Reklamı Kapat

Depremden büyük çürüme

Yeryüzünü saran çürüme, kokuşma. Marmara Depremi’nin ardından yirmi yıl geçti. Akıllanacağımıza daha fazla delirdik ki. Her yanı ölüm kuleleri ile doldurduk. Mecidiyeköy, Levent aksında oluşan gökdelen adasında adeta insanları yukarı uzanan kuyulara hapsettik. Oralardaki plazalarda çalışanların aileleri perişan. Çünkü deprem olduğunda aşağı koşuşan binlerce çalışana el kadar yer düşmemiş.

Nereye gidecek bunca insan.

Korkunç ihtimallerle sarsılmaktayız ancak. Çürüme o denli kaplamış ki toplumu. Allah saklasın ölümlü ya da yaralanmalı deprem bilânçolarında, bunun manevi yıkımını hangi vicdan yüklenmeye takat getirebilir.

Kandilli Rasathanesi Müdürü H. Özener; “Enerji birikiyor ve çıkacak. Bir sona doğru yaklaşıyoruz ama ne zaman olacağını bilmemiz mümkün değil” dedi.

Açıklamalarla 7.6 gibi bir depremin kapıda olduğunu açıkladı uzmanlar. Bu büyüklükteki bir depreme karşı koyacak Japonya gibi bütün önlemlerini almış; yollarını, binalarını depreme dayanıklı teknoloji ile inşa etmiş bir ülke yok.

Hayatını hiçe sayarcasına çürük malzeme ile konut yapanların ülkesindeyiz ve durum çok tehlikeli. Kentsel dönüşümü daha yeni yazdım, çürüme o denli tahrip etmiş ki ruhlarımızı; mazlumları, yoksulları mağdur edecek bir ranta dönüşebilmekte en hayati dönüşümler.

Kimi zaman mazlumların başına bir silah gibi dayanıp, Sulukule’nin asırlık sakinleri uzaklara sürülüp, onların topraklarında kurulan lüks konutlar zenginlere peşkeş çekildi.

Yapılan bu haksızlıkların bir yerden çıkmayacağını mı sanmıştık. Bilim adamlarına para ödeniyor, araştırmalar yaptırılıyor sonra o raporlar dikkate alınmadan yöneticiler kendi bildiklerini okuyarak şehri daha çabuk yok etmek için en çirkin binaları getirip gözümüze baka baka dikebilmekteler.

Rakamlar doğruysa eğer, çürüme korkunç. 496 deprem toplanma alanından 419’u imara açıldı, geriye 77 toplanma alanı kaldı.

İnsanlar nereye gidecekler.

Artık okyanusun suları bile elimizdeki kirleri temizleyebilir mi? Kitleleri ölüme göndermek cinayet bile değil.

Bir katliama imza atmaktır.

Depremde minare gerçeği ile bir kez daha yüzleştik. Allah’tan saat 14.00’deki deprem, cemaatini uğurlamış minarelere rast geldi yoksa can kaybı kaçınılmazdı. Madem deprem riski altındayız, minareleri öyle başımıza buyruk çok yüksek tutmayacağız ve en kaliteli malzeme, yüksek teknoloji ile inşa edeceğiz.

Epey oluyor dikkatimi çekti, çok kalabalık bir mahalledeki caminin minaresi o kadar yüksek ve ince idi ki, yıkılması halinde altında ev doluydu. Tamam, eskiden minareler çok uzun ve ince tutulur bu estetik kaygı daima göz önünde olurdu. Lakin mazide camilerin etrafı boştur ya şehre hâkim bir tepede ya da sahra gibi etrafı yapıdan arındırılmış özgür bir alanda idi, şehrin peyzajına, topografyaya uyuma son derece dikkat edilirdi.

Zamanla o açgözlü çürüme, cami bahçelerini bile gasp edip etrafını yapı ile doldurunca risk iyice büyüdü.

Yaklaşan tehlike artık aklımızı başımıza almamızı, bu çok geç kalmış çok hatalar yapmış toplumun, zararın neresinden dönülürse kâr bilip, öğrenmiş olması gerek.

Yoksa depremden büyük çürüme, bozulma, kokuşma; şehirleri ve içinde yaşayanları yiyip bitirecek.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?