Türkiye’nin gerilime değil, uzlaşmaya ihtiyacı var

Kavga etmeden konuşmaya bir türlü alışamadık. Daha doğrusu insanımızın büyük bir bölümü farklılıklara tahammül edilmesi gerektiğine inandığı halde söyleyecek sözü, sorunlara çözüm sunamayan birtakım kesimler ve bazı siyasi partiler varlıklarını koruyabilmek için kavga ve çatışma yolunu seçiyorlar. Sonuç olarak bunun zararını ülkemiz ve insanımız çekiyor. Yıllardan beridir hiç değişmeyen taktik ise toplumu vatanseverler ve hainler olarak bölüp, insanların vatanseverlik duygusunu istismar ederek siyasette var olma kavgası verildi. Bu arada zaman zaman da Cumhuriyet’in kuruluş ilkelerinde sapma tehlikesi gündeme getirildi ve toplumun bir bölümü bu yolla tehdit edildi. Kısacası, birtakım kutsallar oluşturuldu. Bu kutsalların tartışılmazlığı da öne çıkarılınca her farklı söylemin sahibi ya vatan haini ya da Cumhuriyet düşmanı ilan edildi. Bu karşılıklı kavganın taraflarını isimlendirmek istemiyorum. Çünkü zaman içinde parti bazında kavgada tarafların isimleri değişmiş olabilir ama değişmeyen ise kurulu düzenden yana olanlar ile düzene eleştiri getirenler olmuştur. Kurulu düzeni eleştirenlere yönelik ithamlar ise hemen hiç değişmedi. Kurulu düzen toplumun sorunlarına çözüm bulamadığı dönemlerde düzen partileri ister, ister sağcı olarak nitelendirilsin, konumlarını kaybetme korkusuna kapıldıklarında çatışmayı hızlandırmışlar, sokaklarda kendilerine yandaş aramışlardır.

Yıllarca ülkemizde ikili bir siyasi görüntü hakim olmuştur. Bunlar kendilerini genellikle merkez sağ ve merkez sol olarak nitelendirmişler, kendileri dışında oluşacak partileri ise radikal olarak nitelendirmişlerdir. Böylece ister sağda ister solda olsun radikal yaftası vurulanlar peşin olarak toplumun büyük bir kesimi tarafından dışlanma durumu ile karşı karşıya kalmışlardır. Bazı düşünce ve yaklaşımlar zararlı(!) ilan edilince meydanın zararsızlara(!) kalacağı bir anlayış hakim olmuştur. Kısacası siyasette iktidar yolu fazla zahmete katlanmadan açılır olsun istenmiştir.

Sözü bugüne getirmek istiyorum. Çünkü bu kamplaşmanın geçmişine dönük değerlendirme yapmaya kalkarsak unutmaya çalıştığımız acılar yeniden yüreğimizde canlanacaktır. Kendileri gibi düşünmeyenleri hain, Cumhuriyet düşmanı ilan ederek kolay yoldan varlıklarını koruyanlar iktidara gelebilmek için darbelere sivil ayaklar oluşturmuşlardır. Gönül artık o günlere dönülmesini istemiyor. Biz yaştakilerin yaşadığı acıları çocuklarımız ve torunlarımız yaşamasın istiyoruz ama belli ki bazı kesimlerde bu çatışma bağımlılık oluşturmuş ki, eskiden beri çatışmaların bir tarafını oluşturan bir kesimden uzlaşmaya yönelik açıklamalar gelmeye başlayınca birdenbire kavgaya yeni bir boyut kazandırmak için harekete geçmiş görünüyor.

Çok partili hayata geçildiğinden itibaren çatışmacı üslubun taraflarından birsi CHP olmuştur. Kendilerini Cumhuriyeti kuran parti olarak nitelendirmiş ve ilan etmiş oldukları için, ‘Cumhuriyeti biz kurduk, biz  koruyacağız’ın sahibi olmuşlardır. Öyle olunca da kendileri gibi düşünmeyen ve oy vermeyen kitle ile çatışma halinde omlulardır. Ancak son yıllarda CHP’de birtakım değişiklik işaretleri görülüyor. Elbette bu görünen değişikliğin kalıcı mı, siyaseten mi olduğunu zaman gösterecek. Söz gelimi hayatım boyunca Meclis kürsüsünden başı örtülü olduğu için milletvekili Merve Kavakçı’ya yönelik Ecevit’in bağırışını unutmam mümkün değil. Ancak gelinen noktada Kılıçdaroğlu, toplumla kucaklaşabilmek adına dahi olsa CHP’nin dönüşmesi gerektiği noktasından hareket ederek birtakım alçılımlar sergilemesi olumlu bir gelişmedir. Bunun son örneği de yıllarca başörtüsünü devletin en önemli sorunu haline getirmekle yanlış yaptıklarını söylemesi önemli bir gelişmedir. Bu söylemin hayata geçip geçmeyeceğini beklemekle birlikte yıllardır sürdürülen ilerici gerici kavgasının hiç  olmazsa hafiflemesine vesile olabileceğini düşünüyorum. Ancak Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışı bazı çevreleri rahatsız etmiş görünüyor. Birdenbire Kılıçdaroğlu hakkında soruşturma komisyonu kurulması, dokunulmazlığının kaldırılması söylemleri gündeme geldi. Kılıçdaroğlu bu çıkışa karşı, “Dokunulmazlığımı kaldırmazsanız namertsiz” cevabını verdi. Yani ülkede ille de meydan okuma ve siyaseti germek isteyenler alışkanlıklarından vazgeçemiyorlar. Halbuki dış ve ekonomik durum, ülkemizin barışa ihtiyacı olduğunu gösteriyor, çatışmaya değil.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?