Reklamı Kapat

Küller ve kemikler

Rahmetli Ahmet Uluçay, “Benim bir derdim var.  Benim kameram bir çocuk gözüyle dünyaya bakıyor” diyor. Yalın, samimi insanın tam da yüreğine dokunuyor. Bütün oburluğu ile insana ve onun en yalın haline, samimiyetine, coşkusuna göz koymuş bir düzen içerisinde sadece o çocuğu yaşatabilirsek ve o çocuğun samimiyetinden sadır olan sözlere ve de eylemlere odaklanabilirsek bütün insanlar adına, tabiat adına güzel şeyler olabileceğini görebiliriz. Ahmet Abi de bunu söylüyor. Bütün bu mesafenin verdiği duygular içerisinde kalkıp buralara kadar gelebilmiş bir kitap, ‘Küller ve Kemikler’, başucu kitabı değil belki ama başından sonuna defaten okunan bir kitap olarak hep elimin altında duruyor.

Sayfalar arasında yolculuğa çıkınca hepimizin hikâyesinden bir parçayı alıp alıp sanki cümlelerinin arasına serpiştirmiş gibi. Sonuçta baktığımızda neyimiz var ki? “Biz düş yoksulu olduk Yakup. Benim sevgili çocuğum...” diyor. ‘Düş yoksulu’ olmak ne kadar acı bir durum değil mi? Düşlerden kovulmak bir yana artık düş kurulamayan bir zamana geldik. Kimsenin düşleri yok, rüyalar ise artık bir anlam ifade etmiyor. Bugün sadece kurgulanan, pazarlanabilen kurmaca “rüya/dream”lar var. Bir de tasarlanmış bir takım rüyalar var ki kimse o rüyalardan uyanmak istemiyor ve uyandırılmak da istemiyor. Çocukluğuna gidiyor ve Yakup ile konuşuyor, ona dertlerini anlatıyor. Yakup bir defter sanki ona yazıyor. Bütün hayatını bir şekilde kayda geçiriyor.

“Aydınlık sabahları muştulayan ak horozlar

Dönün rüyalarıma

Geniş avlular, kuyuların çıkrık sesleri

Dağ yolları, şen çıngıraklar

Dönün rüyalarıma”

Bütün bu hengâmenin içerisinde aydınlık sabahlara, tabiatın ve insanın en yalın haline bakarak, bir çağrı yapıyor ve “dönün rüyalarıma” diyor. Hayat hikâyesini az çok herkes biliyor. Bir hayalin peşinde bir ömür geçiyor. Onun gerçekleşmesi için gösterdiği azmin, gayretin ve sebatının izlerini görebiliyoruz. “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” filmi herkesin tadı damağında kaldığı ve sarstığı bir filmdi. Bu yarım kalmışlıktan etkilenen insan sayısının bir hayli fazla olduğunu ifade edebilirim. Bir ömür boyu uğraştığı sağlık problemleri nüksedince onun kameralarından bize yansıyacak yeni hikâyelerden de mahrum kalmış olduk.  Bu dünyadan göçerken iyi insanların kervanına katılarak önden gidiyordu. Küller ve Kemikler”de film sürecini, hayatının çeşitli dönemlerini, gün gün düştüğü kaygıları görebiliyoruz. Kendisi ile hesaplaştığı noktalara da uğruyoruz ve piyasanın riyakârlığı-çıkarcılığı, insanların gerçek yüzlerini rahatlıkla takip edebiliyoruz.

Elitist bakış açılarının sınırlılığı ve her şeyi kontrol altında tutmaya çalışan sermayenin ve onların ilişki ağlarının görmemesine rağmen o bildiği ve hayal ettiği şeyi her şeye rağmen ortaya koymuş olması bugün daha bir anlamlı hale getiriyor. Bugün hep beraber vicdanlarımızı susturduğumuz yerde o yorgun ve sızılı yüreğine sesleniyor ve diyor ki “haydi uyu yüreğim.” Hayatın olduğu yerde var-olmaya ve cevelan etmeye çağırıyor. Hayatın yönünü biraz da olsa insanın içine doğru, kendine doğru çeviriyor.  İster sinema merakınızı doyurmak için isterse bir sinema sürecini, sanatçının sancılarını yakından anlamak için kitaba vakit ayırmakta fayda var. Yakup önemli bir iç yolculuğun diğer bir kahramanı… Yani çocukluğun, saflığın…  Hayatın olduğu yerde hiçbir şey sabit durabilir mi? Belki Ahmet Uluçay ile dertleşmek, konuşmak istersiniz, o zaman okumakta, izlemekte fayda var.  Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?