Reklamı Kapat

Bir Fiat Doblo Erkeği Olarak Enişte

Bir zamanlar Hüseyin Kaya’nın yönettiği Sühan diye bir dergi vardı. Sıcak, harbi ve sınırları aşan bir dergiydi Sühan. Sınırları aşan diyorsam yanlış anlaşılmasın, başka dergiler gibi belli başlı konular etrafında dönüp dolaşan bir dergi olmadığını kastediyorum. İşte bu dergide benim en sevdiğim sayılardan biri: Yenge Özel Sayısı idi. Yenge için özel sayı mı olurmuş demeyin. Yengelerin de bir sosyolojisi var.

İletişim Yayınları’ndan bundan üç yıl kadar önce Tanıl Bora ve Mustafa Çiftçi’nin birlikte hazırladıkları Yengeler Cumhuriyeti’ni okuyanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır. Yenge araştırmasına bir denge gerekliydi, aynı ikili bu kez Enişte Risalesi’ni (2019) Türk okuyucusuna kazandırdılar. Tanıl Bora’nın ifadesi ile Enişte Risalesi Yengeler Cumhuriyeti’nin artçısı sayılabilir. Hem enişte deyip geçmeyelim. Zira eniştelik başlı başına bir müessese. Türk edebiyatı ve düşünce hayatında eniştelerin hiç de hafife alınmayacak bir etkisi vardır. Enişte Risalesi’ni okuyuncaya kadar ben de sizin gibi “hadi canım sen de!” diyerek dudak büküyordum. Kitabı okuduktan sonra ise “Tabi canım sen de (söyle)” demeye başladım.

Kapağın üst tarafındaki ayakkabılar anlatılmak istenen enişte sosyolojisini çok iyi yansıtıyor. Biliyorum enişte kelimesinin kökenini de merak ediyorsunuzdur. Söyleyeyim o halde: Farsça  anguşte kelimesinden geldiği, “zengin çiftçi, kodaman” anlamlarını içerdiği söyleniyor. Bir başka rivayet ise yine Farsça “anguşt” kelimesinden türetildiği şeklinde. Anlamı “parmakla gösterilen” demekmiş. Enişte dışarlıklı bir portre. Biraz güvensiz ve tekinsiz olmayı bünyesinde barındırıyor. Bu kitabı okuduğunuzda eminim Türk edebiyatının baş eserlerinden Abdülhak Şinasi Hisar’ın Çamlıca’daki Eniştemiz romanına da yöneleceksiniz.

Kitapta yazısı bulunanlardan Ahmet Tulgar enişteyi çok kısa şekilde “dönen bir şey” olarak tasvir etmiş. Aile ortamının yanardöneridir. Gözler önündedir mütecessis ve meraklı bakışların hedefindedir. Enişte bir estetik ve perspektif meselesidir. Kitapta en çok tuttuğum başlık Funda Şenol Cantek’e ait: Bir Fiat Doblo Erkeği Olarak Enişte. Cantek yazısında “olumsuz enişte algısı”ndan söz etmiş daha çok. Hem aileden hem de yabancı olması sebebiyle enişteyi araftaki kişi olarak nitelendirmiş. Bu yönüyle sömürü ve suiistimale de açıktır. “Enişten yoksa eşeğin de mi yok?” deyimiyle çeşitlendirmiş bu yargıyı.

Müzik kültürümüz, şarkılar ve türkülerde de pek olumlu enişte profiline rastlanmaz. Funda Cantek’in şu tespiti de enişteleri kızdıracak cinsten: “….kız kardeşi evden uzaklaştıran, bazen müdanasız, çoğunlukla da aile babasına yaranma kaygısı taşıyan, sıklıkla âlemci olarak anılan sıhrî hısımdır. Enişte deyince akla Fiat Doblo sahibi, hafif kıro, çoğunlukla babacan ama azımsanmayacak bir uyanıklığı olan, esnafvari bir erkek gelir.” Yazar Fiat Doblo erkekliğini muhafazakâr erkeklikle özdeşleştirir.

Kitapta enişte içerikli denemesi bulunan yazarlardan biri de Kadir Dede. Her paragrafa “Eniştemle hiç sorunum olmadı” ifadesiyle giriş yapan Dede sinema ve tiyatro sahnesindeki “enişte” karakterlerini genişçe ele almış. Bir Enişte Portresi: Özer Uçuran Çiller denemesiyle Metin Solmaz siyaset dünyasının enişte örneklerine yer veriyor.  Mustafa Çiftçi’nin hikâye tadında Apis Mellifera denemesi kitabın en sürükleyici denmelerinden biri.  Latince bal arısı demekmiş bu kelime. Sayıları belli bir miktarın üzerine çıkınca dişi arılar tarafından kovan dışına atılıp ölüme terk edilen erkek arıların trajedisinden yola çıkarak eniştelik olgusuna farklı özellikleriyle yer vermiş Mustafa Çiftçi. Yozgat eniştelerinden sitayişle bahsetmeyi de ihmal etmiyor.

Daha birçok yazarın “enişte”sini anlattığı Enişte Risalesi’nde Cihan Aktaş da yer alıyor. O da Fahri eniştesini anlatıyor kitapta. Ondaki enişte çağrışımı da ilginç: “Enişte dediğimde aklıma önce o geliyor, enişte demek büyük bir kesekâğıdından yerlere saçılan balonlar, çikolatalar, çikletler demekti” diye giriyor yazıya. “Eniştem ailemizin kibar ve yardımsever bir sütunuydu” diye bitiriyor sözlerini.

Gerçekten bir aile okuma biçimi enişteler üzerine düşünüp yazmak. Benim de birinci derece enişte sayılan üç eniştem var hayatta. İkinci ve üçüncü dereceden eniştelerimle ilgili çok fazla bir anım yok. Belki kurcalasam çıkabilir. Ama birinci dereceden eniştelerimle birinci dereceden hatıralarım var. Yerim dar olduğu için onları anlatmam mümkün gözükmüyor şimdilik. Belki ilerde yerim genişlerse biz bize konuşabiliriz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?