Reklamı Kapat

Hareket üzerine denemeler -Hakikat-

Hakikat nedir? Bir konuda hakikatin ne olduğuna kim neye göre karar verir? Bu sorular bir yönü ile metafizik düşünceye bir yönü ile dini düşünceye dayanan, üzerinde binlerce yıl tartışmaların yaşandığı on binlerce hatta yüz binlerce insanın öldüğü/öldürüldüğü meselelere taalluk eder. Konunun metafizik ve dini düzlemde tartışılması bir gazete yazısı için zor hatta imkânsız, ancak konunun ilkesel düzlemde dile getirilmesi ve daha özelde hareket içerisinde kendisini mahza hakikat olarak gören kişilerin kullanmış olduğu ötekileştiren dil ve söyleme dikkat çekilmesi gerekiyor. Hakikat sorumuz Milli Görüş Hareketi dikkate alındığında, “Hareket için hakikat nedir?” ve “Hareketin ilkelerini kim neye göre belirler?” meselesine dönmektedir. 

Hiç kuşkusuz hareket, Müslümanların kurduğu, öncelikle Müslümanların sorunlarına çözüm bulma gayreti güden bir yapıya sahiptir. Yani bir ilkeden bahsedeceksek bu ilke Allah ve Resulü’ne dayanmak zorundadır. Bu ifade bir imkân gibi dursa da aslında sorunların çıktığı noktaya işaret etmektedir. Allah’a yani Kur’an’a, Resul’e yani Sünnet’e dayanmayan bir İslami yorum var mıdır? Herhangi bir konuda taban tabana zıt görüş bildiren bütün mezhepler iddialarını öyle yâda böyle bu iki kaynağa dayandırmaktadır. O zaman mesele Kur’an’a ve Sünnet’e dayanmak değil Kuran ve Sünnet’in bir yorumuna dayanmak olarak karşımıza çıkıyor. Ol vakit “bir yorumu mutlak hakikat yapan nedir?” sorusu karşısında biraz daha düşünmemiz gerekiyor?

Hareketin tarihi tecrübesine baktığımızda kendisini iki ana yoruma dayandırdığını söylemek mümkündür. Birincisi Ehl-i Sünnet çizgisi, ikincisi Sufi Gelenek bizim tabirimizle Anadolu İrfanı… Bu iki dayanak kısıtlayan değil alan açandır. Yani bir Müslüman olarak insanlarla olabildiğince irtibat kurmanın imkânını sunan iki kavramdır: Ehl-i Sünnet ve Anadolu İrfanı…

Şöyle ki: Ehl-i Sünnet için “ehl-i kıble” tekfir edilemez. Yani “ehl-i kıble” İslam dairesinin içerisindedir. Bundan daha geniş bir Müslüman tanımı mümkün görünmüyor. Anadolu İrfanı söz konusu olduğunda ise “insan olmak ünsiyet için kâfidir.” Cümlesi bizlere kucaklayıcılık açısının en geniş zemini sunuyor.  Dolayısı ile dayanağımız Ehl-i Sünnet ve Anadolu İrfanı ise bırakın hareketin kendi içerisinde ki yaklaşım farklılıklarına sahip mensuplarını, herhangi bir insanın hareket tarafından dışlanması imkânsızdır.

Esasında Ehl-i Sünnet ve Anadolu İrfanı kavramlarının dayanak olduğu açı itikadî olmaktan ziyade siyasidir. Ehl-i Sünnet çizgisi “Şia” diye tanımlanan ve özellikle hilafet sırasını farklı şekilde kabul edip ve imamların masumiyetini savunan nihayetinde mehdici (kaybolmuş 12. İmam) anlayışına dayanan yaklaşımı ret içindir.  Anadolu İrfanı ise siyasi olarak ret edilen “12 İmam” teorisinin birey olarak yani tek tek zat olarak kucaklanması ve hikmetin kaynağı sayılması ile alakalıdır.(tarikatlardaki silsileler buna örnektir) Böylece bütün ümmet bir cihetten ayrıştırılıyor iken başka bir cihetten birleşmeyi başarmış olmaktadır.

