Reklamı Kapat

Sacayağında bir karaadam

“Diyanet İşleri Başkankanlığı mes’ulleri, mezheplerin birleştirilmesi mevzuundaki zararlı eseri neşretmekle büyük bir vebale girmiş oldular. Eserin yazarı Reşit Rıza, reformcu ve farmason M.Abduh’un talebesidir. Kendisi de aynı zihniyete sahiptir. Osmanlı düşmanıdır, ingiliz taraftarıdır.

Bu kitabın neşri bir gafletin veya bilgisizliğin eseri değil, fakat planlı ve şuurlu bir reform hareketinin meyvesidir. Eser, Diyanet’teki selefi kurmay heyeti (yahut Cunta) tarafından emirle ve müteammiden hazırlatılmış ve basılmak için sıra bekleyen bunca müsbet eser dururken, ‘ivedilikle’ yayınlanmıştır.”

1974 yılının sonlarında yazdığı bu notları, Büyük Gazete’nin 1976 Ocak sayısında yayımlarken merhum Eygi ağabey diyorki: Efganilerin, Abduhların, Reşit Rızaların iç yüzlerini ortaya serecek, mezhepleri birleştirme perdesi altındaki zararlı faaliyetlerini gün yüzüne çıkartacak; mezhepsizlik bid’atini yıkacak ciddi, seviyeli ve hacimli eserler hazırlayacak ulema sınıfı da kalmadı.

Yıl 2019 aylardan ağustos..

Reşit Rıza’yı yazmış birkaç gün Yeni Şafak gazetesindeki köşesinde, AKP iktidarının fetvacısı ve bizim de zaman zaman ve kendi ifadelerine dayandırarak “sacayağı hücresi”nin 3 no’lu ayağı diye tanımladığımız ilahiyatçı Hayrettin Karaman..

Ne Reşit Rıza, ne de selefleri Abduh, Efgani gibileri bu sayfada konu edilmezler. Merhum Eygi ağabeyin kalmadı dediği ulema sınfının alimlerindedir söz. Biz ancak şimdi yaptığımız gibi yanlışta, hatada ve karanlık insanların tutunduğu bölücülükte yön arayanlar ifşa edildiğinde, mutfağımızdan çıkartırız lojistik destek malzemelerimizi. Haçova meydan muharebesinde yazılmış destanımız var bizim.

“Esas ve şartlarını dini nasların ve bunlara müstenid ictihatların tesbit etmiş olması, evliliğin dini bir akid olmasını icap ettirmez..”

“..Bugün belediye dairelerinde kılınan nikahların çoğu islam hukuku bakımında da muteber evlenmedir..” 1977’nin ocak ayında tartışmaları fişekleyen bu satırlar, H.Karaman’ın bir kitabından alınmış. Bu iddialı tezlere cevap rahmetli üstad Ahmet Davutoğlu Hoca’dan.

“Hayreddin efendiye benim Konya’da vilayet müftüleri seminerinde yaptığım ve bir yıl ağır hapis ve dört ay sürgün cezasına çarptırılmama sebep olan konuşmamı hülasa edeyim.

Ben İslamda evliliğin en azından yarı dini bir akit olduğunu, belediyelerde kıyılan medeni nikahın asla şeri nikah yerini tutamayacağını söylemiştim. …. Biz yalan söylemişiz. Doğrusunu Hayrettin efendi bilirmiş.. YAZIKLAR OLSUN… Hayreddin efendi ile bazı arkadaşlarının bu gibi inadi hareketleri doğrusu bana çok giran geliyor.

Açık söyleyim. İstanbul’da açılan ilk Yüksek İslam Enstitüsü’nün açılış ve devamında karınca kaderince hayli hizmet ve gayretim geçmiştir.

Eğer böyle olacağını bilse idim o Enstitü’nün hocalığını kabul etmez; bilakis açılmamasına çalışırdım. Ama istikbali Allahü Zülcelal biliyor.

