Reklamı Kapat

Kavramların mahrem alanları

Bazı alanlarda anlam dünyasını belirginleştirmek için kelimeleri kullanmanın zorluğu vardır. Bazen mesele saçma bir noktaya dahi gitse garip bir şekilde kanıksama tercih edilir, yahut çelişkiye rağmen savunma mekanizmaları geliştirilir. Din-düşünce, toplum-farklılık/başkası, siyaset-rekabet, küreselleşme-millilik, adalet-merhamet gibi birbirinden ayrılamaz unsurlar birbirlerine yakıştırılamaz hale gelir.

Dine inandığınız zaman düşünmeyi ortadan kaldırmak zorunda değiliz. Bir topluma mensup olduğumuzda farlılıkları yok etmek mecburiyetinde değiliz. Küreselleşeceğiz diye milli kimliğimizi ezmek yükümlülüğünde değiliz. Adaleti sağlayacağız diye merhameti es geçmek durumunda değiliz. Siyaset yapacağız, ülkeyi yöneteceğiz diye rekabeti, muhalefeti düşmanlıkla yer değiştirmeyi kabul etmek cihetinde değiliz.

Pek âlâ bazı şeyler şekil itibarıyla birbiriyle zıt gibi görünse de anlam itibarıyla bütünlük içerisindedir. Ruh-beden bütünlüğü de böyledir. Ancak ne zamanki bu bütünlük yerini ayrı ayrı unsurlar olarak birbirlerinden gayrı ele alınmaya başlandı, birlik yerini kaosa bıraktı. Bu bir çeşit medeniyet algısıdır ya da bir çeşit tek tipleştirme aracı. Bu noktada etiketlere değil, izahlara ihtiyacımız var. Çünkü her geçen gün “anlam”; hayatımızda büyük bir soykırıma uğrayarak karşımıza çıkmaktadır.

Siyaset biliminin duayen isimlerinden Maurice Duverger’in “Siyasi Partiler” kitabı siyasetin içinde bulunduğu bugünkü kavramsal zorluğu ortaya koyuyor. Kitabın ana omurgasını siyaset yapma tarzı olarak siyasal yapının partiler üzerindeki etkisi, partilerin toplumsal tabanlarla olan ilişkisi ve parti yapısının yahut parti içi dinamiklerin siyaset yapma becerisine katkısı oluşturuyor. Bazen her şey ne kadar da değişti derken bazen de hiçbir şey değişmez mi cinsinden ikilemde kalıyor insan.

Bu noktada düşünmemiz istenilen yahut hiç düşünülmemesi (!) gereken alanların bir dayatma ile karşımıza çıktığını görüyoruz. Seçim meydanlarında oy toplamak için klişelerin işe yaradığı söylenebilir ancak ülke yönetiminde bu siyaset yapma tarzının sürdürülmesi olası krizleri görmek için müneccim olmayı gerektirmiyor. Çünkü öngörülebilirliği çok yüksek.

Siyasal yapımızda meydana gelen anayasal değişiklikler anlaşılıyor ki geleceğe yönelik bir adım değil, geçmişe yönelik bir rövanş çabası ile gerçekleşmiştir. Örneğin, “partili cumhurbaşkanı” rahatlıkla siyasette ve toplumda öngörülebilir yüksek riskler barındırmasına rağmen geçmişe yönelik bir tavır olarak belirmiştir. Doğru, partiler ülkeyi yönetmek için toplumdan yetki isterken siyasi kimlikleri ile bunu yaparlar. Ancak yetkiyi kullanırken partizanlaşmamalıdırlar.

Hani deniyor ya “Kim, ülkeyi kutuplaştırıyor?” İşte bu sorunun cevabı, anayasa değişikliğindeki maddeler ile verildi. Zaten “Ülke, kutuplaştırılarak yönetilecekti.” Şimdi mevcut durumda bir şahıs veya bir parti aramaya gerek var mı? Hayır, yok. Çünkü sistemin kendisi partileri ve cumhurbaşkanını buna zorluyor. Eğer illa ki bir kabahatli arayacağız deniliyorsa bu maddeleri teklif eden parti ve şahıslara iz sürülmelidir.

Bu yönü ile siyaset yapma kültürümüzde de bazı partiler açısından muhafazakârlığın sürdürülmesi adına taassup artacakken bazıları için de yeni siyaset yapma alanları açılacaktır.

Diğer yandan Meclis’in işlevsizleştirilmesine ve “istikrar” adına cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesine rağmen Meclis’te farklı temsillerin önü % 10 barajı ile kapalı bırakılmıştır. Neden bazı kavramlar, bazı alanlara sokulmuyor? Çünkü kavram demek düşünmek demek. Onun için klişeler daha bir maharetli (!) “Bu barajı biz mi koyduk? Neden bizden hesap soruyorsunuz?” Klişenin saçmalığını görebiliyor musunuz? Düşünün, hiçbir unsurunda rolünüzün olmadığı bir sistemi bütün dinamikleri ile değiştiriyorsunuz ama bu klişeyi kullanmaktan da imtina etmiyorsunuz?

Velhasıl yeni sistem; yeni bir siyaset kültürü demek. Partiler iç dinamiklerini de buna göre şekillendirmek mecburiyetindedir. Bu noktada partiler kimliklerinin yumuşak yüzünü daha çok ön plana çıkaracak ve siyasetin tam da merkezinde olan faklılıkları yönetme kudretini ellerinde bulundurduklarına toplumu ikna için çalışacaklardır.

Homojenleşme ise parti içi bütünlük açısından en büyük tehlike olarak görülüyor. Çünkü tek tiplilik özellikle iktidarda olan partinin iç tasarımında motivasyonu yüksek tutarken diğer bir noktada partiyi radikalleştirmektedir. Dolayısıyla indi-bindi tren benzetmeleri, tehditler, küçümsemeler karşısında yeni oluşumların, yeni siyasi türevlerin oluşması mukadderdir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yusuf Yalanız - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?