Reklamı Kapat

Hayvan Sevgisi ve Kötülük

İnsan, katışıksız kötülük bağlamında tıpkı hayvanlar gibi kendi türünü de öldürebilen, yok edebilen bir varlıktır. Öldürmek eyleminin coğrafya, din, ırk, inanış, ideoloji ve benzeri aidiyetlerle bir alakası olmadığı gibi tür, cins, familya gibi ayırt edici tercihleri de yoktur. Yani durduk yere bir köpeği öldürebilen bir insanı da öldürebilir, bir kurbağaya işkence edebilen ağaç kesmekten, hatta bir ormanı yakıp yok etmekten çekinmez. İnsan yaşamını önceleyen türden hassasiyetlerde acı vermek, öldürmek, yok etmek skalasında pek bağlayıcı görünmez. Kendi türüne ait özerk bir algıya sahip insanların ‘cana geleceğine mala gelsin’ şeklindeki deyimleri can taşıma liyakatini sadece insana izafe etmeleri dolayısıyla iki alternatiften birini tercih etmek gibidir. Ve hatta böyle bir durumda kastedilen can bir başka insan değil kendi canı olsa gerektir ki hayatını korumak için yonga bildiği malı feda etmekten çekinmez.

Kötülük çeşitlemelerinin nadide örneklerinin ardına düşmek amacıyla hayvan hakları yahut canlılara yönelik şiddet vurgusu için İspanya’nın bilmem hangi şehrinde bir boğa güreşi arenasına gitmeye gerek yoktur. Burada, yaşadığımız topraklarda da insan denen canlının kendi türü ve tüm diğer canlılara ne şedit davrandığını, nasıl bir şiddet sergilediğini müşahede etmek mümkündür.

Öldürmek, yok etmek, soykırıma uğratmak sonucuna ulaşan tüm kötülükler aslında daha fazlasına sahip olmaya yoğunlaşan aynı hırsın ürünüdür. Bizler, bu yok etme süreçlerinin ancak son kısmını görürüz. Oysa tüm o sonuçlar baştan tasarlanmış ve uygulamaya konmuştur. Şöyle ki ismi halihazırda Haramidere olan bir semt, dere olma özelliğini çoktan kaybetmiştir ama haramiden de yoksun değildir. İşe koyulduklarında bizzat insan yaşamını hedef alan bu Haramidere haramileri, derenin üstüne beton boca etmiş; dolayısıyla akmakta olan dereden istifade eden, yararlanabilecek olan bilcümle nesillerin kullanım hakkını gasp etmiş, yetmemiş içindeki balık, kenardaki kurbağa, civardaki yengeç demeden dereyi ve toprağı kurdun, kuşun, börtü böceğin, kedi ve köpeğin kullanımından çıkarmıştır. Doğal yaşam alanı gasp edilen kedi, köpek, börtü böcek; toprak üstünde yahut şehirde bir başka mekanı mesken edinmiş, lakin orada da ya sokak hayvanı ya haşerat muamelesi görmüş, insan tarafından öyle ya da böyle soykırıma uğramıştır. Sahiplenilen birkaç kedi köpek güya elitist, ayrıcalıklı, görece rahat bir hayat yaşar. Gel gör ki herhangi bir hayvanın yaşamak üstüne emeli bu olmasa gerektir. Sonuçta yavrulayan bir köpek, insanın şefkat ihtiyacını gidersin, duygu kölesi olsun için evlat yetiştirmez. İnsan da sokakta bulduğu bir hayvanı kötü yola düşmüş addedip kurtarmış, sahiplenmiş olmaz. Hem sahiplenmek diye anılan muhtemelen bir kuşun kafeslenmesi, bir köpeğin eve hapsedilmesi, bir kedinin özel kafes içinde taşınıp hayattan koparılması; kimle oynaşacağına, kimle çiftleşeceğine karar verilmesi, adam akıllı tembelleştirip, miskinleştirip insana muhtaç hale getirilmesi, hasılı bilinçli şekilde türünün istidadını kaybetmesinin sağlanması olsa gerektir. Aristo bunu atın ahlakının iyi bir at olması, koşması, at özellikleri göstermesi olarak tarif eder. Yani atlığı en iyi şekilde yerine getirmek hem bizzat atın erdemindendir hem de yetkinliğindendir. (Nikomakhos’a Etik, Çev: Zeki Özcan, Sentez Y, 2014 Ankara) Aynı erdem ve istidat tüm diğer hayvanlar, canlılar için de geçerlidir. Doğasından koparılan her varlık yaşamdan koparılmış demektir. Bu bakımdan gerek sahiplenme, gerekse kedi köpek, böcek vs. hayvanı ticaret malı bilip meta olarak kullanma, hayvan istismarının daniskasıdır.

İyilik gibi kötülük de gökten zembille inmez. Kişilerden, kurumlardan, insanlardan görülerek, duyularak, bilinerek öğrenilir. Birçok kötülüğe ana sebep olarak, üstüne kötülük tanımı yapılmaması, aksine iyilik olarak lanse edilmesi ve insanlar tarafından öyle algılanması, dahası kötülüğün / kötülüklerin sınırlarının belli olmaması gösterilebilir. Oysa kişisel kabullere göre şekillenen bir kötülük yoktur. Toplumun benimsemesi, göğsünde karşılaması, kanıksaması ve dahi iştirak edebilmesi vardır. Yazıktır ki bu toplum fevkalade iştirakçi bir toplumdur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?