Reklamı Kapat

Kaldırım kabadayısının şamatası

Eskiler, korkusuz, cesur, kahraman, cengâver, harp, darp adamı, mahallenin namusunu koruyan, delikanlıların kötü alışkanlıklara dadanmasını engelleyen, güçlü kuvvetli, hayırsever insana, “Kabadayı” derlermiş. Onlara özenen ve gücünü hırsızlıkta, garibanları dövmekte kullananlara da, “Kaldırım Kabadayısı” derlermiş.

Osmanlı yıkılalıdan beri kaldırım kabadayılığını devletler yapmaya başladı. En uzak yerden geliyor, mahalleden birine meydan dayağı atıyor, o dayağı yiyenle dargın olanlar, Kaldırım Kabadayısı’na, “Ellerine sağlık hak ettiydi” diyorlar. Kaldırım Kabadayısı da teker teker bütün evlerdekileri dayaktan geçiriyor, hazinelerini de kendi ülkesine taşıyor.

İkinci gün bir başkasına meydan dayağı atıyor, mahallenin en güzel evine yerleşiyor, o evin sahibine, “Şımardıydı, hak etti” diyorlar.

Mahalleden biri, “Hoop dur bakalım” dediğinde, Kaldırım Kabadayısı, “Bu adam ses kirliliği yapıyor, kulak zarımı deliyor” diye şamata yapınca mahallenin gözleri, “Hoop” diyene çevriliyor.

Kaldırım Kabadayısı onun işini bitirdiğinde bütün mahallenin korkusu diniyor, “Bundan sonra, ‘Hooop’ sesi işitmeyeceğiz” diye birden huzura dönüşüyor.

Hâlbuki dayağı atan o, “Kulak zarım!” diye bağıran da o Kaldırım Kabadayısı.

Bizim hissiz, halsiz, hadsiz, basiretsiz, firasetsizliğimize bakıp bakıp şamata yapıp gülüyor.

Hasan Basri Çantay merhumun, Zekâ Demetleri diye adlandırılan küçük hacimli bir kitabında okumuştum:

Balıkesir’de camiye yakın bir evde, evin hanımı, her gün kocasını dövermiş. Öyle acıtırmış ki kocasının çığlıkları cami cemaati tarafından duyulurmuş. Cemaat dayanamamış, bir gün yüksek bir yerden kadının nasıl dövdüğünü görmek için bakmışlar.

Bir de ne görsünler, koca, hanımının önce ağzını bağlar, sonra döverken kendisi “Yapmaa, etmeee, acı banaaaa…” diye bağırırmış.

Kur’an-ı Kerim’de iç düşmanların, yani Hazreti Musa’ya iman ederek, Firavun’un esaretinden, zulmünden kurtulduktan sonra Musa aleyhisselamın ümmeti arasında eski putçuluklarını diriltmeye çalışan ve altından buzağı putu yapanlara kızan Hazreti Musa, önce kardeşi Harun aleyhisselamın saçından tutup çekmeye başladığında Harun aleyhisselam kullanmış “şamata”dan türeyen kelimeyi:

 “Musa, kavmine kızgın ve üzgün olarak dönünce, ‘Benden sonra geride ne kötü olmuşsunuz. Rabbinizin (azap) emrine mi acele ediyorsunuz?’ dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşinin başından tutup çekmeye başladı. (Kardeşi), ‘Anamın oğlu, bu kavim beni zayıf buldu. Neredeyse öldüreceklerdi. Düşmanı bana güldürme ve beni zalim kavimle birlikte kılma’ dedi” (A’raf süresi ayet 7/150).

“Düşmanı bana güldürme” derken bu “şamata” kelimesinden türemiş kelimeyi kullandı.

Ebu Hüreyre (R.A.), Nebi sallallahü aleyhi ve sellem: “Kötü kazadan, şekavet/hoşa gitmeyen şeylerin başa gelmesinden, düşmanın gülmesinden, altından kalkılamayacak beladan Allah’a sınırdı” diyor. (Müslim, Sahih, K. Zikr, Dua ve tevbe, bab 16).

Sevgili Peygamberimiz, bize: “Düşmanın, senin kardeşine yaptığı kötülüğü yayma/sevinme/düşmana yardımcı olma, yoksa Allah o belaya uğrayan kardeşine rahmet eder de o düşmanı sana bela eder” buyurur. (Tirmizi, Sünen, K. Kıyamet, bab 54, Taberani, Kebir, Vasile bin Eska’ hadis No 17593).

Ülkemizde şeriatçısı, tarikatçısı, radikalı, ılımlısı, sağcısı, solcusu, milliyetçisi, ulusalcısıyla yüzde seksen beşi, Amerika’yı hiç sevmediğini, Amerika’nın yaptırdığı anketle belli olduğu halde  Amerika’nın öldürdüğü her Müslüman için hepimiz seviniriz.

Sümbülzade Vehbi:

“Bahusus ede şematet a’da

Ana takat getürülmez asla”. 

“Özellikle düşmanın sevinmesine insan dayanamaz” diyor.

Zalim Saddam, gerçekten zalimdi. Otuz yıllık iktidarında otuz bin Müslüman’ı öldürmüş. Dünyanın Kaldırım Kabadayısı, gelip, “Öyle otuz yılda otuz bin Müslüman öldürmek iş değildir” deyip bir yılda bir buçuk milyon Müslüman’ı öldürüp, Saddam’ı asarken, Kelime-i Şehadet’i söylerken tamamlatmadan ipini çekiverdiğinde, o yüzde seksen beşlik Müslümanlar ne kadar sevindiler. Hatta zalim Saddam’ın heykelini yıkan Arap delikanlının ailesini topluca öldürüverdiğinde, delikanlının aklı başına geldi ama “Ba’de harab’il-Basra”.

Gerekçe olarak da televizyonlarda şamatacı siyasilerin ve basının, su borularını göstererek, “Saddam’ın, Ankara’yı vuracak silahları”nı söylüyorlardı. Sonradan Amerika, “Sizi kandırdııııım. Saddam’ın o türden silahı yoktu” deyiverdi. Kaldırım Kabadayısı, Müslümanların düğün nedeniyle toplandığı yeri bombaladıktan sonra, öldürdüğü insanlardan birinin nüfus kâğıdını orada bulup, “Teröristin adını adresini öğrendik” diyor, yeni bir Müslüman gurubunu topluca öldürüyor ve o yüzde seksen beş yine seviniyor.

“Ama hocam, onlar da Amerikan karargâhlarına saldırıyorlar” diyor. “Kaldırım Kabadayısı, Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de ne ararmış?” demek aklına gelmiyor. Suriye’ye geldi, Müslümanlardan bizi sevindirecek en azından on tane gurup meydana getirdi.

On tane gurubun, her birini öldürüşünde, yine biz seviniriz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?