Reklamı Kapat

FETÖ üretenlere karşı, uzman türetenler

Kaybettiklerimizden biri de mütehassıslarımızdır. Hepsini “Uzman” eyledik.

Ülkemize kamyon markası olarak girmeden önce de “man”laşmış mıydı erkek-kadın ayrımı yapılmadan insanlarımız; cevabım yok. Önce doktorlardan aldık mütehassızlığı ve uzmanlaştırırken onları, her mesleğin erbabına da verdik bu sıfatı bol, bol.. Gazetelerimizin haberlerinde “Oto hırsızlığı uzmanı filan yakalandı” gibi tanımlar okumaktan rahatsızlık duymadık hem de.

AKP’nin insanlarınca yönetilirken, parsel parsel satıldığı iddialarıyla gündem olan başşehrimiz Ankara’dan bir haber düştü sosyal medyaya.

Belediyelerde muhalefet olmayı becermeye çalışırken AKP’liler, bir itirazlarına aldıkları cevapla öğrendiler, soygunlara nasıl imza attıklarını.

2009’da Ankara Belediyesi’nde işçi olmuş. 2015 yılına kadar çok büyük hizmetler yapmış olmalı ki, çalışma kanunundaki işi bileceksin, işe gitmeyeceksin maddesini uygulamış yahut uygulatmış kendine; tam 4 yıl.. Kişiliğini saygınlaştırmayı da ihmal etmeyerek..

“FETÖ Uzmanı” diye kart bastıran Ankara Belediyesi işçisi, çağrılıp “Niye gelmiyorsun” diye sorulunca, bizi burda neden kendinden mahrum bırakıyorsun, vezninde anlamış olmalı ki soruyu, “Devlete çalışıyorum” demiş.

Her sabah işinin başına, ki neyse artık o işi, gelseydi belediyeye çalışmış olacaktı. Gelmediğinde devlete çalışmış oluyormuş. Bu doğru anlamamız da izaha muhtaç.

İşe gelmediğinde devlete çalışıyorum cümlesinin kamuslarımızdaki manası bir tanedir. İşe geldiğinde varlığıyla, çalışmasıyla, ilişkileriyle ve düşüncesiyle devlete sürekli zarar veren, işe gelmediğinde, bahse konu o zararları yapmayacağından, kendini devlete çalışıyor saymasında bir mahzur yoktur.

Lakin gerçek böyle değildir.

Meseleyi iyi anlamak için yazımızın başladığı yere dönmeliyiz. Yani uzmanlıklarımıza, ya da en son duyduğumuz uzmanlık dalının bilimselliğine..

Sanayi ve Ticaret odalarımızca tescilli “FETÖ uzmanlığı” diye bir meslek henüz yokken ve devletimizin işe alma şartlarında da ilan edilmiş değilken, nasıl oluyor da “FETÖ uzmanı” kartını görenlerin aklına bir kandırılma duygusu gelmiyordu. Kimbilir, belki de her karşılaşan onun uzmanlık alanına girmediğini yemin billah ifade etmeye çalışıyordu.

Buraları biz bilmeyiz, devletimiz bilir. Onu da sorgulayacak veya bilgisinden şüphe edecek değiliz. Mesela sayın Binali Yıldırım bir AKP hükumetinin Başbakanı iken, 15 Temmuz’u “Bir kalkışma var” şeklinde bilmişti.

Biz, olayın yan dallarında “uzman”lık arayacağız.

ABB’nin Meclis Başkan Vekili AKP insanı soruyor, mevcut başkana: “Ekmekle oynayan namussuzdur, alçaktır, demiştiniz seçimden önce. Verdiğiniz bu sözü neden tutmuyorsunuz?” Kendi partisinin başkanlarının, yanlış kişilere verdikleri sözü tutmakla maruf oldukları henüz unutulmamışken..

Bir “FETÖ Uzmanı”nın işe gelmemesinden dolayı iş akdinin feshedilmesinin hesabını böyle sorarken AKP yetkilisi insanımız, muhalif ya da muvafık herkesin geçtiği ev, sokak, mahalle eğitiminden öğrendiğimiz bir ahlakiliği de hatırlatıyordu. “Ekmekle oynayan, namussuzdur, alçaktır!”

