Bir videoluk iman

İletişim ağlarının yaygın ve ulaşılabilir olması kimse fark etmese de çok önemli toplumsal dönüşümlere sebep oluyor. Bilhassa sosyal medya olanaklarının belirli devlet ve örgütler tarafından kullanılması bütün bir insanlığı uzaktan operasyon yapılabilir duruma getirdi. Yakın tarihte vuku bulan başta Arap Baharı olmak üzere hemen hemen bütün sosyal ve siyasal olaylar bu tür iletişim olanakları üzerinden yönlendirildi. İnsanın güven algısının dönüşmesi bu yönlendirmeyi sağlayan şey. İnsanın güven algısı doksanlı yıllarda televizyon kanalları iken iki binli yıllarda internete kaydı. Son yıllarda ise sosyal medya sitelerine güven en üst seviyede.

Modern dönemde bilgi oluşmuyor var olan bilgilere erişim kolay hale geliyor. Zaten gerçek anlamda varlığa dair bilgileri ne merak eden var ne de gündemi gerçek bilgiler belirliyor. Dolayısı ile sosyal medya bilgi üretir demiyorum. Sosyal medya kanaatime göre malumat üretiyor. Malumat bilgi değildir, malumat tedvin edilmemiş bilgidir. Yani malumattan ilim çıkmaz, çıksa çıksa film çıkar.

İletişim olanaklarından en çok etkilenen şey din… Din hakkındaki bilgilerin dolaşıma girmesi din hakkında hurafe üretmenin de hakikate ulaşmanın da en önemli engeli olarak görünüyor. Herhangi bir dinin öğreticisi kendi öğretisi hakkında bir cümle kurduğunda, dinleyenler hemen cep telefonundan konu hakkında çapraz araştırma yapabiliyor. Genelde hikâyenin öğreticinin dediği gibi olmadığını hemencecik öğreniyor. Bu yüzden din ile kültür ayrımını tam anlamı ile ortaya koyamayan öğreticiler, inandırıcılığını kaybediyor.

Bir video izliyor insan ya da bizler bir anda hakikat algımız değişiyor. Bir video ile din değiştiren, ateizme kayan kişiler var. Bir bilim belgeseli kadar imanı olan insanlar. Yani bir video kadar…

Bunun birkaç sebebi var tabi. Kanaatimize göre öncelikli olarak dini doğru bir şekilde anlayıp konumlandıramıyoruz. Yani ibadetleri yapmaktan bahsetmiyorum. Dinin ve dini düşüncenin yeri neresidir? Bilim-din ilişkisi nereye dayanır?

İslam’ın beş şartı var Kelime-i Şahadet ve oruç umumi, hac, zekât ve kurban zenginlere. Dinde zengin olmakta zor sanırım. Zengin neden hacca gider? “Efendim büyük kongre.” Neden zekât verir? “Efendim fakirlere yardım için.” Neden kurban keser? “Efendim garipler et yesin.” Oruç niye tutar? “Efendim açların halini anlamak için.” Yani bunlar sebep değil bunlar ancak ve ancak fayda olabilir.

İnsan bu dünyada ne yaparsa yapsın sadece Allah’a kulluk için yapar. Allah’a kulluğun gerçek anlamı da tanımak ve bilmektir. Zira insanın ibadeti gerçekte bilmesidir. Gerisi faydadır o kadar.

Bir videoluk imanın ikinci gerekçesi de gerçek bir imana sahip olmamamızdır. Gerçek bir imana sahip değiliz derken şunu kast ediyorum. Şimdi bütün evren, ağaçlar, kuşlar, taşlar her ne varsa dile gelse ve Hz. Peygamber (a.s.) “Allah yok” dese ya da “Allah tek değil” dese Hz. Peygamber (a.s.) inanır mı? Asla… Peki, aynı durumla herhangi birimiz yahut bir tanıdığımız karşılaşsa ne olur? Bırakın her şeyin dile gelmesini bir BBC belgeseli ile kayıyor zihinler.

Gerçekte bu durumun, farkına varmasak da daha derin bir sebebi var. Bu kadar devasa bir kâinatta, milyarlarca galaksi içerisinde toz tanesi kadar olan bir kaya parçası dünya… Peki, yok hükmündeki bu dünyada yaşayan ve yaşamış olan milyarlarca insan içerisinde bir “benim”. Bu benin her tarafı hikmet, her tarafı bilgi, her tarafı hakikat olsa ne yazar? Deizmin gerçek sebebi budur. Dini olanın belirleyici olmamasının da gerçek sebebi budur. Yani kriz büyük zira dünyamız küçük.

Gençler deizme kayıyor. Evet, aslında hepimizde bir nebze olsun deizme dair bir emare vardır. Mesela şifanın antibiyotikten mi Allah’tan mı geldiği konusunda net bir zihnimiz olsa da dediğimize biz dahi inanmıyoruz. Yahut bu teknolojik dünyada keramet ve mucize o kadar da “abooo” durumu değil artık. Ev alırken camiye yakınlık değil de genelde krediye uygunluk bakar olunca ister istemez biraz deizme bulaşmışız demektir.

Gelin görün ki bu karanlık dünyanın ötesine geçmeyi başarmış milyarlarca yıldızı aşmış birileri var. Ne garip değil mi? Bu birileri bizlere diyor ki “Aman dikkat görünen göründüğü gibi, duyulan duyulduğu gibi değil?” Ne isteniyor bizden “ahlak”. Başka ya da evvelinde Allah’ı tanıma. Bu da bir kriz hali ancak aşılabilir görünüyor.

Artık hamaset ve hamasi söylemlerin bizler için bir anlam ifade etmediği aşikâr. Zira iletişim olanakları yalancıyı, numara yapanı ya da hareket çekeni hemen yakalamamıza olanak sunuyor.

Dini düşünceyi yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Kavramlarımızı yeniden varlık seviyesine taşımamız gerekli. Varlığı tanımak zorundayız. Her fiilimizi Allah için yapmaktan gaye Allah’ı tanımaktır. Allah’ı tanımak ise bize sarsılmaz bir idrak ve iman verecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İdris Cevahir - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Can - Selamün aleyküm. Dünya, kainatta bir toz zerresi değildir. Dünya dümdüzdür ve Evren’in zeminidir.

Yanıtla . 0Beğen . 1Beğenme 04 Ekim 22:33

İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?