Tarihe özlem şimdiye sitemdir

Her insanın geçmişte yaşadıklarına yüklediği bir anlamı vardır. Her insan anılarını bir şekilde yaşatmak ve hatırlamak ister. Ama aynı insan anılarını yaşatırken kendi süzgecinden geçirmeyi de ihmal etmez. Yani insanlar tüm geçmişlerini değil yaşatmak istedikleri anılarını gündemlerine almayı tercih ederler. Aslında tüm yaşanmışlıklar insanın geçmişinden bir parça iken bazı yaşanmışlıklar bu şekilde insanın hayatında önemli yer tutar.

Bu fert bazında böyleyken topluluklar bazında da böyledir. Özellikle devletler için tarih, sadece geçmişte yaşanmışlıklardan ibaret değildir. Tarihi devletin sahip olduğu fikri arka planın günümüzdeki yansıması olarak ifade edebiliriz. Devletler kendi geleceklerini kurmak için geçmişlerine müdahale etme ihtiyacı duyarlar. Devletler tarihi bu şekilde okurlar ve yazarlar. Bu anlamda tarih yaşanmış değil yazılmış geçmiştir. Bu yüzden halklar devletlerinin kurguladığı tarihle dününü, gününü ve yarınını anlamlandırır. 

Devlet temelde gücünü tarihten almaz ama tarihten istifade edildiği sürece tarih devletlere güç verir. Burada istifade derken tarihi birikimin günümüze müspet anlamda taşınmasından bahsediyoruz. Yoksa tarihe hamaset yükleyerek günümüz siyaseti veya ideolojileri için alan açmasından değil elbette. Siyasetin dilinde propaganda malzemesi olmuş bir tarihten istifade mümkün değildir. Ancak bunu, tarihi günün siyasi erkine payanda olmasıyla açıklayabiliriz.

İşin vahameti aslında devletin vatandaşlarına tarihle ayar vermesindedir. Bu gerçeğin gizlenmesini doğurduğu gibi yalanı veya gerçeğin çaptırılmasını da beraberinde getirir. Tarihin kurgulanmasıyla halklara bir kimlik yüklenmeye çalışılır. İşte halklar bu şekilde devletlerin yüklediği kimlikle uluslaşır. Uluslar kendilerini kurgulanmış tarih içinde tanımlama gereği duyarlar. Ne zamanki geçmiş özlemle anılıyorsa orada bugüne dair ortaya konabilmiş bir değerin olmadığını gösterir. Yani şöyle de diyebiliriz: İnsanlar yaşadığı zamanda değer üretememesinin sitemini tarihe duyduğu özlemle gösterir.

Arthur Schopenhauer, Yaşamın Bilge Deneyimi kitabında gurur bahsine değinirken şöyle bir ifade kullanır: “Gururun en ucuz türü ulusal gururdur; zira eğer insan kendi ulusu ile böbürleniyorsa bu kendi adına gurur duyabileceği hiçbir özelliğe sahip olmadığı anlamına gelmektedir. Aksi halde milyonlarca vatandaşıyla paylaştığı böylesine bir gurur kaynağına başvurmak zorunda kalmayacaktır.”

Schopenhauer’in bu ifadesini tek tek insan için olduğu kadar devletlerin veya toplumların tarihi için de kabul edebiliriz. Eğer devletler çağa müdahil olamıyor ve bir değer sunamıyorsa geçmişe yapılan atıflarla otoritesini muhafaza etmeye çalışır. Devlet bunun için gerektiğinde eğitim sistemini gerektiğinde ise medyayı kullanır. Bunun yanında devlet adamlarının kullandığı siyasi dil de bu amacı gerçekleştirmede önemlidir.

Çağa müdahil olmak, çağa bir katkı sunmak ve geleceğin inşası isteniyorsa; bunun yolu geçmişle övünmekten değil, geçmişle motive olarak veya geçmişten istifade ederek kendine bir değer katmakla mümkündür. Bunun için hamasete ve nutka değil düşünmeye ve eylemeye ihtiyaç vardır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?