Reklamı Kapat

Kubbedeki hoş sadalar

Kanuni Sultan Süleyman devrinin en büyük şairlerinden sayılan Baki bir şiirinde şöyle der:

“Avâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal,

Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş”.

Avaze yüksek ses, Davut veya davudi ses insanları derinden etkileyen ses, kubbe ise gök kubbe olduğuna göre mana kolayca anlaşılır.

Gerçekten Baki’nin şiirleri gök kubbemizde dolaşmakta, onu bize hatırlatmakta ve insanları etkilemeye de devam etmektedir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın hitaplarına da bu yönü ile baktığımızda, gök kubbemize salınan ve insanlarımızın ekserisini derinden etkileyen “hoş hitaplar” olduğunu kabul etmemiz gerekir. Birkaç örnek vermek istersek:

“Ey Amerika”, “Ey Obama” ya da “Ey Trump” diye başlayan, geçen hafta da bir ABD generalini hedef alan ve muhataplarına nizamat verip yola getirmeyi amaçlayan cümleleri çoğu insanımızı o kadar muazzam etkiliyor ve gönlündeki arzuları “rezonans”a geçiriyor ki, bu hoşluk gök kubbemizde dolaşıp duruyor.

Gerçi bu hitaplar ne Amerika’yı ne de muhataplarını yola getiremiyor. Bu hitaplardan sonra da Amerika ve diğer muhataplar aldatmalarına devam edip, daha çok cinayet işliyor, daha çok kandırıyor, Türkiye ve İslam dünyasındaki “kuşatma” hareketlerini daha da geliştiriyor. Terör örgütü kurma ve onlara her türlü sonsuz desteği verme işine devam ediyorlar. O yönü ayrı, bizim dediğimiz “hoş sada”lık ayrı bir konu.

“Ey İsrail”, “van minüt”, “terör devleti İsrail” diye başlayan, geçen hafta da BM kürsüsünden yapılan hitapları sadece Türkiye’de değil, İsrail’den yaka silkmiş olan tüm dünyada ne kadar hoş etkiler yapıyor.

Gerçi İsrail bu hitaplardan sonra daha çok Müslüman öldürüyor, işgalini daha da genişletiyor, daha güçlü olarak dünyaya açılıyor, bizimle ticaretini daha da geliştiriyor. Ama biz bu yönleriyle değil, kubbede bıraktığı “hoş sada” yönüyle olayı ele alıyoruz.

“Ey Avrupa Birliği”, “Ey Avrupa Parlamentosu” diye başlayıp onların yamukluklarını ve tarafgir kararlarını gözler önüne seren “hitaplara” ne demeli? Bu hitaplar o kadar hoş sada olarak algılanıyor ki, adeta insanımızı uçuşa geçiriyor.

Gerçi Avrupa Birliği bu hitaplardan zerrece etkilenmiyor. Daha büyük haksızlıklara, daha çok tarafgirliklere devam ediyor. Hatta diretmeleriyle ahlakımızı, geleneklerimizi, aile yapımızı, eğitimimizi tarumar etmekte daha çok mesafe alıyor. Yetkililerimiz bütün bu fitne ve fesada rağmen, “Avrupa bizim medeniyet projemiz” diye haykırmaya devam ediyorlar. Ama konumuz bunlar değil, “kubbemize bırakılan hoş sada” konusu.

Ya Birleşmiş Milletler’in çarpık yapısı ve taraflı kararları konusunda söylenen, “Dünya 5’ten büyüktür” hitabı? 18 yıldır gönüllerimizi titretiyor. O kadar hoşa gidiyor ki, bunu söyleyebilmek büyük bir kahramanlık olarak algılanıyor. Gök kubbemizi hoşluğa boğuyor bu söylemler. Hele geçen hafta BM kürsüsünden yaptığı konuşma, hoşluğa sebep olmaktan öte gök kubbeyi “hoşluk” rengine boyayan türden bir konuşma idi.

Gerçi bu hitap, Birleşmiş Milletler’i zerre etkilemiyor. Kararlarında bırakın tarafsızlığı, biz dâhil İslam ülkelerini ve diğer mazlum milletleri adeta yerden yere vuran eylemler yapmaya, kararlar almaya devam ediyor. Biraz düzgün diyeceğimiz bir karar çıkacak olsa, dünyanın kendilerinden büyük olduğu “beşli çete”nin vetosuna çarpmaya devam ediyor. Son konuşmanın da BM duvarları dışında müspet bir etkisinin olmasının mümkün olmadığı ayan beyan belli. Gerçi bu beşli çeteye dayanan yapısını değiştirecek, değiştiremezse BM’ye alternatif üretecek bir girişim hâlâ ufukta yok. Bu söylemlerin etkisi ile18 yıldır bu konuyu görüşüp alternatif üretmek için, bu güne kadar, birisi Türkiye olan iki ülkenin bile bir araya gelip konuyu görüşmeye teşebbüs ettiğini duymadık. Ama konu o değil, “hoşluk” konusunu işliyoruz.

“Ey Almanya”, “Ey Hollanda”, “Ey Fransa”, “Ey NATO”  hitaplarındaki mükemmellik anlatmakla bitmez.

Gerçi bu sözlerin muhatapları bildiklerinden ve istikametlerinden zerre şaşmıyorlar, o ayrı bir konu.

“Ey CHP”, “Ey Baykal”, “Ey Kılıçdaroğlu” hitapları milletimizin ekserisini nasıl da hoşluğa boğuyor?

Gerçi CHP ve Kılıçdaroğlu bu hitaplarla yok olmak şöyle dursun, son seçimlerde AKP’nin ve kendilerinin hatalı karar ve eylemleri neticesinde büyük şehirleri bile kazanarak büyüme trendine girdiler. Ama konu o değil, hoşluk konusu.

Bütün bu çok hoş ve etkileyici hitaplar muhataplarına müspet yönde bir etki meydana getiremediği gibi, bizi de ayağa kaldırıcı etkisi olmuyor. Ekonomimiz, kalkınmamız, sanayimiz, tarımımız, istihdamımız, borca muhtaçlığımız, ahlaki yapımız, aile sağlamlığımız, eğitimimiz, gençliğimiz, dış politikalarımız, aksi ve eksi yönde etkileniyor. Yukarıya doğru değil, aşağıya doğru kayıyor. Ama biz “gök kubbemizde hoşluk bırakacak olan hitaplar” konusunu işliyoruz.

Nasıl ki, Baki şiirleri ile gök kubbemizde hoş sadalar bırakmış, Sayın Cumhurbaşkanımız da hitapları ile “büyüleyici hoşluklar” bırakmıştır, bırakmaya da devam etmektedir.

Şair Baki bugün yaşasaydı belki de şöyle derdi:

“Sihirli cümlelerini bu âleme ilaç gibi sal,

Tayyip olan bu kubbede bir hoş söz imiş”.

GÖK KUBBEDE HOŞLUK

Maksat bırakmaksa kubbede hoşluk,

Sihirli sözleri katıp kavurun;

Söylemlerinizde kalmasın boşluk,

Böylece hakkından gelin gâvurun!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ekrem Şama - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?