Öyle ya kim derdiki kendi elimizle Ehl-i sünnet ve’l cemaate muhalif, hatta düşman adamlar yetiştirecekmişiz.” Hayreddin efendi ve bazı arkadaşları derken rahmetli Üstad Davutoğlu hocamız, birinin cenaze töreninde gizliliğine son verdikleri sacayağı hücresi yapılanmasını kastetmesi ne kadar açık. Ve acı olanı da, ki bu acılığı o okulda tahsil görmüş insanlarımız değil sadece, derdi olan herkesin tatması şarttır, Enstitü’nün açılmasındaki emeğe ve gayretine pişmanlığıdır rahmetli Davutoğlu hocamızın. İtirazının hacminin dudak uçuklatan büyüklüğüne vurgusunu böyle örneklendiren rahmetli Davutoğlu hocamız, Büyük Gazete’deki yazısını şu cümlelerle bitiriyor. “Caiz olmayan birşeye indi fetva vermek insanı hiçbir zaman ihya etmez, bilakis imha eder. Hayreddin Efendi yapılacak doğru bir iş arıyorsa, o iş bu değil, hatalı kanunu düzeltmektir. Müslümanların dini hürriyetine aykırı kanunları değiştirmek için çaba sarf etsin.”

Sarfedilmesi istenen çaba nerde, AKP iktidarının AB’ye uyum yasaları nerde? Gibi bir soruyu gündem eylemek okuyanlarımıza ve haberdar ettiklerimize düşen pay olsa gerek, derken, Ekrem Şama ağabeyin katkısını aktarmamıza geldi sıra. Bir gece yarısı istedik gönderdi; “Allah dostu Erbakan” kitabındaki Nedim Urhan anlatımını..

“Erbakan hoca yalnız kendisini yetiştirmekle kalmadı. Bütün kabiliyetleri, olacağına inandığı kişileri de yetiştirme arzu ve isteği ile programlar düzenlerdi. İlahiyat Fakültesi’nde Bekir Topaloğlu, Hayrettin Karaman, Mehmet Ali Sarı, İsmail Karaçam ve Muhammet Eroğlu bunlar benim sınıf arkadaşlarım. Öğretim üyelerini ve bu hocaları da götürürdü Mehmet Zahit Kotku hazretlerinin sohbetine. Oradan istifade etsinler de faydalı olsunlar, zararları olmasın diye. Yakınen biliyorum ki niyeti bu idi. Yani bu kimseler zararlı da olabilir ilerde diye düşünerek, o halkaya bağlayarak zararlarını engellemeye çalışıyordu.”

Acaba sorusunun gelmesi bu noktada insanın aklına galiba şart oldu. Acaba rahmetli Erbakan Hoca, H.Karaman’ın F.G.’nin peşine takılarak Abantlarda milleti dialog tevbesine tutacağını, onun tv kanalına aile boyu çöreklenerek saygıda kusur etmeyeceğini ve parti kuracaklara fetvalar yetiştireceğini mi tahmin ediyordu da tedbir almaya çalışıyordu.

Galiba evet!

29.11.2018 tarihinde yandaş internet sitelerinin özellikle kapıştığı bir H.Karaman özetini insanlarımız, hem maklubeye kaşık sallamak görsünler hem de bir tencere maklube daha kazanmaya ayarlı saysınlar.

“Erbakan’dan İmam-Hatipleri siyasetten uzak tutmasını istedik” diyen H.Karaman, İmam – Hatiplerin ne zaman ve nasıl siyasete karıştıklarını örneklendirerek anlatmalı ve devletin milli eğitimine bağlı imam hatiplerin tek sorumlusu olarak neden Erbakan’ı gördüklerini açıklamalıdır.