Mahmut Toptaş hocama sordum. Büyüklerimizin, ekmekle oynamanın yanlışlığını anlatmak için biz çocuklara duyurdukları “Şeytan, ben ekmekle oynamam. Af ümidim vardır, demiş” cümlesinde bir hata olup olmadığını.. Ayet ve hadis yoktur böyle, fakat mahzuru da yoktur derken, Kureyşlilere “Ben ayrılıyorum, beni geçtiniz” dediğinin ayetini anlatmaya çalıştı bana. (Kusurlarım affola!)

4 yıl işe gelmeyen ve fakat iyi derecede maaş alan bir belediye işçisine, 20 yıllık AKP iktidarı günlerinde “FETÖ uzman”lığını kazanmış olsa da ihtiyacının olmadığını beyan eden Belediye Başkanına “Ekmekle oynamak” hesabı sormaya kalkan AKP’nin görevlisi insanımız, acaba, kendisinin ve hesabının peşine düştüğü kişiye belediye işçisi sıfatı verenlerin, ekmekle oynayanlar olduklarını biliyor mu?

Bu şu demektir: İşine devam eden ve ona vazife kılınan işi yapan bir belediye işçisi, aldığı ücretle veya maaşla evine helal kazançlı ekmek götürürken, “FETÖ uzman”ı kartı bastırarak 4 yıl işe gitmeden maaş alan birinin helal sayılamayacak bir yolla evine ekmek götürmesi, o kişinin ekmeğiyle oynamaktır. Bu yolla, yöntemle, şekille, halle evine ekmek götüren AKP’lilerin, varsa, meşruiyet iddialarını kabul etmiyoruz. Küçük Cem’in savunmasına ise birazdan geleceğiz.

Haber sitelerine “FETÖ uzman”ı sıfatıyla konu olan kişinin “Devlete çalışıyorum” cevabında kastedilen kurumumuz MİT’in, “Tanımayız” demesini, icabında tanıdıklarımız da var böyle kişiler içinde, gibi anlamasın hiç kimse. Çünkü hassasiyetiyle ünlü o kurumumuz, çalışanlarını başka yerlerden ücretlendirerek daha ilk günde ifşa olmalarına zemin hazırlamaz.

Bu kanaatimizi doğru kabul edersek, olayın tartışılması gereken başka boyutları ve ihtimalleri olur. Zira malzeme sanılandan daha fazladır.

AKP’ye yakınlığıyla ve yakınlarda da hısımlıklarıyla ünlü “İnternet haber sitesi” de bir el atmış bu konuya. “Uyanık” sıfatıyla anlatmaya başlamasını kartvizitli kahramanı, uyanıklık saysak mı bilmem, saymasak mı?

“Bana operasyon çektiler. Benim üzerimden Başkan’a da operasyon çektiler.”

Bu ifadedeki masumiyete bakar mısınız?

Üstelik başkanı korumayı da ihmal etmiyor. Sonra da gelsin itirafname.

2009’a kadar FETÖ içinde yönetici. 2009’da belediyede işçi.. 2015’ten sonra ortada yok.

“Türkiye Cumhuriyeti’nin bazı kurumlarıyla tanıştığından…” Diğer işçilerin ya da FETÖ’den kovuldum demeyenlerin böyle bir tanışma şansı yok. Gerek yargıdan, gerek güvenlik kurumlarından o dönemdeki yetkililer demişlerki belediyeye, bu önemli kişiye siz maaş vermeye devam edin..

Yargıdaki ve güvenlik kurumlarındaki telefon eden yetkililer değiştiğinde veya belediyede telefon alan yetkililer değiştiğinde, yeni gelenler yeni telefonlar mı etmişlerdir, yoksa edilen o eski telefonların hükmü mü hep geçerli olmuştur?

İnternet haber sitesi “uyanık”larının savunmasına devamda. “Çok önemli bir bürokrat aranarak, buna yanlış yapmayın” da denilmiş. Kim kime demiş? Söylenirse olmazmış.

