır.

Bu değişmez parçalar için verilmiş onca mücadele, onca fedakârlık var… Milli Nizam, Milli Selamet, Refah, Fazilet ve bugün Saadet… Değişmezler uğruna kapatılan partilerimiz var. Santim sapılmayan Temel Esaslar ile Temel Uygulama Esaslarımız var. Bu aksiyomlarla yola çıkmış onlarca Milli Görüşçü kuruluşumuz var. İşte Milli Görüş’ün yarım asırlık en büyük zaferi bu değişmezi taşıması, yarınki nesillere ulaştırmasıdır.

Toparlayacak olursak…

Milli Görüş’ün en büyük başarısı değişim değil, gelişim içerisinde olmasıdır. Her darbe, her süreç, her proje Milli Görüş’ün değişmez parçalarını değiştirmeye matuftu aslında. Değişim değil de gelişim siyaseti Milli Görüş’ün yerli ve milli kalmasını sağlamış ve bu harekete müthiş bir özgül ağırlık yüklemiştir. “Türkiye’nin Teminatı” sloganıyla taçlanan Milli Görüş partileri değişimle değil, gelişimle bu nişaneye sahip olmuştur. Milli Görüş’ün 50’nci yılında bugün de Saadet Partisi, aynı heyecan, aynı inanç ve aynı kararlılıkla ve “aksiyom”larıyla Türkiye’mizin teminatı olmaya devam ediyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kurdaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Hadra - Öğrendiklerimiz ,Yaşadıklarımız ve taşıdığımız değerlere göre yaşantımızda Büyüklerimizden gördüklerimiz ; Değerlerimizi, İnançlarımızı, Tarih ve Kültürümüzü MAKYAVELİST ve MAKYAVELİZM metodu ile alet ediyor kullanıyorlar kendi yaşantıları bu durumların hiç biri yoktur. Değişmez ve değişmeyecek olan İnandığımız, Öğrendiğimiz yukarıda bahsettiğim değerlerimiz olarak bildiğimiz MİLLİ GÖRÜŞTÜR. ''Gerisi Hep angarya Yüz çok süründün Ayağa kalk sakarya'' demiş ya!

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 31 Ekim 13:37

Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?