Askeri liselere, Harp okullarına ve polis kolejlerine ve tüm resmi kurumlara yerleşerek zehirini akıtan F.G. cemaatine hizmeti canına minnet bilen H.Karaman’ın, siyasetin ne zaman ve kim tarafından okullara sokulduğunu gölgelemek çabası boşunadır.

Erbakan Hoca’dan “Ben sizi cihada davet ediyorum, siz soğan-patates soyalım istiyorsunuz” cevabını aldıklarını söyleyen H.Karaman, siyasi hayatı boyunca adım atmadığı köy, kasaba, şehir bırakmayan rahmetli Erbakan hoca’mızın kimi, ne zaman, nereye davet edeceğini iyi bilen bu milleti kandırmayacağına göre, maksadı, soğan-patates ticaretindeki fetvasını hoş göstermek olmasın?

“Adil Düzen” çalışmasına Erdoğan’la birlikte tenkid raporu hazırladığını da iddia eden H.Karaman, F.G.’nin yanında olduğu sürede bir kere dahi olsa onu neden tenkit etmeyi aklından geçirmediğini de açıklamalıdır.

F.G. ile abantlardaki buluşmaları kayıtlarda olan H.Karaman, neden rahmetli Erbakan hoca’mızla görüşmesini “Fatih’te bir ev” gizeminde anlatıyor ve kapasitesinin F.G.’ye ayarlı olduğunu bilmiyor mu ki, “ikna” edememek kibirini vurguluyor? Rahmetli Erbakan Hoca’mıza yakın olmuş insanlarımızdan ulaşabildiklerimden hiç biri H.Karaman’ın “Birden fazla milletvekili teklifi” aldığı iddiasını doğrulamamasına rağmen biz yine soralım, neden o günlerde değil de şimdi açıklıyorsun?

İzahı yine bize düştü.

Devletin terör örgütü diye tanımladığına uzaklık işareti oluşturmak, bir; ikincisi, beni o cemaattekilerden başka da önemseyenler vardı algısını yaymak.. Üçüncüsü ise rahmetli Erbakan Hoca’mıza yokluğunda “H.Karaman’a dahi vekillik teklifi ettiğine göre…” dedirtmek.

Bütün bu ihtimallere rağmen, eğer rahmetli Hoca’mız böyle bir teklif yapmışsa, H.Karaman’ı bir teste tabi tutmuştur. Bağlandığı yerin pahası ne kadardır bilmek için..

Mehmet Şevket Eygi ağabeyden bize kalanlarla yazdık bu yazımızı. Sacayağı hücresini oluşturanların tahribatlarını, yıkımlarını ondan fetva bekleyenlere rağmen buradan duyurmak görevimize devam edeceğiz..

Dua buyrula..

Özel kayıtların bedeli özeldir

“Çok özel bir kayıt götürdüm Cumhurbaşkanı’na. İzledi, çıldırdı. Böyle bir şey nasıl olur diye.

Oysa benim o kaydı bir yıl içerisinde göndermediğim danışmanı yoktu! İzletmemişler Cumhurbaşkanı’mıza. Onlar hala oradalar.”

Maklubeye kaşık sallayan AKP’li katiplere bizzat bir resmi ağızdan, Adalet Bakanı tarafından hiza verilme girişiminden sonra gündem olan “FETÖ Borsası” haberlerine, geçen yılın mart ayında bu söyledikleri Şamil Tayyar’ın, bulunup ekleme yapılmış.

Şamil Tayyar AKP milletvekilliği de yapan bir gazeteci. Doğrusu, bütün AKP konuşanlarını takip etmek gibi bir yükümüz olmadığından, bizim de bugün haberimiz oldu, itiraftan. Dolayısıyla sorularımızı şimdi soruyoruz.

Cumhurbaşkanı’nı çıldırtan kayıt neden adli görevlilerin vazife yapmaları için ve medyacıların haber yapmaları için kullanılmadı?

