Reklamı Kapat

Bavul

Herkes boş bir bavul ile çıktığı yolculukta zamanla bavulunu bir şekilde dolduruyor. Bavulun içerisine ne konuyorsa hayatın ilerleyen dönemlerinde karşısına çıkan meselelere yaklaşımı, çözümleri ya da çözümsüzlükleri hep bu bavulun ne ile ve nasıl doldurulduğu ile ilgilidir. Bir insanın hayat yolculuğu boyunca ihtiyaçları, öncelikleri ve de bunlara karşı geliştirdiği tutumlar bavulunun şekillenmesinin niteliğini belirler. Bugün dünyanın gidişatı karşısında insanların kırılganlığı, çaresizliğini biraz da bu bavul metaforu üzerinden okuyabiliriz. Belki de siyasal zemini ne olursa olsun, ortak bir kavram var insanların sürekli kullandıkları ve bunun etrafında kümelendikleri; o da “mücadele”den başka bir şey değil. Peki, bu kadar yoğun bir kullanıma sahip olan bu kelimenin hayatın bir yerinde karşılığı var mı?

Yaşanılan olaylar ve olayların geliş ve gidişleri sonrası açığa çıkan çıktıya baktığımızda bunun söylemden eyleme dönüşmemiş ve giderek hamaset kazanlarında kaynatılan ve her darlıkta bir tutam ağızlara çalınan bir söz olmaktan başka bir işlevi olduğunu söyleyemeyiz. Bugün herkesin bir ön kabulle iman ettiği(!) piyasa şartlarının gerekleri içerisinde bir noktadan diğerine sürüklendiği bir yerde; insanın, bu akıntıda zaman zaman karşılaştığı zorlukları aşmasına mücadele denemez. Zaten iki noktası da belli olan bir gidişatın içerisinde irade, sabır ve kararlılık gösteremeyen birinin mücadeleden bahsedemeyeceği aşikârdır. Bahsediyorsa da kendini ve etrafındaki üç beş kişiyi etkilemekten başka bir netice elde edeceği de yoktur.

Bugün yaşadığımız dünyada bavulun niteliğini artırmak gerekirken ve bavulun içinin zenginleşmesinden daha çok boş kalmasına yönelik bir çabanın içerisine giriliyor. İnsanlara iki asansörlü bir hayat yolculuğu ve bu asansörlerde göstermesi gereken uyumluluğa göre kademesi ve yaşama şeklinin belirlendiği bir tarz ortaya çıktı. Bu da insanları “mücadele”den ziyade ilişki kurmaya, bir ilişki kümesi içerisinde varlığını anlamlandırmaya sevk etti. Ne yazık ki çokça kullanılsa da bugün insanın bir şahsiyetinin olması, onun güçlü olması yerine aynı tornadan çıkmış tek seri ürünler gibi birbirinin benzeri tipler üretilir oldu. Hayatın giderek tatsız tuzsuz olduğu söylemlerinde bunun etkisi açık bir şekilde görülebilir. Kolaycı bir anlayış, işini yürüten kaptan ve sürekli ağlamaya teşvik edilen (ağlamayana meme yok) birinden bir “mücadele”, bir “karakter” ortaya koymasını beklemek beyhudedir.

Bunu şu şekilde ifade edersek topluma rol biçen terziler hep malzemeden çaldıklarından hiçbir iş düzgün bir şekilde yürütülemedi. Bavulunu düzgün bir şekilde oluşturanlar her fırsatta dışlandı. Ondan dolayı liyakat ve ehliyet sadece romantik iki sözcük olarak kendine yer bulabildi. Öne çıkan insanlar ya da öne sürülenler bir şeyi değiştirmek, bir şeyi ikame etmek için değil sadece önüne gelen her şeyi kabul etmekte bir beis görmeyenlerden seçildi. Ondan dolayı söylemleri aşınmış, mana gücü de kaybolmuştur. Gerçek bir ölçek, kendini sığaya çekecek bir mihenk bulamayan insanın hayatı eşyanın hükmüne göre şekillenmiş, ağırlığı da maddesinin ağırlığına göre takdir edilmiştir.

Böylesi bir insanın bir hayale, bir hedefe yol alabilmesinin imkânı yoktur.  Heyecanı, aşkı, umudu ve emeği olmayan bir insan için hayat, rüzgârın önünde sürüklenen yaprak gibidir. ‘Hayır’larını yani karar kabiliyetini, tercih edebilme melekesini yitirmiştir. Bugün dünyanın birçok yerinde insanların gündelik koşuşturması, günlük uğraşı bir mücadele olarak sunuluyor. Lakin bunu bir mücadele olarak göremeyiz. Çünkü bu uğraş sadece işleyişin aynı şekilde kalmasını sağlamaktadır. Onun için “mücadele” insanın kendinden başlayarak bir değişimi, dönüşümü gerektirir. Şayet bunu gerçekleştiremiyorsa bir insan,  o zaman sadece sayılı olan ve bu şekilde geçip giden saatleri tüketiyordur. “Kusurlarımızı ayaklarımızın altına alırsak, kendimize merdiven kılarız” diyen bilgenin sözünü yedeğimize alırsak, bavulunu düzenleyen ve öncelikleri, ihtiyaçları belirleyen biri için sahici bir yol tutmak mümkündür. Çünkü içini düzeltenin dışı da düzlüğe çıkar. Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?