Reklamı Kapat

Suriye için yeni süreç

Bismillâhirrahmânirrahîm;

BARIŞ Pınarı Harekâtı başarıyla sürüyordu. Askerin azmi yüksekti. Kamuoyu desteği tamdı. Terör, Mehmetçik karşısında ciddi bir varlık gösteremiyordu. Sahada görünmeyen ABD ne yapacağını bilemez duruma gelmişti. Dünya nefesini tutmuş ABD ve Türkiye arasında yaşananları takip ediyordu.

Böyle bir atmosferde Trump, 4 yakın çalışma arkadaşını anlaşma için Türkiye’ye gönderdi. Heyet; ABD Başkan Yardımcısı ve Evanjelistlerin Trump sonrası ABD’nin başına geçirmeyi planladıkları Mike Pence; Dışişleri Bakanı Pompeo; Beyaz Saray Güvenlik Danışmanı Robert O’Brien; Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’den oluşuyordu.

Trump, heyet aracılığıyla Suriye’nin Türkiye sınırındaki Güvenli Bölge’den teröristleri çekme karşılığında “ateşkes” istedi. Bunu gerçekleştirmek için de 120 saat süre. Türkiye barışseverliği sebebiyle anlaşmayı kabul etti. Şartı şuydu: “Eğer, teröristler bölgeden çekilmezse, operasyon kaldığı yerden devam eder.”

Dikkat ettiniz mi? Trump heyet göndermeden önce Cumhurbaşkanı ve Türkiye’yi hedef alan bir mektup yazdı. Ankara mektubu açıklamayınca, bunu sosyal ağlar aracılığıyla kamuoyuna duyurdu. Türkiye mektubu tartışırken heyet Ankara’daydı. Mektubu konuşacak vakitleri yoktu. Anlaşma böyle psikolojik atmosferde yapıldı.

Sürece Trump’ın benzetmesi damgasını vurdu. Türkiye ve YPG’yi parkta kavgaya tutuşan çocuklara benzetti: “Bir süre kavga etmeleri gerekiyordu, ayırdım.” Böylece Trump, hem sürecin; hem de iki tarafın kontrolünde olduğunu hissettiriyordu. Bir Siyonist kurmay, “Biz dünyayı kelime ve sembollerle yönetiriz” demişti. Operasyonun sembolü mektup ve sosyal ağlar oldu.  

ABD’YE GÜVEN OLMAZ

TÜRKİYE, yalnız ABD’nin verdiği sözler ve yaptıkları anlaşmalara bakarak dış politikasını belirleyemez. Stratejik manevraları, zig zagları, her an değişebilecek gelişmeleri de dikkate almak zorunda. Hani A, B, C… planı denir ya! Akif’in dizesi kulağımıza küpe olsun: “Ehl-i Sâlib’in asla güvenilmez sözüne.”

ABD’nin Türkiye’yi terör örgütü YPG ile bir tutması her şeyi anlatmaya yetiyor. Bunu yalnız “park” benzetmesinde değil; diplomatik temaslarda da görüyoruz. “Ateşkes” için Ankara’ya gönderdiği heyet, YPG’nin yanında olduklarını her vesileyle hissettirdi.

ABD’nin sözlerine nasıl güvenelim? Askerini Suriye’den çekeceğini defalarca söylemesine rağmen, asker ve silâh yığmayı sürdürdü. Ankara’daki anlaşma sonrası bile, “Suriye’nin doğusunda bulunan petrol bölgelerinin Esad rejimi ve Rusya’nın eline geçmemesi için asker bulunduracağını” (21.10.2019) söyledi.

Kabine içindeki bakanların bile, kısa aralıklarla birbirine zıt açıklamalar yapmaları sürpriz sayılmıyor. ABD Savunma Bakanı Mark Esper, 14.10.2019’da, “Bizimle Kore’de, Afganistan’da savaşan; uzun dönemdir NATO’da ortağımız olan Türkiye’yle Ortadoğu’da savaş başlatamayız” derken; bir hafta geçmeden Dışişleri Bakanı Pompeo, “Trump’ın gerekirse Türkiye’ye karşı askeri güç kullanmaya hazır olduğunu” açıklıyordu.

Anlaşmanın hemen sonrası söylenen, “Türkiye her istediğini aldı” sözü çok afakîdir. Süreç tamamlanmamıştır. Manevralar sürüyor. ABD’nin bu atmosferde hiç sahaya inmeden yalnız diplomatik usullerle süreci yönettiğini unutmayın!

SOÇİ MUTABAKATI

ERDOĞAN ile Rusya Devlet Başkanı Putin 22 Ekim’de Soçi’de görüştüler. Güvenli Bölge’den terörün arındırılması kararı aldılar. Suriye’de, Türkiye’yle birlikte devriye görevi yapmayı benimsediler.  Rusya, Suriye’deki sürece “doğrudan” dâhil oluyor; eli güçleniyordu. Fakat güvenli bölgenin kontrolü konusunda endişeler vardı.

ABD, gelişmelere müsaade etmiş gibi görünse de teröre sahip çıkmaya devam ediyor. Hatta YPG’ye “devlet” muamelesi yapıyor. Suriye’nin kuzeyindeki terörün güneye çekilmesi neyi değiştirecek?  Terör bölgeye rahatsız etmeyi sürdürecek. Bölgenin bundan etkilenmemesi mümkün mü? ABD, askerini “geçici olarak” Irak’a çekeceğini söylüyor. Dünya, ABD’nin “geçici” sözünün anlamını öğrendi.

Soçi görüşmesi kısmî fayda sağlasa da; daha “kalıcı” sonuçlar bekleniyordu. Terörün bölgeden arındırılması; ABD’ye, 35 yıldır yaptıklarına karşı “yaptırım” uygulanması gibi. Hep 3’lü olarak yapılan Soçi görüşmesine İran’ın çağrılmaması, İran’ın Türkiye’ye karşı kışkırtılması tehlikesini doğurdu. Türkiye ile İran’ın karşı karşıya getirilmesi en büyük tehlike olur.

Olup bitenler, emperyalizmin İslâm dünyasını bitirme niyetinde olduğunu gösteriyor. Onlarla ilgili kararları ABD, AB, NATO, ABD veya Rusya’nın vermesi onurlarına dokunmalı. Sömürgecilerin bizi birer birer yutmasını bekleyemeyiz. Niçin kurumsal birliğe gitmiyoruz? İki milyara yaklaşan topluluk Batılıların insafına bırakılır mı?

Problemlerimizi kendimiz çözmeliyiz. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu uyardı: “Ortadoğu’da yaşanan problemleri Ortadoğu ülkeleri çözmeli. Burada İsrail’in güvenliğini önceleyen yabancı devletlerle hareket edilirse yüzü görmeyiz.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?