Stratejimiz ve politikamız var mı?

Yaptığım seyahatler ve gözlemler sonucu ciddi bir çöküntüye doğru yuvarlandığımızı görmekteyim.

Çöküntü, bugünkü olayların bir sonucu değildir. Bu çöküntü temelleri Cumhuriyet’le birlikte atılan yeni bir ulus inşa etmenin iflas etmesidir. Yeni bir ulus inşa etme uğruna dini değerleri yozlaştırılan, milli değerleri tadil edilen (değiştirilen) ve kendilerine hedef olarak muasır medeniyet (yani Batı taklitçiliği) gösterilen bir ulusun iflasıdır.

Çünkü burada muasır medeniyet seviyesine çıkma ülküsü içi boş bir kavramdır. İçi doktrinlerle, stratejilerle ve ciddi bir eylem programıyla doldurulmadığı zaman bu bir hayranlık ve taklide götürür. Bizde de olan buydu ve gelinen nokta toplumsal çöküntüydü.

Bugün tüm değerleri erozyona uğramış, iğdiş edilmiş bir ulusun önünde ciddi bir program ve hedef de olmadığından kaos hüküm sürmektedir zihin dünyamızda...

Din, yüzyıldır yeraltında çeşitli gruplarca yaşamaya çalışırken günümüzde tüm fraksiyonlarıyla yeryüzüne çıkmış, ama bize ilaç olma yerine ruhi dünyamızı paramparça etmiştir. Çünkü her fraksiyon kendisi dışındakini merdud, kâfir ve sapkın olarak nitelemeye başlamıştır. Bu uzun sürede ciddi dini kopmaların, kamplaşmaların ve belki de savaşların önünü açabilir. Bir an önce bu alandaki önderlerin çözüm üretmeleri ve süreci Batılı toplum mühendislerin götürmek istedikleri noktadan uzaklaştırmaları gerekir.

Dini hayatımızdaki bu keşmekeşliğin yanında düşünce hayatımızda da bir düzen yoktur. Bir ilerleme, terakki modeli oluşturamadık. Sadece taklit ve Batı’daki kurumları almaktan öteye bir şey yapamadık. Hâlâ Avrupa Birliği’ne girme macerası çerçevesinde Batı’nın kurumlarını, değerlerini ve hukuk sistemini kopyalamakla meşgulüz.

Kendimize ait bir yapı, strateji ve çözüm yolu üretemedik.

Başarının göstergesi günümüzde teknolojik gelişmişlikle ölçüldüğünden teknolojik alanda da hâlâ üçüncü dünya seviyesindeyiz. 200 civarındaki üniversitemiz ve binlerce öğretim görevlimize rağmen özgün bir çalışma ortaya konulamadı.

Eğitim politikamız diye bir şey olmadığı gibi, eğitimimiz yapboz şeklinde cereyan etmekte, kitaplarımızın telifi İngiliz sistemine göre inşa edilmektedir. Eğitim politikamız Milli Eğitim Bakanları eliyle şekillendirmeye çalışılmakta ve bu da aslında politikasızlığa yol açmaktadır.

Başarının yolu topyekûn bir inşa ve stratejidir.

Eldeki imkânları en iyi şekilde kullanırsak kendimize özgü bir yapı ortaya koyabiliriz. Potansiyel olarak buna müsaidiz.

Çöküntüyü tersine çevirecek olan küçük hamleler ve rötuşlardır. Siyasi elitimiz inşallah bu gelişmeleri görebiliyordur. Göremezlerse büyük bir birikim heba edilmiş olacaktır. Çünkü şu anda Batılı başkentlerde haritaların tekrar değişmesi projesi uygulamaya konulmuştur. Haritaların değişmesi demek, mevcut birikimin yok edilmesi ve tekrar kaos demektir.

Çözüm, stratejiler ve yöntemler belirlenmesidir.

Gündelik siyasi hareketin peşinde koşmak değildir.

DEVŞİRMELER VE İLİM

Türkiye’nin 80 yıllık tarihine baktığımızda ilim alanında ciddi bir atılım yapmadığını görmekteyiz. Hâlbuki Amerika ve diğer gelişmiş ülkelerde yabancı kökenli ilim adamlarının ülkedeki ilmi seviyenin kalkınmasında büyük etkileri olmuştur.

Bu durum bize ilim çalışmalarının yerli unsurla yapılamayacağını göstermektedir. Çünkü yerli unsurun keyfi ve rahatı yerindedir. Onlar ilmi değil, kariyeri ve rahat bir yaşamı tercih etmektedirler.

Hatta sahabelerin ilimleri ve hadisleri bile sahabe çocukları vasıtası ile değil köleler yani mevaliler kanalıyla bize intikal etmiştir. Abdullah b. Abbas’ın kölesi İkrime de bunlardan birisidir.

Demek ki rahatları yerinde olan ve fetihlerle zenginleşen sahabenin mirasyedi çocukları ilme yönelmek yerine mirası harcamayı tercih etmiş ve bu nedenle ilmin bayraktarlığı mevalilerin yani kölelerin eline geçmişti.

Burada kınanacak ve ayıplanacak bir şey yoktu. İnsan tabiatının doğal bir sonucuydu. Mevalilerin kendilerini kanıtlamaya ve konumlarını düzeltmeye ihtiyacı varken sahabe çocuklarının böyle bir ihtiyacı yoktu.

Günümüz Türkiye’sine baktığımızda da aynı sıkıntıyı görüyoruz. Herkes üniversiteyi kariyer, maaş ve zenginleşme için okuduğundan ilim maalesef yapılmamaktadır.

Üniversiteler çok ama ilim yok. Üniversitelerde ilimden başka her şey var. Çözüm Amerikan’ın yaptığı gibi, Rusların yaptığı gibi ve hatta Osmanlıların yaptığı gibi devşirmeleri oluşturmaktır. Çünkü onların kendilerini kanıtlamaya ihtiyacı var.

Maalesef Cumhuriyet büyük iddialarla ortaya çıktı ve bu uğurda eğitim reformları, tevhidi tedrisat uygulaması yaptı ama gelinen durum sıfır. Çözüm ilmi kendisine rehber edinecek bir sınıf oluşturmaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Halil Er - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?