Reklamı Kapat

En güvenilir meslek grubu anketi ne demek istiyor?

Dünyaca ünlü araştırma şirketi İpsos 23 ülkede güvenilirlik araştırması yapmış. Soru şu: “Sizce en güvenilir meslek grubu hangisidir?”

Neticeler dünyada ilginç, Türkiye’de çok daha ilginç. Doktorlar, bilim insanları ve öğretmenler tüm dünyada halkın en güvendiği meslek grupları. Türkiye de buna dâhil. Neden acaba? Biraz düşünün ve kendi kendinize cevaplayın lütfen. Siz ne kanaate vardınız bilmem, ama ben galiba sebebini buldum: Üç meslek dalı da yoğun, sabır isteyen, sürekli canlı bir zihin gerektiren, boş zaman sıkıntısı çekmeyen meslekler.

Bilimsel, vicdanî, ahlakî ve insanî doyum farklı arayışlara, negatif yönelişlere girmeyi engelliyor. Öğretmeni kazıdığınız zaman altından öğrenci çıkar.  Doktoru kazıdığınızda “hastalanabilir zayıf insan” çıkar yine. Doktorlar kendilerinin de başına gelebilecek bir dertle uğraşıp çaba gösteriyorlar.

Bilim insanlarına gelince, onlar da doğruluğu “bilimsel isabet” kadar hayatlarının merkezine almak zorundadırlar ki tecessüs zenginliğine kavuşabilsinler. Merak, yalanı olmayan bir ilgi ve araştırma arzusudur. Hiçbir tecessüs sahibi kendisini kandırmadığı gibi başkalarını kandırabilecek entrikalı işlere karşı istidatlı değildir. Dolayısı ile karşıdan görünüşleri ile kendi içlerine bakışları hemen hemen aynıdır.

Peki, İpsos şirketinin güvenirlilik araştırmasında en altlarda hangi meslek grupları var?  Belki tahmin etmişsinizdir; hemen söyleyeyim: TV haber sunucuları, din görevlileri ve politikacılar.

Herkesin ilgisini çeken, fakat kimseye şaşırtıcı gelmeyen bir sonuç bu.

Haber sunucuları temsil ettikleri ekranın hakkını vermek için jest ve mimiklerine kadar ekran başındakilerde algı oluşturmaya çalışırlar. Haberin kendisi değil, verilme biçimidir bir sunucuyu diğerinden ayıran. Televizyon denen aygıt başlı başına bir yalan makinesine dönüşmüştür bugün. Haber denilen olgu kendisi gelen değil, tutup kolundan getirilendir. Oluşundan ekrana getirilişine kadar birçok yeri seyirlik hale dönüştürülmüştür. Dolayısıyla sadece ülkemizde değil dünyanın az ya da çok gelişmiş(!) ülkelerinde haberler ve haber sunucuları olup biteni seyirci algısına uygun biçimde yeniden düzenleyip, dönüştüren imaja sahiptirler.

Politikacıların güven sorunu yaşaması yeni bir şey değil. Siyasetin sonuç alma üzerine kurulu yapısı siyasileri de söyledikleri ile eyledikleri arasında paradoks içerisinde bırakabiliyor her zaman. Doğruyu söyleme biçimi gibi yalanı ve yanlışı söyleyip kullanma şekli de ilginç bir şekilde politikanın pragmatik düzeneği içerisinde yeniden yorumlanıp değerlendirme ayrıcalığına sahip olabiliyor.  Din görevlilerinin toplum nezdinde güvenilirlik noktasında politikacılardan sonra en alt seviyeyi paylaşması hem ilginç hem düşündürücü bir netice. Keşke bu güven anketinin cevapları da detaylı sorularla vuzuha kavuşturulabilseydi. Örneğin, din görevlilerinin hangi söz ya da eylemini güvenilirliğine uygun bulmuyorsunuz? gibi sebeplerle önyargıları birbirinden tefrik edici sonuçlara ulaşılabilirdi.

Din görevlilerine karşı bütün dünyada çok belirgin biçimde güven krizinin yaşanmış olmasının sebepleri nelerdir acaba?

Öncelikle din adına herkesin konuşup hüküm vermesi; hatta kendini fetva ehli olarak kabul etmesi dinin farklı ağızlarda farklı şekillere bürünmesini doğurmuş ve bu durum zihinsel ve ruhsal karmaşa oluşturmuştur. Din görevlileri ibadet vakitleriyle sınırlı bir görev dairesini öylesine kabullenmişlerdir ki sair zamanlarda geniş bir vakti bu minvalde verimlilik, kendini geliştirme ve üretime tahvil edememektedirler. Sanki din görevi statik ve camit bir fikir dünyasını muhafaza etmeyi gerekli kılıyormuş gibi usul, üslup, metodoloji ve derinlik noktasında arzu edilen seviyeye ulaşma gayretini din anlatıcılarında göremiyoruz. Halk da bunun son derece farkındadır. Elbette sinema, televizyon ve romanlarda “din görevlisi” imajının sürekli karikatürize edilmesinin de bunda payı vardır.

Bu araştırmaya bakarak bütün politikacılar, bütün din görevlileri ve haber sunucularını “güvenilmez adam” kategorisine yerleştirmek haksızlık olur. Diğer yandan, tüm doktorların, bilim adamlarının ve de öğretmenlerin sorunsuz ve steril olduklarını iddia etmek de gerçekliğe aykırıdır. Parmağın işaret ettiği noktaya dikkatli bakmak gerekiyor. Her 100 vatandaştan sadece 12’si din görevlilerine itimat edip güvenebiliyorsa ortada ciddi bir durum olduğu da inkâr edilemez.  Tabii burada İpsos şirketinin anketini de bir güvenirlik testinden geçirmeyi de unutmamak lazım. Zira şu soru boşlukta kalıyor: Neye göre, kime göre?

Yine de bütün zaaflarına rağmen bu araştırma üzerinde sadece din görevlilerinin değil her mesuliyet sahibi insanın inceden inceye düşünmesi gerekiyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?