Reklamı Kapat

Fikir ve davet önderi Üstad Mustafa Tahhan’ın ardından

Üstad Mustafa Tahhan’ı, ilk olarak Türkiye’de Müslüman gençliğin derin buhranlar yaşadığı 1980’li yıllarda yayınlanan “İstikamet ve Sapma Arasında İslami Hareket” isimli eseriyle tanıdım. Bu  kitap o gün güncel olarak tartışılan birçok konuda bana yol gösterdi ve aşırı uçlara kaymama engel oldu.

Bu kitapta verdiği bir örneği hiç unutmam. Ürdün seçimlerinde Müslüman Kardeşler teşkilatından parlamentoya giren ve daha sonra bakan olan bir şahıs İhvan yöneticileri tarafından istifaya zorlanır. Bir gün kendisini ziyarete gelip bir an önce istifa etmesini isteyen heyete, “Ben bakanlıktan istifa etsem dahi ailemin geçimini sağlamak için bir iş yapmak zorundayım. Peki, bakanlık görevinden ayrılıp aynı bakanlıkta kapıcı olsam buna da itiraz eder misiniz” der. Heyette bulunanlar, “Buna itirazımız olmaz” derler. Bunun üzerine söz konusu bakan, “Bu nasıl bir zihniyettir ki sizden bir kardeşinizi bakanlık koltuğunda görmeye razı olmuyorsunuz ama kapıcı olmasına razı oluyorsunuz.” der. Kitabı bulamadığım için mealen hatırlayıp yazdığım bu cümleler o günlerde altın değerinde idi.

Mustafa Tahhan, Lübnan'da Türkmenlerin yaşadığı Kuveşra’da doğdu. İlk ve orta tahsilini Suriye’de, üniversite öğrenimini İstanbul Üniversitesi’nde 1964’te tamamladı. Kimya mühendisi olarak mezun olduktan sonra Kuveyt’e yerleşti. Burada 1979 yılına kadar bir petrol rafinerisinde çalıştı. Erbakan Hocamızla 1969 yılında tanıştı ve o tarihten itibaren Hocamızla beraber oldu. Aynı yıl 60’tan fazla ülkeden gençlik teşkilatlarının katılımıyla Uluslararası İslam Öğrenci Organizasyonları Federasyonu (IIFSO)’nun kuruluşuna öncülük etti. 1980 yılında bu kuruluşun genel sekreterliği görevini üstlendi. IIFSO'nun, Hasan en-Nedvi, Abdukadir Udeh, Seyyid Kutub ve benzeri çağdaş Müslüman yazarların kitaplarının 70'ten fazla dile çevrilmesine ve tüm dünyaya dağıtılmasına ön ayak oldu. Kendisinin de fikir, davet ve hareket ağırlıklı çok sayıda eseri vardır. Bu eserleri Türkçe, Urduca, Kürtçe, Farsça, İngilizce, Malayca başta olmak üzere birçok dillere çevrilmiştir. 

Bir İstanbul âşığı olarak yazları İstanbul’da yaşayan Üstad Mustafa Tahhan, İstanbul’da vefat etti ve yakın dostu Erbakan Hocamızın da medfun bulunduğu Merkezefendi Kabristanı'na defnedildi. Rahmetullahi aleyh.

Erbakan Hocamızla ilgili bir yazısında şöyle diyor:

 "Bazıları niye ben son ana kadar Erbakan’la beraberim bunu garipsiyorlar. Bunun sadece siyasi bir duruştan ibaret olduğunu zannediyorlar. Hayır dostlar! Bu aynı zamanda zayıf anımızda bizi kollayan, biz sıkıntılarla boğuşurken boğulmadan önce imdada yetişen kişiye bir vefa duruşudur.”

Üstad Mustafa Meşhur’un burada sözünü ettiği bu olayı “Korku ve Ümit Arasında Lübnan Seyahati” başlıklı yazısında 2006’da Lübnan’da İsrail kuşatmasından nasıl kurtulduğunu şöyle anlatıyor:

“Lübnan’a varışımızın üçüncü günü idi. Fırtınalar koptu. İsrail, Lübnan’ın hayat damarlarını koparmaya başladı. Köprüleri yıkıyor, evleri harap ediyor, uçaklar yolları hendeklere çeviriyordu. Halk enkaz altında can veriyor, kimsecikler onlara yardım edemiyordu. İsrail, halkı en kısa sürede evlerini boşaltmaları için uyarıyordu. İnsan tufanı anlatmak için ne söyleyebilir ki?

Korku kapısı farklı farklı renk, ses ve şekillerde idi. Karadan, denizden ve havadan bombardımanın şiddeti gün geçtikçe artıyordu. Renkler birbirine karışmıştı artık… Solgun yüzler, kıpkızıl akan kanlar. Şimşek gibi gürleyen sesler dinmiyor. Radyo ve televizyonlardan duyduğunuz haberler de endişenize endişe katıyordu. İnsanlar bir çıkış aramaya başlamışlardı, ağrılar kalbimi sıktıkça sıkıyor, rahatsızlığım artırıyor, gözlerimden yaşlar dökülüyordu. 

Biz bu dünyanın garipleriyiz. Ne dünyaya, ne zalimlere ne de ayartmalara teslim olmuş kimseleriz. Güçten düştüğünde dahi mücadele uğruna elinden geleni yapan, elinden tutması ve can simidi atması için her şeyin mihengi olana sığınan kimseler… Uzak yakın bizi soran kimse yoktu. Sevgi, muhabbet gösteren arkadaşların çoğu ya uzaklaşıyor ya da gizleniyordu. İnsanın daha sen onunla konuşmadan seni hissedip, sessizce, başa kakmadan, minnet ettirmeden seni gözetip kollaması ne büyük bir iş!

Bazıları niye ben son ana kadar Erbakan’la beraberim bunu garipsiyorlar. Bunun sadece siyasi bir duruştan ibaret olduğunu zannediyorlar. Hayır dostlar! Bu aynı zamanda zayıf anımızda bizi kollayan, biz sıkıntılarla boğuşurken boğulmadan önce imdada yetişen kişiye bir vefa duruşudur…

O mümin, salih kişiyi aradım ve bu tehlikeli durumdan bizi kurtarması için yardım çığlığı attım. Ve hemen bir telefon geldi, kendimizi hazırlamamızı, bir Türk savaş gemisinin bizi Beyrut’tan alıp Türkiye’nin Mersin Limanı'na götüreceğini haber verdi.

30 saatlik bir yolculuğun ardından Mersin Limanı’na ulaştık. Gemiden indiğimizde bizi güllerle karşıladılar. Yüksek rütbeli subayların odasına davet ediliyor, sağ salim ulaştığımız için tebrik ediliyorduk. Teşekkür ettik ve bizi bekleyen Saadet Partili arkadaşları bulmak üzere yanlarından ayrıldık. Yüzlerinden can, gözlerinden muhabbet fışkırıyordu. Dediler ki: “Bizi Erbakan Hoca aradı ve dedi ki: Eğer kurtarma gemisi ile gelmeyi başaramazsa bir tekne kiralayıp o gemiyle onları Lübnan’dan getirin.”

İşte bir umur görmüş devlet adamının sessiz sedasız sorun çözme metodu ve işte bir dostun dostuna olan vefası. Arif olana tarif gerekmez.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?