“Hüzün geldi başköşeye kuruldu”

Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun Türküler Bitti isimli çok sevdiğim bir şiiri var. Ne zaman güncel meselelere biraz bakıp, olup biteni anlamaya çalışsam sanki şiirin mısraları gelip beni buluyor, sarsıyor. “Ağaç büyür arkasında koşamam / Kervan yürür peşi sıra düşemem / Yıldız akar uçsam da yetişemem. / Hüzün geldi başköşeye kuruldu / Yoruldu yüreğim yoruldu.” Galiba bizim kuşağın en önemli imtihanı kayıplar ile kazançların gerçek manada yer değiştirmiş olması ve bunun dert bile edilmemiş olmasıdır. Gerek geçmişin omuzlara yüklediği  “bugün olmazsa yarın, bir gün mutlaka” anlayışı ve her şeyin güzel olacağına dair o kuvvetli inancın gerçekte neye tekabül ettiğini görüp yaşanan hayal kırıklığını ifade edecek kelimelerin daha bulunamamış olması elbette hüznü pekiştiriyor. Oysa yola çıkanların, yol diye tarif edilen şeyin bu kadar tahrif edilebileceğini düşündüklerini hiç zannetmiyorum.

İster erken vakitte gidişatın hayra alamet olmadığını fark edenler olsun isterse gidişatın en hayırlı ve en zirve noktaya vardığını farz edenler olsun hiç kimsenin bugün gelinen noktanın neye tekabül ettiği ve buradan nereye gidilebilir diye bir çıkarım yapabilecekleri ihtimal dâhilinde değil. Her şeyi bir kenara bırakıp yeniden yola çıksak aynı samimiyetle yol alabilir miyiz, gerçekten kendimize hakikati haykırabilir miyiz? Bu sorulara da pek bir cevap verilebileceğini zannetmiyorum. Kıssalardan hisseler alınabilseydi olur muydu sonumuz böyle? Hangi yöne dönsek bir haksızlık, bir eksiklik, bir ölü toprağı görüntüsü ile karşı karşıya kalıyoruz. Hamaset, eyyamcılık en geçerli söylem ve davranış biçimi olarak vücut buluyor. Peki, bu kadar huzursuz edecek bir vicdanı paramparça edecek kadar ağır sorunların içerisinde nasıl başlar yastığa huzurla konabiliyor, nasıl hiçbir şey olmuyormuş gibi günler geçebiliyor.

Kazandığımız şeyler neler, önceden gönderebileceğimiz şeyler mi? Bizi yüz aklığı ile var edip, var kılacak şeyler mi? Ya da bugünün konjonktürü ile gelen ve bir konjonktürde gidebilecek kazanımlar mı? Bütün idealler unvanlar, evler, arabalar, daha önce önünden geçmeye tenezzül dahi edilmeyen mekânların müdavimleri olabilmek miydi? Çocuklara, gençlere içi geçmiş kocaman bir avuntu mu bırakmaktı bütün çabalar? Neydi? Vaizlerin kıssalar da aşk ile galeyana gelerek anlattıkları ebabiller ne söyler bu zamana? Sahi o zamanın anlı şanlı insanlarını neden tarih kitapları yazmaz da sadece ebabiller hatırlatılır? Dava almak da satmak da oldukça kolay, her işin profesyoneli var artık, davalarında profesyonel takipçileri, fan’ları var. Ama deva olacak eylemler, haller kimsede yok. Sözler tesirsiz, işler bereketsiz.

Hatalar, eksiklikler hep başka adreslerde ne tuhaf ki çözümler, iksirler hep aynı adreslerde. İnsanların “utanma” duygusunu yok eden bu zaman diliminde hadsizlik alıp başını gidiyor. Ahkâmlar kesiliyor, amaçlar saptırılıyor ve araçlara tapılıyor. Sonuçlar mutlak ve keyfe keder bir noktada. Daha ne olsun? Hiçbir şeyden memnun olmayan muzdaripler hiçbir şeyi görmüyor. Görmek istemiyor. Öyle mi? Sokağa dokunmadan, hayata bütüncül bakmadan denizin içinde bir akvaryumda yaşayarak ve bütün her şeyi o akvaryumdan ibaret saymak elbette görmekse, müzmin bir sızıya sahip olmak daha iyi değil mi? 

Şiire kulak verelim: “Halaylar durdu / Horonlar durdu / Al damar, mor damar, şah damar sustu / Bahçeler put kesildi birer birer  / Meyveler salkım saçak taş. / Bir bulut uçardı / Başıboş bedava / Yandı kül oldu. / Hüzün geldi başköşeye kuruldu / Yoruldu yüreğim yoruldu.” Yüreği yorulanlara ve bir sızı gibi hayatta varolabilmeye çalışanlara ne mutlu? Hoşça bakın zatınıza…

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?