Şimdi tekrar sorumuza dönelim; “Hareket için hakikat nedir?” Bu sorunun cevabı zan edildiği kadar kolay olmadığı gibi zan edildiği kadar berrakta değil. Kanaatimce hareket için hakikat “gerçek ve tam bilgidir.” Bir konu hakkında verilecek karar için gerçek bilgi ne ise ona göre hüküm verilmek zorundadır. Peki, gerçek bilgi nedir? Salim ve Selim aklın idraki ve yorumudur.  Bu yaklaşım bir yönü ile olayı çözüyor. Geçmiş ve şuan hakkında ki gerçek bilgi ne ise ona göre karar vermek bir ölçüde kolay. Ancak gerçeklik iddiasını ne belirleyecek? Hele dini olan söz konusu olduğunda gerçek dini bilgiyi yahut yorumu kim belirleyecek? O zaman problemimiz usul problemine dönüyor. Ya geçmişte var olan bir usulü devir alacağız ya da yeni bütüncül bir usul inşa edeceğiz.

Peki, hareket gelecek hakkında nasıl karar verecek?

Bu noktada “ne karar vereceği” değil “nasıl karar vereceği” meselesi önem kazanmaktadır. Ne karar verdiği önemli değil ancak nasıl karar vereceği hareketin iç yönetmeliğinde yahut teamüllerinde çözülmesi gerekir. Örneğin hareketin bir yüksek istişare kurulu ve bir lideri var ise kararlar bu mekanizmadan çıkmak zorundadır. Bu durumda mesele karara değil kararın usullere uygun bir şekilde alınıp alınmadığına döner. Usul de bir sorun yoksa alınan kararın mahiyetinin hareketin diğer organları tarafından tartışılır olması hareketin birliğini bozar ki bu kabul edilmez ve hoş karşılanmaz.

Hareket içerisinde bulunan hiçbir kimse yahut kurum ya da herhangi bir yapı kendi din anlayışlarını hareketin tamamına gerçek din budur diye takdim edip hakikatin taşıyıcısı durumuna kendisini yerleştiremez. Esasında dini olanın hareketle irtibatlı kısmı berrak ancak dini meselelerin hareket içerisinde tartışılması konuyu kalabalık gösteriyor. Hareketin bir hocaya yahut bir otoriteye ihtiyacı var mı? Bence yok. Zira dini yaşantılarda ki eksikliklerin giderilmesi süreç ister ve bu eksiklikler örneklik ile çözülecek meselelerdir.

Siyasi bir hareketin dini pratikler merkezli bir öğretime sahip olması mahiyet çatışması anlamına gelir. Hemen hemen bütün kadrosunu Müslüman olan bir hareketin Müslümanlarca yapılması gereken pratikler üzerine sürekli konuşması hizmet içi eğitimdir. Bu eğitim sadece sevap kazandırır. Birey olarak dini pratikleri eksiksiz yerine getirmek olmazsa olmaz bir öneme sahiptir ancak sosyal ve siyasi alanda faaliyet gösteren bir yapı için sadece bu yöne işaret etmek meseleyi siyasi olandan çıkarma anlamına gelir.

Son olarak “itikadı bozuk” kavramına değinerek bu haftaki yazıya son vereyim. “İtikadı bozuk” demek İslam’ın temel inanç esaslarına inanmamayı ya da yanlış inanmayı ifade ediyor ise bu cümleyi kuran arkadaşları ahlaka davet diyor ve itikadı bozuk dedikleri kişilere sağlam itikatlarının gereğini yapmalarını tavsiye diyorum. İtikat dedikodusu yapılacak bir mesele değildir. İtikat meselesi sosyal medya üzerinden şov yapılacak bir mesele hiç değildir. İtikat tartışmaları hareketin seviyesini taşra vaizlerinin seviyesine çekmekten başka bir işe de yaramamaktadır.

Haftaya nasip olur ise hareketin bütünlüğü ve birliği meselesini yazarız. Vesselam.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İdris Cevahir - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?