Operasyon bunun neresinde? Küçük Cem’in icraatlarında olmalı. Fakat siyaset tarihimizden bir misalimiz var, bu savunmaların çağrıştıdığı; o notu da düşmeliyiz.

Babasını kimin öldürdüğüne hala karar verememiş Ahmet Özal’ımız anlatıyordu: Başbakanlığa gittim. Babam çok üzgün. Daha birkaç aylık başbakan. Gel Ahmet’im dedi. Bunlar bana istediğim gibi bir başbakanlık yaptırmayacaklar. Biraz önce iki general geldi. Menderes gibi yaparız, diye tehdit ettiler.

Seçim meydanlarında idamlık gömleğimi yanımda taşıyorum efeliğiyle oy toplayan Özal, iki general dediklerinin Türk generali olduğuna inandığından mı sormayı akıl etmedi Genel Kurmay Başkanlığına. Bunlar kimdir ve kim gönderdi, görevlendirdi diye. O general kıyafetliler varsa ve Türk olsalar da Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi insanları olduklarına bu fakir hiç inanmadı. Bunu da Ahmet Özal’ımızın o röportajı verdiği günlerde yazmayı ihmal etmemiştik.

Ortada bir operasyon varsa, gelelim şimdi o operasyonun ne olabileceğine..

Ünlü Türk gazetecilerden Küçük Cem’in bir yayınevi varmış ve o yayınevi 2015 yılında, yani “FETÖ uzmanı” kartvizitli kahramanın görünmezleştiği 2015 yılından bir yıl önce, kitabını yayımlamış ve reklam etmiş, bizzat kendi ağzından hem de.

“Cemaatin içinde 20 yıl kalmış”tan çok konuşulacak eser: Dün cemaat bugün paralel..

5 yıl geçmiş aradan ayrı ayrı, kim konuşmuş bilemedik gayri.. Yahut kimlere, hangi AKP’li belediyelere satıldığını..

Cemaatin içinde 20 yıl kalmış. Sonra çıkmış mı? Evet çıkmış! Telefon ettirmek için mi çıkmış? Üzerinden yahut yanından, yöresinden operasyon çektirmek için çıkmayacağına göre, çünkü aldığı maaşa devam edecekti, operasyon dediği acaba kartvizitinin geçersiz sayılması mıdır?

FETÖ içinde yirmi yıl. Jules Verne’nin “Denizler altında yirmi bin fersah” kitabına nazire yapar gibi. Dile kolay 20 yıl. Diyeceksinizki 40 yıl dayanan da var, TV’lerin akıl danesi Gülerce gibi mesela.. Biz buraları da bilmeyiz.

İşi bildiğinden ise gitmeyen ve fakat içinde yetim hakkının çok olduğu paraları maaş diye alan, hem de FETÖ gibi bir belanın da uzmanı iken, neden kendisi için oraya, buraya ve ne istemişlerse sorgusuz sualsiz verme yeri Ankara Belediyesi’ne telefon edenlere, bana bir gün operasyon yapabilirler, hatta benim üstümden yeni başkana da.. Dememiş?Aklı FETÖ’de kaldığından mı?

Hem sonra nerden aklına gelmiş de ir kitap yazmış? O aklı Küçük Cem vermiş olamaz.. Çünkü o uzmanlardan o kadar çok varki, hangi birine akıl yetiştirsin değil mi ama?

Kapağında Türk bayrağı, tesbih, siyonist yıldızı..

İstismarcılığın tescili sayılmayacaksa bu görüntü, ne olarak geçecek kayıtlara?

Bizim gücümüze gittiği için böyle yaşamak, -o şarkı boşuna bestelenmedi- böyle yazdık yorumlarımızı.

Farkımız bizim, derken..

Ankara’nın son seçimde başkan seçmek hatasına düşmediği AKP ünlüsü ve Kayseri eski Belediye başkanı Mehmet Özhaseki’nin, sıradan bir hafta kutlamasında kullandığı resmin, “FETÖ uzmanı”nın kitap kapağıyla “parallel”lik arzetmesini de görmek isteyenlerin önüne sermek isteriz!

Aslında bu konunun da sorusu çok ama..

