Reklamı Kapat

Suriye’ye neden giriyoruz?

Sanırım nispeten de olsa Suriye topraklarına girmek üzereyiz. Belki de bu yazı yayınlandığında aziz ordumuz çoktan Suriye topraklarına girmiş olacak. Bir harekâtın olması ister istemez milletin damarlarında akan asil! kanın hızlanmasına neden oluyor. Milliyetçilik türküleri çalınıp duruluyor. En itidalli olanımız (bu duruma bende dâhilim), “Yahu Suriye diye bir devlet mi var neticede İngiliz haritasını yeniden çizmenin vakti geldi” deyiveriyor.

Acaba Suriye hakkında ve Suriyeliler hakkında ileri geri konuşan beyler bayanlar neredeler? Şu anda zehirli oklarını Kürtlere doğru mu çevirdiler. Yani bir adım sonra İranlılara, bir adım sonra Alevilere mi çevirecekler? Ne yapmamız gerekiyor? ABD politikalarına göre hakikat mi belirleyeceğiz? Bu meseleyi henüz anlamış değilim.

Tam bu sırada sosyal medyada iki olay yayıldı. Birisi intihar eden Suriyeli çocuk, diğeri annesinin yanında tokat yiyen başka bir çocuk... Çocukların ikisi Arap yani Ortadoğulu… Şaşırmadım Batılı olacak değil ya…

Ne yazık ki bu topraklarda Batı’yı ve Batılıyı tanrısallaştıran müstemleke bir zihin var. Arapça yazılan tabelalardan rahatsız olan ancak İngilizce yazılmış tabelalara hayran olan müstemleke olmuş hastalıklı zihinler... Milyonlarca insanın konuştuğu Kürtçeden rahatsız olan ama bilmem nerede yaşayan bilmem nece konuşan bir kabilenin dilini öğrenmek için çaba sarf eden ve onunla hava atan iğdiş edilmiş bir zihin var bu ülkede…

Hatırlayın 6-8 Ekim olaylarında adice parçalanmış şehit Yasin hakkında annesine, “Gerçekten çocuk muydu?” diye soru soran bir zavallılık işte tam bu müstemleke zihne dayanır. Çünkü doğuya gittikçe insanlık azalır zira bilimin yani evrimin bize dayattığı gerçek budur.

Batı’yı tanrısallaştıran bu zihinden bir an önce kurtulmamız gerekiyor. Aksi durumda köle olmaya devam edeceğiz zira köle olduğumuzun henüz farkına bile varamadık. Hatırlayın Mısır’dan çıkan Yahudi toplumu Kudüs’e girme noktasında ve Hz. Musa’ya itaat noktasında diretince nesiller değişene kadar çöllerde gezdirilmişlerdi. Neden? Zira özgür bir nesil ancak özgür bir ortamda inşa edilebilir. Bir kere kölelik illetine bulaştı mı insan kolay kolay özgürlüğün ne olduğunu idrak edemez. Bu yüzden bizim nesillerimiz gitti sanırım. Gelecek nesilleri özgürce yetiştirebilmemiz için ise özgür bir zihin ve medeniyet dünyası inşa etmek zorundayız. Aksi durumda sömürge bir beldede özgür birey var olamaz.

Biz Suriye ye neden giriyoruz? Tamamen devlet menfaati için. Yani niçin girdiğimizin başka hiçbir açıklaması yok. Başka açıklamaya gerek var mı? Tartışılır ancak kâfir toprağına girmiyoruz, Müslüman toprağında Müslüman olan bireylerle savaşa giriyoruz. Buna sevinmemizi kimse beklemesin. İnşallah erken dönemde biter ordumuz zarar görmez. Karşı taraf da işi uzatmaz ve aradaki husumet fazla kan dökmeksizin nihayete erer. Savaşmak zorunda mıyız? Burası da tartışılır ancak bir süreç başlamış durumda kimsenin burnu kanamadan hayırlısı ile süreç biter diye dua etmekten başka çaremiz de yok.

Milliyetçiliğin her türlüsüne karşı olmadığımız sürece Muhammedi olamayız. Hiçbir ırkın hiçbir ırktan üstün olmadığını, hiçbir dilin hiçbir dilden üstün olmadığını kabul etmediğimiz sürece Muhammedi olamayız.

 Milliyetçilik ile vatan-millet sevgisini birbirinden ayırmamız gerekiyor. Zihnimizin coğrafi kodları son üç yüz yılda devasa daralmalar yaşadı. Balkanların kaybı, Kafkasların kaybı, Kırım’ın kaybı, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın kaybı bizlerin zihninde vatan kavramının yeniden şekillenmesine neden oldu. Gerçekte vatan neresidir? Vatan toprağı kutsaldır amenna da vatan neresidir?

Vatan siyasi sınırlar mı demektir, gönül coğrafyası mı demektir? Bu konuyu da enine boyuna konuşmamız gerekiyor. Vatan siyasi sınırlardır derseniz, Balkanlar’ı nereye koyacaksınız. Kafkaslar kime kalacak? Vatan gönül coğrafyasıdır derseniz “gönlün sınırı yoktur” der erenler o vakit sınır neresi olacak?

Suriye operasyonunun dayanabileceği yegâne temel yukarında da ifade ettiğim gibi devlet menfaatidir. Bunun haricinde ifade edilen bütün cümleler milli duyguların kabarmasından ibarettir. Devlet menfaati yeterli bir gerekçe midir? Şahsım adına evet… Ancak burada bir hikâye, bir efsane oluşturmanın ne anlamı ne de zemini vardır. 

Rivayet o ki Halep tarihinde on iki defa yakılıp yıkılmış on üç defa kurulmuş bir şehir. Yani ne yıkanlar sağ kaldılar ye yıkık duvarın altında kalanlar. Zihnimizde Halep, Humus, Şam, Bağdat bizlere Berlin, Viyana, Bürüksel, Londra’dan daha yakın olmadığı sürece konuşacak bir şey yok. Zaten işgal altındasınız ve kimle savaştığınızın bir önemi yok.

 Allah devlete zeval vermesin. Millete de (nerde yaşarsa yaşasın bütün Müslümanlara) dert keder göstermesin demekten başka bir şey gelmiyor elden.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İdris Cevahir - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

02

Bir Okur - Allah razı olsun hocam hislerimize tercüman oldun

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 11 Ekim 10:00

Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?