Reklamı Kapat

İstanbul zora düşerse kim rahat uyuyabilir?

17 Ağustos depremini evde yaşamıştım. O korku ve telaşla aile fertlerine koştuğumu hatırlıyorum. Rahmetli babamın yattığı odanın önünde bir ağaç ve sokak lambasının asılı olduğu elektrik direği vardı. Babamın korku dolu gözler ve darmadağınık cümlelerle aralarında 3 metre mesafe olan ağaç ve direğin birbirine çarpıp ayrıldığını söylemesini unutamıyorum. Sonrasında günlerce sokaklarda yaşamak zorunda kalmıştık. O gece öncesinde sürekli söylenen ancak bazılarımız için soyut anlamlar içeren deprem gerçeği çok acı bir şekilde yüzümüze çarpmıştı. Aradan 20 yıl geçti. Deprem az veya çok hep gündemimizde oldu. Geçtiğimiz Perşembe günü yaşanan 5.8 büyüklüğündeki sarsıntı ise 17 Ağustos sonrası en yüksek şiddette olanı ve depremin kendisini bizlere en ciddi hatırlatmasıydı. Doğal olarak gündemin seyri birden değişti. Şimdi herkes beklenen büyük depremi konuşmaya başladı.

Peki, İstanbul ve deprem tartışmalarının neresindeyiz? 17 Ağustos’tan bugüne maddi-manevi neler yapabildik? Hangi dersleri çıkardık veya gerçekten doğru mesajları alabildik mi? Geliniz önce bardağın dolu tarafına bakalım. Gerek imar yönetmeliğindeki düzenlemeler, gerekse de kentsel dönüşüm çalışmaları aslında deprem gerçeği dikkate alınarak planlandı. Bütün bu süreçler yavaş ilerlese de, yeni yapılan binalarda buna olabildiğince dikkat edildi. Ancak bunlara rağmen ortada birçok eksikliklerin olduğunu da kimse reddedemez. Son deprem bu eksikliklerin tekrar konuşulmasına zemin oluşturdu. Şunu net olarak ifade edelim. Her yaşadığımız sarsıntı sonrası derin teknik analizler yapmaya aslında gerek yok. İki artı iki nasıl dört ediyorsa, İstanbul da depremi bir an olsun aklından çıkarmadan yaşamak ve her açıdan onun gereğini yapacak şekilde hareket etmek zorundadır.

Bugün en büyük sorun maalesef İstanbul’un nüfusudur. Resmi olarak 16 milyon, gayr-i resmi olarak ise 20 milyonu aşan bu şehir duyabilen kulaklara imdat çığlıklarını ulaştırmaya çalışıyor. Bir örnek üzerinden açıklamak gerekirse, malum Almanya ve Türkiye’nin nüfusları aşağı-yukarı aynıdır. Ancak Almanya’nın en kalabalık şehri Berlin 4 milyon, Türkiye’nin en kalabalık şehri İstanbul ise bunun 4-5 katıdır. İstanbul bu nüfusuyla yönetilemez bir noktaya doğru, herkesin gözleri önünde son hızla gidiyor. Betona boğulmuş İstanbul artık bu yükü taşıyamıyor. Türkiye bir terazi olsa, İstanbul’un bulunduğu taraf dengeye gelemeyecek ölçüde ağır basar. Ekonomik refahı tabana yaymak ile nüfusun ülkeye sağlıklı bir şekilde dağıtılması arasında bir bağlantı olduğunu aklıselim sahibi herkes mutlaka kabul edecektir.

Biliyorsunuz bir de toplanma alanları tartışması var. Yüksek binaların arasındaki parklar, boş alanlar sanki o binaların zarar görmeyeceği kesinmiş gibi toplanma yerleri olarak ilan edilmiş. Ancak herkes her şeyin farkında. GSM operatörlerinin sınıfta kaldığı, iletişimin sağlanamadığı, herkesin telaşla yollara düştüğü anda trafiğin keşmekeşe döndüğü bir İstanbul -Allah korusun- beklenen büyük depremle nasıl mücadele edebilecek? İşte bu soru endişenin zirve yaptığı yerdir.

Hepimiz şu gerçekleri bilerek hareket etmek zorundayız. İstanbul bu milletin ortak değeridir. Çağ açıp çağ kapattığımız, dünya tarihine kalın harflerle kazınmış göz aydınlığı bir mirastır. İstanbul herkesin üzerine titremesi gereken dünya başkenti bir beldedir. İstanbul siyasi hesaplaşmalara kurban edilemeyecek önemde vebal yüklü bir şehirdir. Ne iktidarın, ne de belediye yönetiminin siyasi çekişmeleri ve şahsi mücadeleleri için kullanılamayacak kadar büyük ve bu milletin tamamına ait olan bir emanettir. Kim ki İstanbul üzerinden bilek güreşi yapmaya yeltenir, bilmeli ki hem bu şehre, hem bu millete, hem de kendisine en büyük kötülüğü yapmış olur.

İstanbul aslında Türkiye’dir. İşte özellikle bu deprem tartışmaları çerçevesinde İstanbul bugün artık tam anlamıyla bir milli güvenlik sorunudur. İstanbul’un karşı karşıya kaldığı, kalacağı büyük bir sıkıntının ülkemiz için ne anlam ifade edeceğini söylemek bile abesle iştigaldir. Allah’ını seven İstanbul’la köşe kapmaca oynamaya çalışmasın. Türkiye’yi düşünen İstanbul’a yanlış yapmasın. Bu milleti düşünen doğru adımları atmadan atıyormuş gibi göstermeye çalışmasın. Gereği neyse onu yapsın. Yoksa İstanbul’un cevabı çok sert ve ağır olacak.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?