Reklamı Kapat

Savaştı, yalnız başını eğdi geçti

Savaşlar, eskisi gibi olmuyor gayri. Yalnız savaş alanında olmayacak.  Dünyayı saracak ve sarsacak. Bilgisayar kurdu insanlarımız, yani hackerların savaşı da bir başka şekilde devreye girer. Dondurmacı da, kasap da devreye girer.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı esnasında ben, Fransa’da işçiydim.

Haberlerden edindiğimiz bilgiye göre Fransa, Yunanistan’ın yanında yer almış, silah ve para yardımı da yapmış.

Fransız halkından da Yunanistan’a yardım edenlerin listesini gazeteler yayınlıyormuş.

Bizim dilimiz olmadığından, Cezayirlilerden öğreniyorum ben durumu.

Bizim çalıştığımız fabrika, binin üzerinde işçi çalıştıran başka illerde de fabrikaları olan çok ortaklı çok büyük bir işletmeymiş.

Ama ne olduysa oldu, Kıbrıs Barış Harekâtı başlayalı fabrika hep arıza yapmaya başladı.

Fransız teknik elemanlar bir yeri tamir ederken bir başka yerden arıza veriyor.

Fabrika otomatik olarak birbirine bağlı olduğundan bir yerdeki arıza bütün makinelerin durmasına neden oluyordu.

Arıza bir aya yakın sürdü.

Cezayirlilerden, duruşu, oturuşu, bakışı güven veren biri yanımdan geçerken gözlerine dikkatle baktım, başını eğdi, “Nahnü meaküm/biz sizinle beraberiz” dedi ve geçti gitti.

Aradan epey zaman geçince, “Patron, Yunanistan’a yaptığı yardımın fazlasını tamire harcadı” dedi.

***

Çanakkale nere, Avustralya nere.

Ben Avustralya’ya uçakla on beş bin kilometrelik yolu, on beş saatte gittim.

Yaya gitseydim, günde kırk kilometre yürürdüm ve altı yüz günde varırdım.

15 bin kilometre, havadandır.

Dağlar, dereler, deniz kenarı girinti ve çıkıntılarıyla belki iki kat olur ve yürüyerek ancak üç yılda varılabilecek Avustralya’ya, İngilizlerin esaretinde iken çalıştırdıkları gemi Avustralya’ya demir atınca, kaçarak Avustralya’ya yerleşen iki Osmanlı kahramanı, İngilizlerin emriyle Çanakkale’ye gönderilen Avustralyalı askerlerin yolunu kesip, iki yüzün üzerinde askerin cesedini Avustralya’ya gömdükten sonra şehit olurlar.

Eğer Amerika haddini aşar, saldırıya geçerse, Amerika, Avrupa ve İngiltere’de hiçbir askeri tesis ve savaşla uzaktan yakından ilgisi olan hiçbir kişi ve kurum güvende olmaz.

Oralarda kasaplık yapan da, dondurmacılık yapan da üzerine düşen görevi mahallinde yerine getirir.

Bizden olup da ajan diye kullandıkları bile savaşta onlara yâr olmaz.

İsterseniz bir örnek vereyim:

TC Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nün 1993 yılında yayınladığı Musul-Kerkük ile İlgili Arşiv Belgeleri isimli eserin 393’ncü sayfasında Van Valisi Haydar’ın,  İstanbul’a gönderdiği 08 Mayıs 1917 tarihli telgrafta  İngilizlerin, Barzan şeyhini ve çevresindeki insanları kendi taraflarına çekmek için çalıştıklarını anlatırken, bir yerinde, “İngilizler, mukavemet göreceklerini anladıkları yerleri  doğrudan işgal için Kürt milliyeti menfaatine çalışmakta olduklarına dair meşayih, ulema ve ruesayı ikna ve itma’ ile temini husnü kabulleri için…”

 Yani İngilizler, Irak’ı işgal ederken, karşı durulacağını anlayınca yaptıklarının İngilizler için değil, Kürtlerin çıkarları için çalıştıklarını, şeyhleri, âlimleri ve kabile yöneticilerini ikna etmeye çalıştıklarını haber verirken “ikna ve itma” kelimelerini kullanıyor.

İtma’: Kişinin bir şeye olan isteğini artırmak, arzusunu ateşlemek, aşırı istekli hale getirmektir.

Şimdi yine aynı oyun oynanıyor. Kürt devletini kurma konusunda “ikna ve itma” işlemiyle kendi işgalciliklerini gizleme oyunu.

Sonuç ne olur?

O zaman ne olduysa şimdi yine aynı olur.

Arşiv belgesinin 405’inci sayfasında İngilizlerin Musul valisi Kürtlere çok kötü muamele etmeye başlayınca vali değiştirilir.

Yeni gelen vali, Barzan şeyhi Ahmet’le görüşmek için gelir. Dönüş yolunda Barzan’ın Birekberan köyünde İngiliz valisi ve yanında bulunan elli dokuz kişi öldürülür.

Barzan, Zibar ve Şirvan aşiret reisleri Şemdinan (galiba Şemdinli) Kaymakamı’na yazdıkları bir mektupla bu işi İslâm dinine ve Osmanlı devletine hizmet kastıyla yaptıklarını, eğer silah ve cephane verilirse yıllarca İngilizlere karşı topraklarını koruyacaklarını bildirirler.

Öyle zamanlarda kimin, nerede ne yapacağını, yalnız Allah celle celalüh bilir.

Savaşın kan gölünde, kendi karanlık yüzlerinizin yansımasını seyrederken, havada kara bulutların arasında bomba yağdıran uçaklarınızın kulaklar patlatan, yürekler yakan, seslerini  dinlerken çocuklarınızın istikbalini karartmak yerine,

Barışın mutluluk adasında, lekesiz, bembeyaz alınlarla, dostluk rüzgârlarının getirdiği mis kokulu havayı solurken, masmavi gökyüzünde bembeyaz bulutlara yaslanan kumruları seyredip dinlemek, dünyamız için daha iyi olmaz mı?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?