Reklamı Kapat

Sahici çabalar

Bugün dünyanın hemen hemen her bölgesinde insanların, toplumların ve devletlerin birbirlerine bakışında, ilişkilerini biçimlendirmelerinde hangi faktörler etkilidir? Bu faktörler sosyal yapıyı nasıl şekillendiriyor? Bu sorular dünyadaki ilişkileri anlamak açısından sorulması gereken birkaç sorudan sadece bir ikisi. Sorular bizim için önemli çünkü sorularımız bizi doğru süreçlere götürecektir, çözümler üzerine düşünmek için onlara ihtiyacımız var. Bugün içinde yaşadığımız dünyayı anlamak, işleyişi daha düzgün hale getirecek eleştirel düşünceye ve bunun anahtarı olan sorulara ihtiyacımız var. Bugün Müslüman kimliğin yaşadığı problemleri birçok açıdan incelemeye ve onun yaşadığı problemlere etki eden faktörleri anlamaya çalışmak gerekiyor. Bu anlama çabasında dünyanın geri kalanından bağımsız bir süreç olmadığını bilerek hareket etmek gerekiyor.

Gerçekleşen olaylara bakıldığında ilişkileri belirleyen en önemli faktörün nefret olduğu gerçeği ile karşılaşmak şaşırtıcı olmasa gerek. Bunu destekleyen yan faktörlerin başında taraftarlık, düşmanlık, sadakat ve ihanet ikileminde ilerleyen bir güven-güvensizlik dengesizliği sıralanabilir. Bugün bütün bu faktörler büyük bir körleşmeyi de beraberinde getiriyor. Müslüman kimliğin gördüğü hasarda bu faktörlerin izi sürülebilir. Aidiyetlerin nefretle sabitlendiği, öfke ile beslendiği bir süreç yaşanıyor. Ait olunan siyasi kamp, tasavvufi grup, STK vb’lerinin oluşturduğu perspektif bu süreci destekliyor. Bu noktada kişiler diğerine olan öfkesi ile sadece kendi aidiyet kümesinin oluşturmaya çalıştığı bağlılığa katkı sağlanıyor. Ve onların gücüne karşı duyulan sadakat ile giderek dünyanın geri kalanına karşı bir körleşme yaşanması, İslami hassasiyetlerin de ötelenmesine neden oluyor.

Özellikle aidiyet gruplarının menfaatleri ile İslami hassasiyetlerin çelişmesi, pratik açmazlar karşısında yaşanan çelişkiler ve bütün bunların arasında sıkışan insanlar ve onlara, aidiyet gruplarının çözüm olarak sundukları pragmatist çözümler, hassasiyetleri ötelediğinden Müslüman kimliğe büyük bir buhran yaşatmaktadır. Bunda çelişkileri meşrulaştırma çabaları, zaman zaman açılan patikalar ile arka yollardan dönme durumları da hem kişisel alanı tahrip ediyor hem de toplumsal alanda olup biteni normalleştiriyor. Menfaatlerin belirlediği yol haritasında kendi aidiyet grubunun dışında kalanları yanlış, eksik veya kendi muhatap alanına karşı tehdit olarak görmeleri de “davet” önceliği yerine “müntesibiyet”in öncelendiğini/arandığını gösteriyor. Bir nevi “pazar” savaşı/mücadelesi gibi bir süreç ortaya çıkıyor. Hayırda yarışmak yerine etki alanı rekabeti ve oluşan iktidar alanını en geniş şekilde kullanma hırsı başka bir tür zehirlenmeyi ve çürümeyi getiriyor. Bir problemi hep beraber ele alıp, onun çözümüne katkı sağlamak şöyle dursun en basit meselelerde bile uzlaşamaz hale gelen cemaatler, gruplar vb. için keskin ve katı bir durum söz konusu.

Bütün bu süreçlerde ferdi olarak yapılan işlerde bunlardan farksız değil. Savunma, saldırı ve tanıtma-pazarlama şeklinde daha çok aktivist bir görüntü çiziliyor. Bu görüntü hemen hemen sosyal hayatın birçok yerinde ortaya çıkıyor. Artık insanların bir muhasebeye daha iyi olmaya, bu dünyanın fani oluşuna ve hesap gününün varlığına karşı kayıtsız bir tutumları var. Sanki sonsuz bir iksir bulunmuş ve her şey halledilmiş, bütün hesaplar görülmüş ve herkes cennete bilet almış gibi dünyada kendilerine yeni cennetler kurma telaşındalar. Elbette işin ironisi bir tarafa çoğu zaman bu duruma yakın davranışlarla, sözlerle karşılaşmak mümkün. Bunlardan bir rahatsızlık duyulup yeni bir arayışa girenler ise eski usullerin üzerine yeni görünümler eklemekten başka bir şey yapamıyorlar.

Peki, sahici çabalar yok mu?

Elbette var. Bütün bu olup biten karşısında hayretini gizlemeyen ve problemin giderek büyük bir kaosa dönüştüğünü görüp bütün olup biteni tartmaya, anlamaya ve sorgulamaya çalışanlar var. Ancak süreç o kadar karmaşık bir hale gelmiş durumdaki hakiki ile sahtenin birbirinden ayırt edilmesi oldukça güç görünüyor. Ancak bu kadar olumsuz bir noktada bile sahici adımlar atmak adına Müslümanların Müslüman’ca bir arada yaşama pratiklerini yeniden inşa etmek gerekiyor. Hiçbir şekilde aşırılıklara kapılmadan vasat olarak hayatı anlama ve bu anlam üzere inşa etme düşüncesi elbette zahmetli bir süreçtir. Ve zahmetli olan bu sürecin talibi azdır. Ancak farklı bir yere gitmeden, “İslam benim emrettiğim dosdoğru yolumdur, o halde ona uyun, emirlerime uyun ve kötülüklerden sakının” (6:153) emri gereğince İslam’ın ortaya koymuş olduğu ölçütler doğrultusunda var olmak için çaba göstermekten başka bir çıkış yolu görünmüyor. Onun için görünen bu problemlerle yüzleşmekten başka bir yol da yok. Sorulardan kaçtıkça; cevaplardan, çözümlerden ve yolda olma nimetinden mahrum olmaya devam edilecektir. Ne mutlu sahici çabalar ile soruların peşinden gidenlere! Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?