O kayıtları danışmanlara da gönderdiğini söyleyen Şamil Tayyar, neden akıbetlerini araştırmadı.

Cumhurbaşkanı’na ulaştırılmayan veya gösterilmeyen o kayıtlar, başkalarına gösterilmiş, karşılık alınmış veya tedbir almaları mı sağlanmıştır?

Bir gazeteye bu dediklerini anlattığı o röportajdan sonra, neden kapı kapı dolaşarak ilgilileri bilgilendirmemiştir? Bu dahi çözülmesi gereken bir problem, büyük sıkıntı değil midir?

FETÖ Borsası için tek adım atılmamasına duyarlı gazetecilerin çıldırmasını, atı alanın üsküdarı geçtiğine mi delil sayacağız?

Dizi konusunda sıkıntı çeken yandaş tv kanalları, neden bilmeyiz bu borsacılığın reytingine kaptırmıyorlar kendilerini.. Yoksa orda rol almak mı hoşlarına gitmiyor?   

İçeriye kulaksız, dışarıya kepçe kulaklı

Arşivimdeki dergilerden birinde okuduğum ve fakat hangisinde olduğunu hatırlayamadığım bir “Ali Kemal” anlatımını ararken, karşımdaki tv kanalından bir tartışma oturumunu da izlemeye çalışıyorum. Bilgi yönünden yararlı bulmam zor, biliyorum. Fakat malzeme gerek sayfamıza.

İstihza etmediğime inanın. 80 milyonluk bir Türkiye’de sadece iki parti savunucularının, biri iktidar, biri ana muhalefet partisi olsa da, söylemedikleri yahut söyleyecekleri yeni birşey olmadığına ve olmayacğına göre, onların zaman zaman saygı çerçevesinin de dışına taşan tartışmalarından faydalanmak veya fayda ummak, eşyanın tabiatına da aykırıdır, fizik kimya biyokimya kanunlarına da.

20 Eylül günü, Habertürk kanalında Hülya Hökenek “KHK mağdurları” konulu bir programı yönetiyordu. Ben bunu izledim, tahammülüm ölçüsünde.

3 CHP’li, 3 AKP’li ile karşılaşıyor. Daha doğru bir ifade ile tanımlarsak, 3 AKP’li, karşılarına aldıkları üç şanslı CHP’liyi ve onların şahsında partileri CHP’yi “talim ve terbiye” alanlarındaki bir yere koymaya çalışıyorlardı.

AKP karşısında varlıklarını böyle sürdürebileceklerini sanan CHP’lilerden, bu konularda bizim söylemlerimizden farklı söylemleri olan başka muhalefet partililer de var, hatta onlar, bizim ancak şimdi tehlike diye adlandırdıklarımızla geçen yüzyılın 28 Şubat’larında ve öncesinde mücadele etmişlerdi, diye bir itiraz beklememizin lüks olacağını bile bile seyrediyoruz işte.

Programın konuklarının kime ve birbirlerine ne dediklerini isteyen tekrarını izleyerek öğrenebilir. Ben de “Hah işte malzeme buradadır” dediğim yeri, hem de birkaç defa izledim, yazıya dökmem için..

“Amerikan istihbarat konseyi başkanı da önemli biridir; bir de Centkom, genel kurmay başkanları düzeyinde önemli biridir. Biri muhataplarımızı kaybettik dedi. Diğeri, irtibatta olduğumuz subaylar kaybına uğradık dedi.”

Bir üniversitenin rektörü de olan konuk Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu’nun bu cümleleriydi benim çok önemsediğim.

Bugün Demirel tavrında bir siyasetçimiz bile yok. Olsaydı diye hayal ettiğimde bu cümleleri duyduğunda hemen karşı soruları yapıştırırdı.

