Reklamı Kapat

Sıradanlığın Kötülüğü

Muhtemelen Hannah Arendt, bir Nazi subayı olan Adolf Eichmann’ın Kudüs’te görülen davasına giderken tahayyülünde büyüttüğü korkunç canavarla karşılaşmayı ummuştur. Ki nihayetinde sıradan, tekdüze, normal hatta sığ biriyle karşılaşıp kötülük olgusunu da onun üzerinden değerlendirerek Kötülüğün Sıradanlığı argümanını geliştirmiştir. Onca kötülüğü işleyen Eichmann nihayetinde bir emir kuludur ve vahşet olarak kabul edilen eylemlerinde iradesini kullanmamış bir memur görüntüsü arz eder. Yahut da iradesini, aldığı emirler doğrultusunda kullanan, kötülük adına eylemlerini bile isteye gerçekleştiren biridir.

Her kötülüğün müstakil, kendine has evreni olduğu düşünüldüğünde Yahudi Soykırımı gibi bir eylemin yine kötülük bağlamında nasıl sıradanlığa döküldüğü pek de açık değildir. Tüm argüman göz önünde bulundurulduğunda olsa olsa kötünün kişisel anlamda ve tek başına sıradanlığından söz edilebilir ki buna neredeyse her ‘kötü’ karşı çıkacaktır. Zira kötülük işleyen, kendine özel bir yer, bir nevi statü, farklı bir anlam biçmiştir. Kendi dünyasında onu insanlardan ve insanlıktan ayıran bir takım özellikler olsa gerektir. İnandığı özelliklerin bir rötuşa, düzeltmeye falan ihtiyacı yoktur. Mükemmeldir. Kötü, eylemiyle yahut eylemleriyle kendi ekseni etrafında dönebilmektedir.

Basit, bayağı, adi ve benzeri nitelemeleri kabul etse de sıradanlık onun kâbusudur. Eylemler üstüne bina ettiği ayrıcalıklı yer, muhtemelen kötü diye nitelenen o ana gayedir. Yani bir nevi kötülük onun kendini ifade etme şeklidir. Hem de kendini tüm diğer olanlardan ayırmış, arındırmış şekilde bir özerkliği, kendi içinde bir başkasının güç yetiremeyeceği kadar başarıyı haizdir. Şöyle ki; katliam yapabilmek, haksız ve hukuksuzca yahut uyduruk sebeplerle insanları hapse tıkabilmek, işinden emeğinden edebilmek yahut bir insan evladına işkence yapabilmek gibi eylemler için çok ciddi bir müktesebat gereklidir. Bu cinsten kötülükler öyle kolayca ve doğal biçimde işlenemez. Bir kişisel rahatsızlığın neticesi olabildiği gibi herhangi bir davranışta da görülebileceği şekilde toplumsal belirlenimlerden bağımsız değildir. Özenle ifade edilmelidir ki salt kötü yahut iyi olarak tanımlanabilenler değil; hiçbir kişisel davranış toplumsal belirlemelerden bağımsızlık anlamında özgür olamaz. Toplumsal belirlemeler sadece insanların seçimleriyle de gerçekleşmez. O belirlemeler güya ihtiyaca binaen özümsenmişin, içselleştirilmişin, kanıksanmışın vücut bulmuş halidir.

Kolay anlaşılabilir şekilde söylendiğinde kötülük; görüldüğü, duyulduğu, bilindiği durumda müdahale etmek, engel olmak suretiyle giderilmeyip kayıtsız kalmak sonucu sıradanlaşır. Güç yetirmek sıralamasıyla el, dil ve kalp kullanılmadan sadece seyirci vazifesi görmek, kötülüğün önce kanıksanmasına, sonra yaygınlık kazanmasına, ardından da kötülük olarak kabul görmekten çıkmasına yol açar. Bir insanın diğer bir insana ezası, zulmü, canına kast etmesi sıradan, seyirlik bir malzeme değildir. Filmsel algının ötesinde güya sadece haber vermek bağlamıyla bunun insanlara açıktan ve doğrudan sunumu öldürme, zulüm, eziyet gibi eylemlerin sıradanlığını getirir. Bu elbette çabucak gelişecek türden bir kanıksama da değildir. Öldürüşteki basitliği seyrede seyrede ve yine müdahil olabilmenin, engel olmanın imkânsızlığıyla kayıtsızlaşan insan, günlük hayatta gözünün önünde cereyan eden bir cinayete karşı da kayıtsız kalmayı başaracaktır. Ne yapılabilir ki? Tıpkı izlediği vahşi hayvan belgesellerinde olduğu gibi insanlar birbirlerini öldürebiliyorlardır. Hatta bu hayatın doğal kanunudur! Mukadderattır mesela! Güçlü olanın güçsüz olanı hakladığı bir hayat nizamıdır! Öyle olmasa iyi ile kötü arasındaki fark belirginleşmezdir vs…

İyilik şayet kötü kadar sıradanlaşabilseydi kötülük denen şeyin esamesi okunmazdı. Tanımını bile iyiliğin karşısında olmaktan alabilen, ancak iyi karşısında konum edinebilen kötülüğün bu denli sıradanlaşması, iyinin ve iyiliğin istismarının, anlamsal olarak iğdiş edilmesinin yahut sadece söylemde kalmasının neticesi olsa gerektir. Ne olduğu, iradi olarak nasıl gerçekleştiği, anlaşılması ve uygulanması basbayağı unutulmuştur iyiliğin… İlahi bir emrin yerine getirilmesi, karşılık umarak bir işte çalışmak, ücret mukabili bir şey vermek vs. iyilikten zannedilir olmuştur. O zan artmış artmış; kötü işleyen sisteme, insanlara zararı dokunan uygulamalara, velhasıl etliye sütlüye karışmamak haline dönüşmüştür.

Ya iyi kaim olup kötülük zeval bulacak ya da bu dünyada ağrımayan başımız, hesap gününde migrene tutulacaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?