Reklamı Kapat

Ulus devlet ötesi-I

Kaç zamandır insanların bir arada nasıl yaşayabileceği konusunda bir şeyler düşünmeye ve ifade etmeye çalışıyoruz. Sadece farklı kimliklerin bir arada yaşamasından bahsetmiyoruz burada. Her bir ferdin diğer insanlarla ilişkisinin bir şekilde düzenlenmesi gerekiyor. İşte bu düzenlemenin yapılabilmesi için bir otoritenin varlığından bahsediyoruz. Ve bu otoritenin nasıl olması, nasıl kurulması, hangi ilkelere dayanması ve meşruiyetinin nasıl sağlanması gerektiği hususlarında söyleyecek sözümüzün olması gerekiyor diye düşünüyorum.

Siyaset felsefesi aslında bu arayışların tarihi bir serüvenini bize veriyor. Eski Yunan’dan günümüze kadar birçok filozof, âlim ve siyasetçi bu konuda bir şeyler düşünme ve söyleme gereği duymuşlardır. Her çağın şartlarında farklı örgütlenme biçimlerinde devletler oluşmuştur. Site devletleri, derebeylik, imparatorluk, krallık ve hanedanlık gibi birçok devlet modeli tarih sahnesinde yerini almıştır. Bu yönetimler zaman zaman despot bir yöneticinin insafına zaman zaman ise adil bir yöneticinin merhametine şahitlik etmiştir.

Artık günümüze geldiğimizde dünyanın genelinde ulus devlet dediğimiz bir örgütlenme modelinin hâkim olduğunu görüyoruz. Batı’da başlayıp tüm dünyayı saran bir organizasyondan bahsediyoruz. Bu mevcut devlet örgütlenmesi Batılı düşünürlerin inşa ettiği bir yapı üzerine kuruludur. Hobbes’tan Locke’a, Machiavelli’den Rousseau’ya kadar farklı düşünce tarzlarının inşa ettiği bir örgütlenme biçimiyle karşı karşıyayız.

Ulus devletin oluşma süreci kiliseye olan itirazın katlanarak feodal yapıya varmasıyla başlar. Bu noktadan sonra siyaset üzerine düşünenler adım adım ulus devleti inşa etmişlerdir. Ulus devlet temelde kilise ve feodal beyler etkinliğini kaybettikten sonra yeni doğan gücün kurumsal kimliğidir. Ulus devlet yapısı farklı milletleri yönetimi altında barındıran Müslümanlar için parçalayıcı bir özellik ortaya koysa da, feodal yapıyla parçalanmış Batı için birleştirici bir özelliğe sahiptir. Ayrıca bu devlet modelinde devlet ve insan arasındaki uçurumun insan aleyhine büyüdüğü de bir gerçek.

Yaşadığımız çağı gözlemlediğimizde ulus devlet modelinin günümüzde sürdürülebilir olmadığı muhakkak. Bir kimliğin/kültürün merkeziliğinde oluşan bir toplumsal yapıda merkezi kimliğin dışındakilerin varlığı her zaman sorun olmuştur. O yüzden eğitimden dini anlayışa kadar devlet, sahip olduğu enstrümanlarla tüm farklılıkların merkezi kimliğin çekim alanına girmesi için çaba gösterir. Bu da temel insani hakların kamu güvenliği, kamu menfaati veya devletin bekası adına göz ardı edilmesine ya da yok sayılmasına neden oluyor.

Ulus devletin temel paradigmaları insanlığın saadetine gereken cevabı veremediği gibi kötülükleri de büyütüyor. Dünya cennetini vaat eden bu anlayışın geldiği nokta dünya halklarına cehennemi yaşatan bir çatışma dünyası olmuştur. Devletlerin kendi içlerinde halkının yaşam alanına müdahil olması, diğer devletlerle olan ilişkisinde ise kendi menfaatini öncelemesi bu kaosun temel sebeplerinden biridir. Terörün, işgalin ve savaşların kaynağını burada aramak mümkündür.

Bu hafta ulus devlet özelinde neden ötesini aramak gerektiğini tartışmaya çalıştık. İnşallah bir sonraki hafta ulus devlet ötesinin izlerini sürmeye çalışalım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?