Reklamı Kapat

Tekdüzelik

Bir süreliğine, gündelik yaşayışımızın mutat, olağan ve alışıldık ihtiyaçlarını karşılamada sabit ve aynı maddeleri kullanmak üzere bir program yapıp uygulamaya başladığımızı farz ediniz.

Evinizden işyerinize, işyerinizden de evinize aynı saatlerde çıkıp aynı güzergâhı, yani aynı sokak yolunu izliyorsunuz. İmkân bulup iştirak ettiğiniz namazlarınızı aynı camide kılıyorsunuz. Alışverişinizi aynı bakkalda, aynı mağazada vb. yapıyorsunuz. Hafta sonları hava almak istediğinizde aynı çay bahçesine ya da parka gidiyorsunuz.

Beslenme ihtiyacınızı karşılamak üzere her öğünde aynı yemekleri yiyorsunuz. Giyeceklerinizi aynı renklerde, aynı kesim ve biçim tarzında seçiyorsunuz. Diyelim gömleklerinizin, kaç taneyse, hepsi mavi renktedir. Takım elbiselerinizi, tek ya da iki düğmeli tarzda koyu kahverengili yünlü veya pamuklu kumaştan tercih ediyorsunuz. Ayakkabılarınızın bağcıklı olmak şartıyla siyah deriden olmasın da ısrar ediyorsunuz. Radyo veya televizyonda, aynı kanalın haber programıyla klasik müzik programını dinliyor ya da izliyorsunuz.

Daha fazla ayrıntıya girmek gereksiz. Bu şekilde kurgulanmış, tasarlanmış, programlanmış ve bunların icrasıyla yaşanılmaya başlanıp sürdürülmekte olan bir yaşayışı, isterseniz birkaç hafta ya da birkaç ay tecrübe ettiğinizi düşününüz.

Belki, pek farkında olmasak da, hayatımızın azımsanmayacak belli kısımlarını, fazla değişiklik yapmadan yaşıyoruz. Mesela, evden işyerine gidiş-geliş güzergâhında aynı sokağı kullanmak durumunda olabiliriz. Dolayısıyla tercihimize konu olacak başka bir seçenek zaten söz konusu değildir. Gömleklerimizin mavi olmasından zevk duyabiliriz, ama renk tonlarını değiştirmek isteyebilir, seçimimizi çeşitlendirebiliriz. Yani aynı renk tonuna bağlı olmadığımız duygusu kendini hissettirebilir. Bu durumda, irade ve tercih etme yetisine sahip olduğumuzun bilinci söz konusu olur ve sadece böyle bir yetiye sahip olduğumuz bilincinin farkına varmamız bile, yaşayışımıza ayrı bir anlam katar.

Biraz daha yakından bakarak yaşayışımızdaki ihtiyaçlarımızı karşılamada birden fazla seçenek olduğunu varsayalım. Hep mahallemizdeki en yakın camiden başka, biraz uzaktaki camiye gidip Cuma namazını eda ettik diyelim. Mimarisi farklı olabilir, müezzin efendinin okuyuş tarz ve sesinden etkilenebilir, farklı bir duygulanım halini yaşayabiliriz. Radyo veya televizyonda hep klasik müzik dinleme ısrarını sürdürmeyip Barak veya Kerkük Hoyratları dinlediğimizde, daha içten ve derinden bir duyarlığın tadına varabiliriz.

Demek oluyor ki, hayata hangi noktada bakıyor isek, onu yaşamamız, bu yaşayıştan elde edeceğimiz değer de ya sınırlı veya geniş olur. Hayata bakış noktamız sadece güç sahibi olmak ya da olmamak üzerinde duruyorsa, kuvva halinde sahip olduğumuz birçok yeteneğimizin farkında bile olamayız. Hayat tek boyutlu olarak görünür bize, dolayısıyla tek boyutlu bir insan olmakla yetinmek zorunda kalırız. Duygumuz, düşüncemiz ve davranışımız da öyle.

Konuyu kavram ve kavramların işaret ettiği alanlar bakımından düşünelim. Sözgelimi, farkında olunsun ya da olunmasın siyaset kavram ve olgusunu, sadece iktidara, iktidarı da güç şeklinde algıladığımızda, duygu, düşünce ve davranışımız da buna göre biçimlenir. Oysa siyasetin, ahlaki ilkelerin tezahür ettirildiği bir olgu ya da alan olarak tanımlar isek, duygu, düşünce ve davranışımızı çeşitli erdemlerle donatma imkânına yöneliriz. Merhamet, insaf, adalet, fedakârlık vb. duygularının farkına vararak bunların hayatımızı ve varlığımızı yücelten değerler olduğunu kavrayabiliriz. Üstelik sadece siyaset alanıyla yetinmeyerek, hayatın sanata da açılan bir boyuta sahip olduğunu düşünüp o yönde de belli bir çaba içinde bulunduğumuzu farz edelim. Okuduğumuz bir şiir veya roman, seyrettiğimiz bir tiyatro veya film, önümüze ve ufkumuza hayatın binbir tezahürünü sergiler.

Özetle, zihnimizi, aklımızı, irademizi, yeteneklerimizi tekdüze bir şekilde işletmeye koyulduğumuzda, hayat da, insan da, doğa ve dünya da, toplum ve devlet de, din ve ahlak da tek boyutlu olarak algılanır, kavranır. Sonuçta duygularımız, düşüncelerimiz ve davranışlarımız olabildiğince sınırlanırlar ve o oranda zorbalaşarak tezahür ederler. İlk hedefleri de, bağlı oldukları varlıklar olurlar.

Düşünceden sanata, iktisattan siyasete günden güne sirayet eden, hatta bu alanları adeta kuşatan bu tutum, bu tekdüzelik anlayış, insanı, toplumu, devleti nereye götürebilir, ne türden açılımlara yöneltebilir? Bu ve benzer sorular, bırakınız bir merak, birazcık yanılgı duygusu doğurmayı, tekdüzeliğin ölüm uykusuna varması için adeta ninni hoşnutluğu etkisi bile doğurabilir. Tehlikeli olan da budur. Oysa hayat, düşünce, sanat, edebiyat, kültür ve uygarlıklar umut ve korku, hoşnutluk ile tedirginlik arasında salınımda bulundukça verimli, üretken, yenileyici olabilir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?