Reklamı Kapat

Her gün biraz daha ıssızlaşıyor dünya

İlk gençlik yıllarımızın büyülü isimlerinin başında gelen isimdi Nuri Pakdil. Bazı sembol isimleri konferans, panel gibi etkinliklerle ya da televizyonlarda arz-ı endam edişleri ile tanıyıp az çok ilişki geliştirebiliyorduk. Aynı durum Nuri Pakdil ismi için geçerli olmadı hiç. O kalabalıklar içerisinde sukut suretinde dolaşan, ama kalabalıklara sürünmeyen bir kişiydi. Kalabalıklarla ilişkisi onlara sürünmek değil onlarla ilişkiyi daha sahih bir mecrada sürdürmek şeklinde tezahür ediyordu. Onu anlatanlar onunla oturup zamanı demli tarafından bardak bardak içenlerdi. Devrimci eda hayatının bütün köşelerine hâkimdi. Nuri Pakdil’le sofraya oturmak da bir simidi bölüşmek de Erenköy’den Bostancı’ya yürümek de başlı başına bir eylemdi. Pakdil hayat karşısında salınışı değil duruşu olan adamdı. O duruş onun bize öğrettiği “klas duruş”tur. Sevenlerinin onu anlattıkları ile onun kitaplarında kendisini anlattığı satırlar arasında ciddi farklar vardı kuşkusuz. Yine de ikisine de eyvallah demekte bir beis yok. “Anneler ve Kudüslerler”le evrensel ahdimizi yinelerken, “Kalem Kalesi”nde yazmanın en incelikli savunma sanatı olduğu mesajını verirken, “Edebiyat Kulesi”nde sözün ziyadesinden arınıp sükûta yaklaşım denemesi yaparken onu anlatanlarla onun anlattıkları arasında ne çok akrabalıklar vardır. Şöyle söylüyordu bu kulenin zirvesinden aşağıdakilere: “Ey acılara yarışan Küheylan/Kalemdir eyerinde dimdik duran”

Pakdil’le hiç karşılaşmadım; lakin onunla çok oturup yoğun sohbetler etmiş kadar kendimi o atmosferin içerisinde hissediyorum. Sevgili şair Mürsel Sönmez’in ondan bahsederken yüzünden diline yükselen katmerleşmiş anlam bu güzel insandan çok şeyler taşıyordu mana bahçemize. Üstadın ölüm haberi ulaştığında aslında onun dünyasına ne kadar yakın olduğumu bir kez daha anladım. Sadece ağaran saçımın sakalımın Nuri Pakdil’i değil gençlik yıllarımın Nuri Pakdil’i de vefatıyla bizimle arasında derin bir boşluk bırakmıştı.

Allah mekânını cennet kılsın.

ORDA BİR ÜNİVERSİTE VAR UZAKTA

Sevgili şair Ferman Karaçam’ın davetine uyarak geçtiğimiz hafta birkaç günü Ardahan Üniversitesi’nde geçirdik. Ardahan benim için çok özel bir yer. Vatanî görevimi kısa dönem olarak bu şehirde yapmış, askerliğin tadına doyamamıştım. Evet, tam 30 yıl önce asker olarak gittiğim Ardahan’a bu kez sivil olarak gittim. İlk fark ettiğim, yıllar öncesinin Kars şehrinin ilçesi olan bu güzel coğrafyanın bugün içerisinde Ardahan Üniversitesi gibi bir akademik yapıyı barındıran güzel, şirin bir ile dönüşmüş olmasıydı. Üniversitenin Göle ve Posof gibi ilçelerde de bazı yüksek okulları bünyesinde toplaması gençlerin kimi meslek alanlarına kanalize edilmesi açısından oldukça önemli. Göle Eczane Hizmetleri Bölümü’nden bir öğrenci ile edebiyat üzerine konuşurken ümidim bir kat daha arttı. Bölgeler arası gelişmişlik ve az gelişmişlik gençler arasında fırsat eşitsizliğine sebep olmamalıdır. Ardahan Üniversitesi önemli ölçüde bu mesafeyi azaltmış. Rus dilinin seçmeli bir ders olarak ilahiyat fakültelerinde okutulduğunu söylersem ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır sanırım. Bu minvalde Rus Dili ve Edebiyatı gibi bir bölüme de sahip olan Ardahan Üniversitesi hemen yanı başında Rusça konuşan ülkelerle kültürel ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için de dil engelini aşma temelli bir hamle başlatmış. Ardahan Üniversitesi ülkemizin diğer şehirleriyle bir kültür ve edebiyat köprüsü kurmanın önemine gerçekten inanmış bir üniversite. Ülke çapındaki üniversite öğrencileri arasında şiir yarışmasına ev sahipliği yapıyor. Bu sene 3’üncüsü düzenlenen şiir yarışmasının konusu Ardahan üzerineydi. İlk üçe giren ve mansiyona layık görülen gençler şiirlerini kürsüde okuyup ödüllerini törenle aldılar. Moderatörlüğünü Ekrem Karadişoğulları’nın yaptığı “Şiir ve Şehir” konulu panele Prof. Dr. Nurullah Genç ve Prof. Dr. Rıdvan Canım konuşmacı olarak katıldılar. “Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Âşık Günleri” adıyla geleneksel hale gelen etkinliğin birçok emektarı var kuşkusuz. Fakat bu etkinliği anlamlı ve de takdire şayan kılan etkinliğinin mimarının üniversitenin rektörü olmasıdır. Hem kültürel canlılık hem gençler arasında edebiyat vesilesiyle “güzel” olanın güzelliklerle buluşması gibi bir amaca hizmet etmiş olması çoktandır özlediğimiz bir şeydi. Üniversitelerin yöneticileri gençlerle daha yakından diyalog kurmalı, onların arasına katılmalı, onların fikrini almalı, doğru ve güzel olanın izini birlikte sürmelidir. Her üniversitede kültür ve edebiyatımızın yorulmak bilmeyen izcilerini harekete geçirmek suretiyle bir seferberlik başlatılabilir. Üniversitelerin rektörleri de buna pekâlâ öncülük edebilirler. Tıpkı Ardahan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Biber gibi. Üç gün boyunca öğrencilerin arasında, misafirlerini bir an olsun yalnız bırakmadan şiir heyecanını kampüsten başlayarak tüm Ardahan’a hissettirmeyi başardı. Kendisi bir fizik profesörü olan Rektör Bey’in fizikle metafizik arasındaki düalizme hiç takılmadan bu konudaki duyarlığını sürdürmesi ayakta alkışlanacak nitelikte. Diğer üniversitelere örnek olmasını diliyoruz. Unutmadan söylemiş olalım; Ardahan Üniversitesi gelecek sene şiirin yanı sıra öyküyü de yarışmaya dâhil ediyor. Öykü ve şiir yarışmasının gelecek seneki konusu: “Ahıska” olacak. Detayı üniversiteden öğrenilebilir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?