Reklamı Kapat

20 yıl boşa geçmiş…

İstanbul’daki deprem, kamuoyunun dikkatini “bir süreliğine” yine deprem olgusuna çevirdi. “Bir süreliğine” herkes geçici bir teyakkuz halini söylem bazında sürdürecek, kamuoyu en ufak sallantıları bile büyük bir ciddiyet ve dikkatle takip edecek ve muhtemelen yine “eylem” anlamında ciddi bir şeyler yapılmayacak.

1999’daki büyük deprem felaketiyle Türkiye’nin gündemi depreme kilitlenmiş, tüm Türkiye deprem haricinde bir meseleyle ilgilenmez olmuştu. Üstüne üstlük birkaç ay sonrasında Düzce’deki deprem de bu durumu perçinlemiş, herkes küçük çapta birer “deprem uzmanı”na dönüşüvermişti.

Yine siyasilerin büyük büyük lafları, yine bir sürü “-cek” “-cak”lı cümleler ve neticesinde de bir süre sonra unutulan bir realite… Neticesinde de doğa olayları söz konusu olduğunda “unutma” diye bir şeyin söz konusu olmadığını bir kez daha yaşayarak idrak etmek…

1999 depreminin ardından “bir defaya mahsus” diye alınmaya başlanıp daha sonradan kalıcı hale getirilen vergiler ne oldu mesela? “Özel İletişim Vergisi” adındaki vergi kaleminde toplanan milyar dolarlar, acaba hangi “özel iletişim” faaliyeti için harcandı? Depremden sonra yaşanan GSM operatörleri rezaletine bakınca, “iletişime” harcanmadığı meydandadır.

Deprem gibi olağanüstü durumlarda telefon hatlarının aşırı yüklenmeye uğrayacağı bilinen bir gerçek değil midir? O halde, Türkiye gibi deprem kuşağında yer alan bir ülkede de buna yönelik tedbirlerin söz konusu olması gerekmez mi?

“Mobil iletişim dışında sıkıntı olmadı” şeklinde özür açıklaması yayınlayan, bir de abonelerine adeta bir rüşvet, bir sus payı verir gibi “bedava internet” veren operatörleri içinde bulunduğu durumun gözden geçirilmesi gerekmez mi? Özellikle de bu iletişim sıkıntısının başrolündeki operatörün özelleştirilmesi ve sonrasında yaşananlar bir “ibret vesikası” değil midir?

99 depreminin ardından bilim adamlarının uyarıları ne ölçüde dikkate alındı acaba? Deprem Yönetmeliği uygulamaya kondu, belki yeni yapılan binalarda belli bir standarda ulaşıldı. Ancak mesela dayanıksız yapıların sağlamlaştırılması için ortaya konulan “kentsel dönüşüm” ne ölçüde işe yaradı? 5 katlı binayı “sağlamlaştırmak” için yıkıp, yerine 25 katlı bina yapmak, deprem önlemi kapsamında mı, yoksa rant aşkıyla mı açıklanmalıdır?

Deprem tehdidi altında olduğu bangır bangır ilan edilen, Türkiye’nin milli gelirinin yüzde 30’undan fazlasını üreten, bankalardaki mevduatın yüzde 43’ünü elinde tutan İstanbul için 20 senede ne yapıldı mesela? Küçücük bir alana 15-20 milyon insan doluşmuşken, bu nüfusu Anadolu’ya kanalize edecek bir strateji uygulandı mı? Yoksa tam tersi mi oldu? Maalesef tersi oldu ve zaten “cazibe merkezi” olan İstanbul, yönlendirilen yeni yatırımlarla “daha da fazla” cazibe merkezine dönüştü. Zaten sıkış tepiş olan şehir, iyiden iyiye bir beton denizine dönüştürüldü. Ne uğruna? Rant maalesef!

Bugün “onbinlerce toplanma alanı” olduğundan bahsediliyor ama bu “onbinlerce” alanın nerede olduğunu bulmak için ilgili internet sitesinden bakmak gerekiyor. Koskoca bir mahallede küçücük bir yeşillik alan veya bir okulun bahçeciği! Birçok “toplanma alanının” AVM’ye dönüştüğünü geçtiğimiz yıllarda duymuştuk zaten.

Türkiye’nin her anlamda kalbi konumundaki bir şehrin, geçen 20 yıllık sürede adamakıllı hiçbir hazırlık yapmamış olması ibretliktr esasında.

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?