“Kimin dediğini, ne zaman dediğini, ne dediğini bize duyuran vatandaşımız, kimlere duyurmak için kime söylendiğini de açıklamalıdır.  Binaenaleyh özne yapılan o Amerikan insanlarının, 15 Temmuz gecesi söylediklerini bilenler, o gecenin öncesini ve sonrasını ve hatta bugün ne söylediklerini de fevkalade bilmek zorundadırlar. Binaenaleyh istihbarat bilgisi dedikoduya dayanmamalıdır. Herkes işine baksın!”

Rektör sayın Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu’nun söz almalarının o kısmını, oturdum dinleye dinleye yazdım. Sürç-i lisan edersek affola..

“15 yıl önce biz diyoduk: Dikkat edin, cemaat görüntüsü altında bir istihbarat şebekesi..”

(Sunucunun destek cümleleri sonrası devamda)

“Kadrine uğramış biri olarak, Irak işgali sırasında, 2001 yılı, itiraf edeyim, devlet haline geldiklerini bilmiyordum. Harp Akademilerinde dersler veren bir hoca olarak, bütün kurmayların ele geçirildiğini bilmiyordum.”

“Cemaat görüntüsü, vermek istediği görüntü zaten. Girdiği kabın biçimini alır. Şunu net görelim. Gladyo niteliğini de unutmayalım.

Ertesi sabah 15 Temmuz gecesi, Amerikan istihbarat konseyi başkanı da önemli biridir bir de Centkom genelkurmay başkanları düzeyinde önemli biridir. Biri muhataplarımızı kaybettik dedi. Diğeri, irtibatta olduğumuz subaylar kaybına uğradık dedi. Bunlar unutulmamalı.”

Harp akademilerinde kurmay subaylara ders veren bir hoca, ne olur ve nasıl olur da, devlet haline geldiklerini, bütün kurmayların ele geçirildiğini bilmez? Üstelik o ihanet gecesinin sabahında, ta Amerika’da söylenen ve bugün reklamda kullanılan iki cümleden haberdar olan biri hem de..

Belirgin bir bilememek ve hissedememek özelliği vardı, onun için oraya hoca atandı iddiası geçersiz ise, bugün Amerika’dan özel duyurulan özel cümleleri aktarmak yerine, Akademi’de neden farkedilmedikleri üzerine tezler konuşsaydı ve basiretlerinin nasıl kapandığına misaller verseydi, peşinde olduğumuz fayda sağlanabilirdi.

Yine Demirel’i konuşturalım:

Soru mu önemli, cevap mı önemli? Binaenaleyh cevabı olan soru önemlidir. Bunlar bir istihbarat şebekesidir diyorlarmış 15 sene önce. Kime diyorlarmış, nerde diyorlarmış? Binaenaleyh isteyene istediğini verenlere mi diyorlarmış? Şehirleri parsel parsel sanatlara mı diyorlarmış? Bir insanın kendi kendine konuşması, konuştuğunu dedim sanması fevkalede yanlıştır, ayıptır, bir klinik vak’adır.

15 Temmuz sabahında Amerika’nın devlet sırrını iki cümleye sığdıranlar, uçaklar dolusu gönderdiğimiz evrakları okuduklarında acaba ne dediler? Merak edilmez mi? Yoksa o ülkeyle ilişkilerimiz, halkımızın “Kulak asma” dediği hallere mi erdi?

İktidarı, 28 Şubat’la kanlanırken verilenlerin şimdi alınmaya çalışıldığı o ihanet örgütüyle şanla ve şerefle mücadele eden bir Başbakan geçmişken bu ülkeden ve o Başbakan’ın partisi aynı kararlılıkla yürüyorsa şarkısız, TV kanallarında kahraman yaratmaya çalışmanın mayası tutmamıştır ve tutmayacaktır.

15 Temmuz’a 16 Temmuz’un kamyoncu kadınını kahraman yapanlar, bizi aldatanın bizden olmaycaklarını bilmiyorlar mı idiler? Amerikan insanlarının konuşmalarını bilseler ne yazacak?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?