Reklamı Kapat

Kâğıt kalem ilişkisi sadakat ilişkisidir

-Bu Günlük Bu Kadar!-

Beş sene çıkan Kırklar dergisi serüveni bizlere çok şeyler öğretti. İnsan üzerine her tür eser yazabilecek kadar deneyim sahibi olduk. Tecrübe kelimesini özellikle kullanmıyorum; çünkü deneyim insan üzerine eskiz çalışması yapmanın önemini daha iyi ifade ediyor. Şimdi uzun süreli dergisiz geçen yılların boşluğunu telafi etmemiz lazım. Dergisizlik boşluğu öyle apartman boşluğu gibi bir şey değil elbet. Kayda değer sözlerin kendini ifade edebilecek mecradan yoksunluğunu kastediyorum. İnsan üzerine hacimli bir roman yazabilirim. Hatta insan üzerine her türlü bahse bile girebilirim. Ben insanların karanlık odalarını dergi çıkarma süreçlerinde gördüm. Şimdi kendi aramızda fısıltı tonunda yeni bir derginin hayalini dillendiriyoruz. Çok fazla kişi değiliz, az da değiliz. Derginin ismi ile ilgili değişik önerileri olan arkadaşlar var. Ama “İtibar” ismi ağır basıyor. Öncelikle derginin zemin etüdünü yapmamız gerekiyor. Sonra en az üç aylık bir ürün birikimi olması lazım. Malum dergi çıkarmak oldukça masraflı bir iş. Bir iki atımlık bir dergi olmasını istemiyorsak bir dergi fonu oluşturmamız, bu fona her toplantıda herkesin gücü nispetince maddi katkı sağlamamız faydalı olacaktır. Mustafa abinin geçen gün TYB İstanbul Şubesi’nde beni bir kenara çekip söylediklerini de dikkate alacağım. Dergâh dergisinde yazmış olmak bana yetiyor. Peki, öyleyse hâlâ neden kendini bir dergi macerası içerisine sokuyorsun diye sorabilirsiniz. Cevap veriyorum: Dostluk ve arkadaşlık kenarda durmaya mâni de onun için. Dergide hedefimiz ilk sayıyı Ekim ayının başında çıkarmak. Allah mahcup etmesin.

(22 Ağustos 2011- Pazartesi)

12 Eylül yılların üzerinden tank gibi geçiyor. Yaşı 50’yi aşmış olanlar bir iç kanama gibi yaşıyorlar o günlerin derin izlerini. 12 Eylül kimden ne istiyordu? Bunu hâlâ çözmüş değilim. Komünizme karşı yapıldığı söyleniyor; iyi de o zaman ne diye Kenan Paşa başörtülü kadınların başlarını açmaları için olmadık akıl dışı örnekten medet umar hale gelmişti. Öte yandan hangi yararı gözeterek Din Kültürü derslerini zorunlu dersler kategorisine dâhil etti? Kitaplar toplatıldı. Bir onlardan bir karşıtlarından darağacına gencecik insanları göndermekten geri durmadı. 12 Eylül bizim kuşağın en korkunç travmasıdır. Caddede gezmek yerini caddeden geçmeye bırakmış. Şafak baskınları nicelerimizin uykusunu hançeresine düğümlemiş. Kahrolsun ile yaşasın arasında gençliklerini zayi etmiş vatan evlatları hâlâ o zamanların bir türlü olmayan sabahlarının nöbetini tutmaktadırlar. Bugün kütüphanemi dolaştım. Dolaştım dedimse, parmaklarımla raflar arasında gezinerek ve göz gezdirmek suretiyle. Ah ne anlamlı bir güzelliktir göz gezdirmek! Bir çocuğun serçe parmağından tutup şehrin en güzel parkını gezdirmek gibi. 12 Eylül öncesinden kalmış kitaplarımı saklandıkları yerden çıkardım, havalandırdım, güneşe çıkarır gibi masamın üzerine yığdım. Kitapların da mahkûmiyeti varmış meğerse. Abdullah Ülvan’ın Gençler İşte Davanız kitabını onlarca yıl sonra yeniden okumaya çalışıyorum, hiçbir şey anlamıyorum söylediklerinden. Yusuf Kardavî’nin Tek Çare İslami Çözüm kitabı da öyle. Derdi bitenin anlam dünyası da ait olduğu yere geri gidiyor. Sokağa çıkma yasaklarından bana ne kaldı diye soracak olursanız, hemen söyleyeyim: Ev sevgisi ve kitaplardan dünya kurma istidadı.

(12 Eylül 2011-Pazartesi)

Bugün bir lise öğrencisi, “Madem şair olmak, yazar olmak gibi bir temayülünüz vardı ne diye eğitimci oldunuz?” diye sordu. Sorunun kavrama noktasını bulamadığım için cevaplamakta biraz zorlanır gibi oldum. Yazar olmak, şair olmak ve eğitimci olmak denilen şeylerde geçen “olmak” kelimesi aynı anlamı ihtiva etmemektedir. Kimi zaman nüans dediğimiz şey iki husus arasında en büyük nirengi noktası olabilmektedir. Yazarlık öyle bir oluş biçimidir ki onu kişi kendisi kendi bünyesinden devşirir. Eğitimci olmaktaki “olmak” ise kişiyi türlü gayret ve yaklaşımlarla eğitimciye benzetme ameliyesidir. Kendi içindeki terakkinin farkında olmayıp da vasattan mükemmeliyet çıkarmaya çalışanlar her zaman dış desteklerle bir seviyeye ulaşma peşindedirler. Şair kendisine rağmen şair olandır. Yazmak kendi içerisinde kocaman bir dünya taşır. Bunun çerçevesini ne fakülteler çizer ne de müfredat hazırlayıcılar. Yazdıklarını düz yazı bir hayatın malzemesi kılmayan kişiler her zaman ilk adımlarına sadık kalırlar. Zira kâğıt kalem ilişkisi sadakat ilişkisidir.

(15 Eylül 2011 Perşembe)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?