Reklamı Kapat

Düşüş

Bir canlı organizma için bir şeyler ters gitmeye başladığında o bir daha iflah olmaz biçimde tepetaklak olur. Bu kurumlar için geçerli olduğu gibi onlardan daha çok insanlar için geçerlidir. “Bir insan düşmeye görsün” diye sıklıkla kullandığımız bir cümle var. Bu cümle bir insanın “düşme” eylemi ile birlikte nasıl bir talihsizlikler silsilesine tabi olduğunu kısa bir şekilde özetlemeye yarayan bir ifade biçimi. Bir insanın bu süreçte onu kaim eden değerleri kaybolduğunda toparlaması nasıl güçse, bir toplumun da bu nevi düşmelerde özellikle kendini var eden değerlerden yani kimliğini oluşturan ölçülerden uzaklaşmışsa işte onun düşüşünü durdurması oldukça zor bir iştir. Hele kendine gelebilmesi neredeyse imkânsızdır.

Elbette bu düşüşler de belirsizliklerin, güvensizliklerin, korkuların ve kaygıların rolü büyüktür. Çünkü düşme eylemi gerçekleşirken yaşanan bu durumlar düşüşün boyutunu ve sertliğini de belirler. Bugün Müslüman toplumların yaşadıkları düşüşlerin hem dünya genelinde hem de ülkemizde yaşamı hangi boyutlarda etkilediği hususunda herhangi bir hasar tespiti yapılabildiklerini sanmıyorum. Sadece bir şeylerin iyi olmadığı kanaati genel olarak yaygın bir intibaa olsa da halen daha bir takım beklentiler bu hasarı görmeyi, anlamayı olanaklı kılmıyor. Onun içindir ki ufak tefek sezgileri ile yol alanlar hemen önlerine ilk çıkan emareyi bütün problemin tek nedeni olarak ele alıp konunun künhünü ihmal ederek bir çabanın içine giriyorlar. Ancak hasarın boyutlarını kestiremedikleri için belki çoğu zaman iyi niyetli bu çıkışlar bir yerde netice vermeyi bir tarafa bırakın hasarın derinleşmesine katkıda bile bulunabiliyor.

Bu düşüşlerde kaybolan eksen nedeniyle yönelimler de anlamını yitiriyor. Onun için belki de en önemli kaldıraç vazifesi görecek kavramlar bile bir daha etki edecek gücü bulamayacak denli tahrip ediliyor. Dolayısı ile anlık öfkeler, derin bir haykırışın varoluş çağrısının önünü tıkıyor. Her şey artık daha fazla şiddet içeriyor. Her iyi söz bile gürültünün içinde menzilini kaybediyor. Bütün olumlu adımlar tesirsiz kalıyor ve var-olan hal olduğu gibi içselleştiriliyor. Savunma ile savrulma arasında git-geller yaşayan bir zihinsel sürecin varacağı hiçbir yer yoktur. Nitekim dönemsel yoksunlukları, zorlukları kendilerine zemin olarak görüp o zemin üzerinden bir bakış elde etmiş kişilerin, toplumların vardığı ilk durak onlara asli gerekçelerini unutturarak büyük bir yıkım yaşattırabiliyor ve bu genelde yaşanabiliyor. Çünkü geçmişin yükü, ihtiraslar ve imkânlar asıl hedefi gölgeliyor. Elde ettikleri güç bile bu yıkımı durduramıyor. Çünkü sınırlı olan bakış açısı sadece yoksunluklar ve karşıtlıklar, mağduriyetler üzerine inşa edilen perspektif umut değil öfke, heyecan değil heves doğuruyor. Haliyle geçici kazanımlar büyük kayıpları da beraberinde taşıyor.

Hedeflerin yerini zafer sarhoşlukları, yoksunluk olarak görülen asli ölçütlerin yerini şımarıklık ve güç zehirlenmesi diye ifade edebileceğimiz, insan tüketen mekanizmalar alıyor. Onun için yola çıkılırken kuşanıldığı düşünülen ahlaki edimlerin hepsi yol boyunca bir bir kaybolup, adeta buharlaşıp, yok oluyor. Bu bakımdan düşüşün ve hasarın boyutları sadece bir tek sebebe odaklanarak çözülemez. Çözüm için önce derin bir hasar tespiti yapmak icap ediyor. Bu hasarı ortaya çıkaran bütün siyasal, sosyal ve ekonomik nedenleri doğru bir şekilde incelemek gerekiyor. Kaybolan değerler, yıpranan kurumlar ve erozyona uğrayan kimlikler yeniden şekillendirilmeli ve de üzerimizde iğreti bir şekilde duran bütün ödünç kavramlar ayıklanmalıdır. Çünkü her değer sistemi kendi kavramları ile varlığını belirler, anlam bulur. Yoksa her yapay pansuman yerine geçecek adım bir şekilde kör döğüşüne dönecektir. Düşüş tamamlanıp her şey parçalanmadan sahici bir yaklaşım ile hem tarihi bağlamından hem de kavramların özünden güç alarak gerçek bir varoluş mücadelesi verilebilir. Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?