Suriyeli çocuğun intiharı

Onları ne sokaklara sığdırabildik.

Ne mahallelere.

İyi niyetli kadınların Cuma toplantılarına çağrılmaları için birkaç senenin geçmesi gerekti.

Çağrıldılar da her bahisleri açıldığında, birkaç sivri dil çıktı kerim kitabı kapadığı anda;

“Yaa bu Suriyeliler daha gitmiyorlar mı?”

Ya da oturduğu kanepeye yanına ilişmemek için vapurun en ücra yerinde konum alış.

Olur ya haşarat atlayabilir.

Ya da kokuyor olabilirler.

Irkçılığın her türlü varyasyonunu gördük son sekiz senede.

Cinayetlerde can yitirdiler.

Kovuldular, sürüldüler.

Lakin bir çocuğun kendisini asacak denli canından bezdirildiğini okumak kanımızı dondurdu.

Büyüklerin takat getiremediği koşulların acımasızlığının pek farkına varamaz çocuklar.

Acaba ailesinin yaşadıkları mı etkili oldu.

Geçinememeleri, paralarının yetmediği.

Yoksa her doktora gittiklerinde ırkçı bir hekimin çatık kaşları, öfkeli, kin saçan gözleri mi örseledi çocuk yüreğini.

Müzeyyen Taşçı’nın, “Bir güzel genç geçti bu yalan dünyadan” isimli yazısını anımsadım.

Yazıyı mutlaka okumalısınız, günlerce etkisinden çıkamadım.

Henüz 18 yaşındadır, Hasan Allaham.

Suriye'nin Şam şehrinden, tekvando şampiyonu.

Yazar onu İstanbul Numune Hastanesi’nde tanır.

Hastane koridorunda selamlaştığı anne, Arapça bildiğini anlayınca sevinçle koluna yapışıp doktor odasına götürür yazarı.

Doktor ve hasta yakını arasındaki diyaloga tercümanlık eder.

Ağır hastadır şampiyon.

Onkoloji doktorunun sürekli bağırıp çağırması, “Bıktım bu Suriyelilerden hiçbir şey anlamıyorlar” gibi hakaretlerine tanık olur.

Sayısız ameliyatlar, yoğun bakımlar sonunda şampiyon, Rabbine yürür.

Kimi doktor ve hemşirelerin Hasan’a şefkat göstermesi yanında bazı merhametsiz hekim ve personelin hakaretleri dert olur yazara.

Kendisini asan küçük çocuğun, olayın yaşandığı gün okulda görevli bir öğretmen tarafından azarlandığı ve genel olarak da diğer öğrenciler tarafından Suriyeli olmasından dolayı dışlandığı yansıdı haberlere.

Öğrencilerine yaşama sevgisini, insanları sevme becerisini öğretmesi gereken bir öğretmen mi koparttı yoksa yaşamdan onu.

Ya da ailelerinin ırkçı söylemlerinin tesirinde kalan sınıf arkadaşlarının lincine mi uğradı okulda.

Yaşadığı mahallenin mezarlığını kurtuluş kapısı bilip kendisini nasıl asabildi oraya.

Hayatını kaybettiği mezarlıkta, toprağa verilirken eminim herkes can evinden vuruldu.

İnsanın havsalası almıyor, daha korkunç şeyler geliyor akıllara.

Gerçi otopside ortaya çıkar.

Yoksa o zavallı çocuk öldürülüp oraya mı asıldı.

Irkçılığın daha kokuşmuş bir cürmü mü işlendi yoksa.

Bu acı yazı, nasıl zor geliyor.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?