Reklamı Kapat

Usun İşlevsizliği ve Kötülük

En can yakıcı kötülüklerden biri insanın aklını kullanmaması olsa gerektir. Aklın kullanılmaması, herhangi bir uzvun yahut bir imkânın kullanımdan çıkarılmasına benzemez. Pekâlâ, kullanımdan vazgeçmek, ıskartaya çıkarmak, emekli etmek gibi de değildir. Algıya ait rutini bozmama, düşünceye ihtiyaç duymama, kabul veya ret noktasında bir tercihte bulunmama, herhangi bir olaya, olguya dair kişisel tasarrufta bulunmama ve benzeri durumlarda kendini gösterir.

Aklın ve kalbin ortak işlevlerinden biri olan anlamak hususunda, İsmet Özel’in, “İnsanlar neye kulak kesilmişse öbürüne sağır” şeklinde bugünün ve bu toprakların insanına dair çıkarımı dahi artık beyhude görünmektedir. Kulak kesilmek, kulak vermek ve hatta kulak kabartmak ortadan kalkmış, yerine kulak ardı etmek, duymazdan gelmek, çok çok isteyerek/istemeyerek kulak misafiri olmak ikame edilmiştir. Neyi duymak istediğine kendisi karar verebilen kişinin duyacaklarına karşı bir rezerv koyması belki kabul edilebilirdir. Ancak çoğu duyulanı insan kendisi seçmez, maruz kalır; işittirilenler üstüne işgale uğrar. Özene bezene kaçındığı, uzak kalmayı tercih ettiği duymak ve anlamak eylemi, kafa konforunu bozacak cinsten doğruya, gerçeğe yöneliktir. Nihayet bile isteye aldanışı pekiştirecek olan duyumlar ile iktifa eder.

Sürekli işlevsiz kalan her uzuv gibi akıl da atıl kaldığında kendine özel kuvveleri yitirir. Bu durum işleyen demirin pas tutmaması yahut ışıldaması gibi bir atasözünün lüzumunu karşılamaz. Daha çok baş ağrıtabilme ihtimali olan doğrudan itina ile kaçınmaktır. Zira akledilmiş olsa rahat bozulacak, evreni kuşatan ezeli uyku kaçacaktır. (Özellikle esnaf milletinin, genel olarak tüm toplumun diline pelesenk olan ‘yastığa kafanı koyduğunda rahat uyuyabiliyorsan mesele yok’ usulü geleneksel kaçış dumura uğrayacaktır. Çünkü bütün mesele rahat uyuyabilmektir! Uykuya dalabilme durumu, toplumsal vicdan rahatlatma ölçütüdür!) Diğer yandan ne hikmetse doğru, kabul edilmeyen gerçek, bu rahatına düşkün insan için baş ağrıtıcıdır, rahatın düşmanıdır. Kişisel konfora, aklın ve ruhun rahatlığına zeval gelmesin için her tür gerçeklikten ezan duymuş şeytan gibi kaçmak iktiza eder. Böylece insan iyi olduğunu, iyi kaldığını, bir algı alegorisiyle iyiyi hâkim kılmak için uğraştığını zanneder. Oysa şahit olunan bir kötülüğün gerçekliğine karşı salt akılsal açıdan atıl kalmak bile hiçbir surette iyiliğin yanından geçmez, düpedüz ve başlı başına kötülüktür. Hayır, düşüncenin yahut duygunun değil akıl konforunun bozulmamasıdır bu durum ve neredeyse tüm kötülük çeşitlemelerinin ana unsurunu oluşturur. Aklını kullanan insan şahsen kötülüğün öznesi olmayacağı gibi şahit olduğuna da eliyle, diliyle, hiç olmazsa kalbiyle müdahil olmayı tercih edecektir.

Kabul edilmelidir ki duyguların kullanımı ne denli kolaysa insan için aklın kullanımı o kadar yorucudur. Akletmek birçok hususta alışılmışın dışında hareket etmeyi gerekli kılar. Bu da kafa konforunun bozulmasını getirdiği gibi fiziksel evrendeki rahatlığın da bozulması demektir ki her insan evladının harcı olmasa gerektir. Allah’ın sıklıkla, “Düşünmez misiniz? Akletmez misiniz?” ihtarıyla insanı muhatap alışı, tam da alışılmış ancak kötülüğe meydan verecek olan insan eylemlerini düzenlemeye yönelik olsa gerektir. Aynı zamanda aklın kullanımı hususunda bir eksikliği, tembelliği, işlev yoksunluğunu en iyi bilecek olan Allah olduğundan, özellikle böyle bir vurgu gereksinimi donanımsal arızayı daha bir belirgin kılar.

Alışılmışı tatbik etmek ve idamesini sağlamak konusunda rahatından feragat etmeyip aklını devreye geçiremeyen insan, süregelen kötülüğü istikrar zanneder. Hatta kötü yaşam koşulları üstüne istikrar yanılgısı zan olmaktan çıkar, inanç haline gelir. Kimse inancından, kutsalından, kendince doğrusundan taviz vermeye yanaşmaz. Nihayet inanç, ibadet hürriyeti vardır ve o serbesti kötünün idamesi şartıyla var olabiliyordur. Ancak insan idame ettirdiğinin kötü olduğu düşüncesine de yanaşmaz. Kişisel anlamda rahatlık sağlıyorsa neden kötü olsundur. Beğenmeyen, benimsemeyen, işine gelmeyen, aklına yatmayan bu toprakları terk edebilirdir. Akdeniz’in serin suları bu toprağın özgürlüğünden edilen cümle insanını koynunda saklayacak genişliktedir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?