Sanat ve metafizik-III

Sanatın bir olgu olarak varoluşuyla, bu varoluş bağlamında ele aldığı tema veya konuların kavranma ve açıklanmasında, tanım ve nitelendirme gereği, insanın düşünme ve duyma yetisine giren alanlardan bir takım öğelere başvurulduğu görülmektedir. Sanat olgusunu irdelemeye yöneldiğimizde, onun varoluşunu tezahür ettirirken gerek tema, gerekse anlatım yönünden tanımı için bu türden öğeleri adeta ödünç alarak nitelendirme yoluna gidilmektedir. Metafizik kavramı da bu öğelerden biri, hatta en çarpıcı olanlarındandır.

Anlaşılacağı üzere metafizik kavramı felsefenin belli bir döneminde, yaklaşık M.Ö. birinci yüzyılda Aristoteles’in eserlerini konularına göre yapılan tasnif dolayısıyla kullanılmış ve kabul görmüştür. Fiziğe (physus), yani doğaya ait konuları içeren eserleri Fizik başlığı altında toplanırken, ruh, ölümsüzlük, erdem, iyi-kötü vb. konulara ilişkin eserleri “fizikten sonra gelen” anlamında Metafizik başlığı altında toplanmıştır. Bu ayrım felsefi düşüncenin iç tasnifi bakımından genel bir kabule mazhar olmuş ve kullanılagelmiştir. Ancak Batı düşüncesinde, sadece felsefe alanında kalmayarak insan etkinliğinin diğer alanlarında da kendine yer bulmuştur, ama tercihen “doğa felsefesi” kavramına ağırlık verilmiştir. Özellikle Skolâstiğin yöntem ve düşünme konularına bir tepki olarak “metafizik” kavramı yerine “doğa felsefesi” deyimi öne çıkmıştır. Aslında doğa felsefesi kavramının kullanılmasında belirleyici öğe yöntem farklılığında kendini göstermiştir. Metafizik kavramının içerdiği konular, yeni yöntem arayış ve kuruluşları esnasında yine göz önünde tutulmuştur. Elbette yöntem/lerin farklılaşma sürecinde incelenen ve irdelenen konulara yaklaşım, tanım ve açıklamalarda farklılaşmalar ortaya çıkmıştır.

Herhangi bir dönemin sanat ve edebiyat eserinde ele alınan tema ve konunun daha başlangıcında metafiziğin içerdiği bir konu olup olmadığı tespitinin yapılamayacağı açıktır. Üstelik sanat ve edebiyat eserinin ele aldığı tema ve konunun işlenmesinde başvurulan öğeler, ilkeler, üslup ve anlatım biçimleri, sanat ve edebiyatın imkânları ölçeğinde değerlendirilmek durumundadır. Sözgelimi bir şiirde, romanda, hikâye ve tiyatro eserinde ele alınan temanın ve konunun, o zamana kadar hiçbir eserde ele alınıp alınmamış olması kendi başına bir özgünlük veya yenilik özelliği taşımaz. Fuzuli Leyla ve Mecnun’da, Shakespear Romeo ve Juliet’te, Şeyh Galip Hüsn-ü Aşk’ta, Tolstoy Anna Karanina’da aşkı, sevgiyi ve yol açtığı dramları ortaya koyarlarken, daha önce hiçbir yazar tarafından işlenmemiş, düşünülmemiş bir temayı ve konuyu ele almış değillerdir.

Oysa metafizik başlığı altında belirtilen konuların felsefede incelenmesi, irdelenmesi, tartışılması ve o zamana kadar neredeyse başka bir kimse tarafından ortaya konulmamış içerikte olması şarttır. Mesela Platon’un ruh anlayışıyla Aristoteles’in ruh anlayışı birbirinden farklıdır. Ama her ikisinin ruh anlayışlarını metafizik kavramı içine yerleştiririz. Öte yandan felsefe alanında, tasnif imkânı veren “ide” ve “madde” kavramları temelinde, maddeyi temel töz (substantia) kabul eden ve maddecilik olarak tanımlanan anlayışlar, açıkça metafiziği ret ederlerken, bir noktadan sonra “madde”ye dayanan bir metafiziği kurmaktan kendilerini alamazlar. Sözgelimi Varoluşçuluğun metafizik boyutunu açıkça ret eden, dolayısıyla tanrıtanımazlığı sisteminin odağına yerleştirdiğini ileri süren J. P. Sartre, “İnsan özgür olmaya mahkûmdur” derken, son çözümlemede metafizik yapar. Ne var ki, felsefi iddiasını sanat (roman, piyes) eserlerine giydirmek suretiyle, bir bakıma metafizikten kurtulmaya çalışır, ama asıl felsefeye ait olan alanda sanata boyunduruk vurma yolunu seçer. Burada karşı karşıya kaldığı çelişkiyi ortadan kaldırmak umuduyla “güdümlü edebiyat” deyimini devreye sokmaya çalışsa da, çelişki varlığını sürdürür.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?