Mesela akıllara ilk düşeni şu olabilir:

Hayırlanan o hafta, özel bir hafta mı idi? Yahut bir özelliği olmalı,  dikkatlerden kaçırılan..  Ünlü ve sayın AKP’li Özhaseki’nin her haftayı böyle kutladığını bilmiyor sayılırken biz..

Bu ülkede ibadet eden bir tabanın AKP’li olması çok güç ve büyük fedakarlık isteyen bir şey olmalı.. Tahammüllün fevkinde bir şey..

Ey şanlı asker çalıyor mehter

11 Ekim Cuma günkü Hürriyet’teki Ertuğrul Özkük’ün köşesine bakıyorum. “Bunu söylemek hainlik  mi yoksa vatanseverlik mi” başlığının altındaki bir paragrafı dikkatimi çekiyor. Aynen alıyorum.

“Sözcümüz bütün dünyaya. -Amacımız Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak, dini azınlıklar, sivil hedefler korunacak- mesajı verirken, Mehter Marşı çalarak sanki fethe gidiliyormuş algısına neden olmak doğru bir strateji midir diye tartışmazsak, tartışamazsak…”

Tartışalım!

Mehter marşları, üç kıtada hüküm sürmüş bir imparatorluğun musikisidir. Büyük devlet olduğumuzun, adil olduğumuzun, koruyucu olduğumuzun, emniyetli olduğumuzun, dinlere saygılı olduğumuzun, nesilleri koruduğumuzun ilanıdır!

Fethe gidiyormuş algısından ziyade, onu ilk duyan mazlumları güvenilecek, sığınılacak, kurtaracak bir devletin ayak sesleri olduğunu ve imdada yetişdiğine inandırır.

Mehter marşı ile değil de, okullarımızdaki taklit uygulamalar gibi Batı’nın trampetli “Balkona bak” ritmiyle mi yürüseydik zulmün üstüne.

28 Şubat’ta içimizdeki haçlı ayağının, ithal orkestra getirip 9. Senfoni çaldırması gibi bir program düzenleseydik, dünyayı, fethe gitmemişliğimize daha kolay mı inandıracaktık? Gerçi şimdi yok “işte çağdaş Türkiye” inkarını ikrar edecek şapgalı bir Demirel’imiz..

Ertuğrul Özkök, bizim bu yazdıklarımızı bilmiyor değil. Yarı resmi Hürriyet’i inandığı gibi yönlendiren ve dolayısıyla Türkiye’ye yön tayin eden bir sosyologtur. Gazeteci sıfatıyla, sosyolog olarak ünlenmesinin önlenmiş olması, kimseyi yanıltmamalıdır.

Her zaman bir hedefe kilitmenmiştir o. Doğurulacak bir terör devletini önleme harekatımızı bahane ederek mehter marşlarımızı hedefe koymasına duyduğumuz endişelerin kökeninin çok eskilere dayandığını biz de bir misalle anlatmaya çalışalım.

“Leydi’nin ayak sesleri!”

Demirel’e Çankaya ihalesi zamanlarında bu cümleyle bayan Çiller’i hazmetmeye hazırlandı bu ülkenin insanları.

Neden Çiller hanım’ın ayak sesleri denmedi, maksat onu sadece pazarlamak idiyse?

Dünya, devletin ne olduğunu tanımazken, devletinin başlangıcına Millattan Önce’nin tarih rakamları bile yetmeyen bir millete, kabul ettirilmek istenen bir kadın yöneticiyi, neden ingiliz soylularının sıfatına mecbur tuttu Hürriyet’in Ertuğrul Özkök’ü?

Kime mesajdı bu? O sıfatın sahibi devlete mi, o devletten olur almayı bekleyen avara kasnak görevlilerimize mi?

Enişte Özer Uçuran kim ki  karısı leydimiz oluyordu? Yoksa o enişte miydi, siyaset tarimize kakalanmak istenen?

T. Özal’ın, arabasındaki telefonla bağlantı kurduğu Ertuğrul Özkök’ün birkaç gün sonraki Hürriyet’e Semranım’ı, manşet yapmasını da biliriz ama ne niyet okuruz, ne de arama yaparız.

Bugün Mehter marşına muhalefetine bir serbestlik hakkı tanıdığımız gibi.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?