Kendin için oyna, arman için oyna, ülken için oyna!

Ekim ayı geldi çattı. “Türk futbolu için önemli bir ay bizi bekliyor” diye söylemiş, Ekim ayının keskin bir dönemeç olacağını belirtmiştik.

Galatasaray ile başladık. Sarı-kırmızılılar üst üste zorluk derecesi üst düzey olan maçlara çıkacak. Fenerbahçe ve PSG maçlarını geride bıraktı. Derbide medya ve izleyenler istediği derbi tadını alamadı. “Korkak bezirgân ne kâr eder ne ziyan” dedi. Fatih Terim, Ersun Yanal ve Cüneyt Çakır o kadar ıkınmaya çıka çıka 0-0 çıktı.

PSG karşısında Feghouli kenarda Donk sahadaydı. İnce bir dokunuş ile bir futbolcusu Galatasaray eden takımla kora kor mücadele geldi. Belhanda çok top kaybı yapmamış olsaydı hani PSG’yi “ölümü gösterip hastalığa razı eder miydik” dercesine beraberliği söküp alabilir miydik diye düşündüm.

Nzonzi ve Falcao maç maç takıma monte oluyor. Tek eksik kanattan veya ortadan rakip savunmanın üstüne ve arkasına kat edecek, hızlı top taşıyabilecek bir joker.

Sırada Beşiktaş, Trabzonspor ve Başakşehir var. İlk maçlarda 3’te 3 yaparak 0 çektiğimiz temsilcilerimiz şimdi ev sahipliği yapacaklar.

Trabzonspor, Avni Aker’de konuk ettiği Beşiktaş’ı farklı mağlup ederek Avrupa’nın marka takımlarından Basel karşısına moralli çıkacak.  Beşiktaş’ta ise hisler ve işler karışık. Abdullah Avcı takımdaki iç kanamaya müdahale edemiyor. Onun da en büyük şansızlığı gittiği önemli takımlarda yönetimde oluşan kan değişikliği. Milli Takımı çalıştırırken de Demirören gelmiş yerini Fatih Terim’e bırakmıştı. Rakip bir İngiliz ekibi Wolverhampton. Alman arabalarıyla kıyaslandığında Opel markası diyebiliriz. Başakşehir de bir Alman takımını yıllar önce Avrupa Kupaları’nda fırtına estiren B. Mönchengladbach’ı ağırlayacak. Eh o da bir Audi, BMW, Mercedes değil şu günlerde. Eski günlerin hatırına Wolkswagen ayarında olduğunu söyleyebiliriz.

Bordo-mavililerin en önemli handikabı yine istikrarsızlığı ve Karaman’dır. Süper Lig’de yakaladığı performansı, Avrupa’ya taşıyamıyor. Kara-kartal sancılı dönemden çıkış için galibiyet arıyor. Buruk’lu Başakşehir sakatlığı geçenlerin takıma katılmasıyla ivme kazandı. Puanlara yakın görünüyor.

Galatasaray bu haftayı es geçti. İkinci maçlarda ev sahibiyiz. Puan ve puanlar almamız artık şart oldu. Shaktar, Atalanta’yı son dakika golüyle yendi ve Ukrayna hanesine puan yazdırdı. Her bir puan bize ülke puanı olarak geri dönüş yapacak. Hem takımın hem de ülke için oynamalıyız.

Arnavutluk maçı da yaklaştı. Ekim ayında 2021’de toplamak üzere bol bol puanlar ekelim. PSG maçından sonra Terim güzel bir cümle kurdu: “Günü kaybettik ama geleceği kazandık.” PSG gibi takımlarla iyi mücadele edip gelecek için ümitlendirir. Fakat kendi ayarımızdaki ekiplerle oynarken geleceği kazanıp günü de kurtarmalıyız.

Şimdilik susuyorum. Ekim’i bekliyorum demiştim. 10 Ekim’de oynanacak Arnavutluk maçını bekliyorum. Konuşacak, yazacak çok şeyimiz olacak. Henüz ısınma turlarındayız. Futbolun tepesindekiler sağlam oturun. Hem nalına hem mıhına vuracak yazıları bekleyin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hamit Dizman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?