Reklamı Kapat

Hayvan sevgisinden vareste bir dindarlık olabilir mi?

Yaşadığımız dünya varlıklar âleminin misafirhanesidir. Hayvanat, nebatat ve cemadat bu âlemde birbirini tamamlayan unsurlar olarak bir araya gelmişlerdir. Hayvanat kelimesi canlı kelimesinin çoğulu olmakla birlikte halk arasında sadece dört ayaklı canlılar için kullanılagelmiştir. Oysa canlılar organik olmaları itibarı ile insan ve hayvan olmak üzere ikiye ayrılır. İnsana verilen düşünme ve akletme kabiliyeti kendisi dışındaki varlıkları yönlendirip hükmetme üstünlüğü sağlamıştır ki bu üstünlük aynı zamanda sorumluluğu da beraberinde getirmektedir.

İnsan olmak hayat sahibi olan her varlığa insanca davranma yordamına sahip olmaktır. Bu yüzden insanın kediye, köpeğe, karıncaya, kelebeğe tabiatın sadece dekoru gibi değil aynı zamanda hayatın anlamını tamamlayan unsurlar olarak bakması gerekir. Ne yazık ki bu hassasiyete uygun bir insanlık durumu geliştiren insana çok fazla rastlamıyoruz. Dünyanın geldiği seviye, güçlü olanın zayıf olanı ezmesi üzerine bina edilmiş. Bir de kalkıp kendi zulmüne “doğal seleksiyon” demesi yok mu insanın, bu daha da vahim.

Yeryüzünde rızık dağılımı hakkaniyet üzere yerine getirilmemektedir. Bu sadece insandan insana bölüşmeyle ilgili değil elbette. İnsandan diğer canlılara karşı da bu zulüm kendini göstermektedir. Sokak hayvanlarının kent hayatı ile birlikte kendi kaderlerine terk edilmesi nedense kimsenin yüreğini harekete geçirmiyor. En muhafazakârımızdan en varsılımıza kadar hiç kimse bir hayvanın da tabiattaki nimetlerden istifade etme hakkı olduğunu aklına getirmiyor. Hayvan sevgisi olmayanın insan sevgisi de tartışmalıdır. İnsan sevgisi olmayanın Allah sevgisi ne derece sahici olabilir? Tabiattan kopuk bir dindarlık anlayışı bizi nereye kadar götürebilir? Sokak hayvanları ile ilgilenen fedakâr insanların duyarlıklarını hafife almak ne büyük bir talihsizliktir.

 Bir farkındalık oluşturmak için dünya genelinde her 4 Kasım günü Hayvanları Koruma Günü olarak kutlanmaktadır. Küresel ölçekte hayvanlara karşı bir zulüm söz konusudur. Bu zulmün dayandığı nokta tabiata ve insana zulümdür. Dünyanın birçok yerinde hayvanlar sirk ve gösteri uğruna eziyete maruz kalıyor. İspanya’da boğalar boynuzları yakılarak halk içerisine salınıyor. Filipinler’de tavuklar dövülerek öldürülüyor. Bulgaristan’da köpekler ipe asılıyor.

Türkiye’de hayvanlara yapılacak herhangi bir eziyet karşısında hâlâ caydırıcı bir ceza yok. 15 Ekim 1978’de imzalanan Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre, “Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğarlar ve aynı var olma hakkına sahiptirler.”, “Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir, insan bilgilerini hayvanların istifadesine sunmakla görevlidir, bütün hayvanların insanca korunma ve gözetilme hakları vardır” denilmektedir. Ülkemizde de 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu 2004’ten bu yana yürüklüktedir.  Bu kanunun 14. maddesine göre hayvanlara kötü davranmak, dövmek, aç susuz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek, fiziksel ve psikolojik acı çektirmek hayvan hakkı ihlali kabul edilip suç sayılıyor. Fakat ne yazık ki bu suçları işleyenlere verilen ceza Kabahatler Kanunu gereği idari para cezasından öteye geçemiyor. Meclis Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu bu konuyu yeniden gündemine alıp caydırıcı bir ceza ile hayvan hakları ihlallerinin önüne geçmesi gerekiyor.  Mahalli idarelerin ve gönüllü kuruluşların özellikle kış aylarında sokak hayvanlarını soğuktan, açlık ve susuzluktan korumak için belli noktalarda kedi ve köpek evleri kurmaları, varsa bunların sayılarını artırmaları sıkıntıyı bir ölçüde çözebilir.

Peygamberimizin uygulamaları, medeniyetimizin tesis ettiği kurumlar hayvan hakları konusunda dünyaya örnek topluluklar olmamızı işaret etmektedir. Bu uygulamalar camii kürsülerinde vaaz konusu yapılsın diye yaşanmamıştır. Hasta hayvanlar için tedavi merkezi kurmak (Bursa ve Ödemiş’te hâlâ ayakta olan “Gurabahane-i laklakan-Leylekler Hastanesi güzel bir örnektir), Osmanlı evlerinde ve saraylarında kuş evleri yapmak, ağır yük taşıyan hayvanların haftada iki gün izinli sayılması gibi uygulamalar tarihimizin sayfalarını süsleyen altın örneklerdir.

Merhamet duygusunun olmadığı yerde hiçbir şey yeşermez. Dünyayı bir tıkınma ve tüketme yeri değil bir paylaşma ve anlaşma ortamı olarak değerlendirmek lazım. Merhamet etmeyenin merhamet bekleme hakkı yoktur. Hayvan sevgisi tabiatla barışık olmanın, kendine avdet etmenin en kestirme yoludur. Merhametli ol! Direktifi ile insanların kalbini yumuşatamazsınız; onlara merhamet kaynak ve vesilelerini gösterip tanış olmalarını sağlamak gereklidir. Hayvan sevmeyen bir dindarlık bir süre sonra güzelle başı hoş olmayan bir vandallağa dönüşür.

İyisi mi Pir Sultan Abdal söylesin biz susalım:

“Dağdan kütür kütür hezen indirir

İndirir de ateşlerde yandırır

Her evin devleğin öküz döndürür

İrençberler hoşça tutun öküzü

Öküzün damını alçacık yapın

Yaş koman altına kuruluk sepin

Koşumdan koşuma gözlerin öpün

İrençberler hoşça tutun öküzü.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?