Reklamı Kapat

Herkesin bildiği sır / Askeri-Endüstriyel Kompleks

ABD Başkanı Trump ülkesinde FOX Televizyonu’na geçen hafta verdiği mülakatta çok ilginç, bir o kadar da derin şeyler söyledi. Seçildikten bugüne özel-tüzel attığı her adımıyla tartışılan Trump, açıklamasında eski başkanlardan Eisenhower’ın 1961’de “Askeri-Endüstriyel Kompleks” diye tarif ettiği yapıya atıf yaptı. Bu yapının halen aktif olduğunu ve kendisini savaşa zorladığını ama aslında İran dâhil kimseyle savaşa girmek istemediğini ifade etti. Trump’ın açıklamalarıyla birlikte Eisenhower bu tanımı neden kullanmak zorunda kalmıştı sorusu da akıllara gelmiş oldu. Öteden beri silah tüccarlarının krizleri nasıl kendileri için fırsata çevirdikleri zaten bilinen bir gerçek. Eisenhower’ın dile getirdiği bu yapının ABD’yi alttan alta kontrol eden mekanizma olduğunun da aslında herkes farkında. Öyle ki onlar bir taraftan “Tanrıyı Kıyamete Zorlarken” inançlarının gereğini yaptıklarını düşünürler, aynı zamanda da ateşe verdikleri bu ortamdan nemalanmayı fırsat olarak bilir ve kesinlikle ihmal etmezler. Milliyet’ten Verda Özer’in de belirttiği gibi, Eisenhower’a göre bunlar savunma sanayi şirketlerinin siyasilerle ve orduyla kurdukları kirli ilişkiler ağının doğal bir sonucudur. Hatta Eisenhower’ın bu yapı ile ilgili endişesi öyle boyutlara ulaşmış ki, “Eğer bu düzeni derhal durdurmazsak, devleti tamamen ele geçirecekler!” uyarısında bile bulunmuş. Trump da Eisenhower’ı teyit edercesine 11 Eylül sonrasını kast ederek, “19 yıldır devam eden bu savaşlarla ilgili konuşan benim. ABD’nin savaştıkları insanlar halen oradalar. Kendinizi kandırmayın, bu ülkede bir askeri-endüstriyel kompleks var, bunlar sürekli savaş istiyorlar” dedi.

Trump’ın yaptığı bu açıklamalar onu tabi ki masum kılmaz. Göreve geldiği günden beri İsrail özelinde, mülteciler konusunda, ticaret savaşlarında, sosyal medya üzerinden aldığı kararlarla zaten tartışmaların merkezindeydi. Bununla birlikte ülkesinin elçiliğini Kudüs’e taşıma kararından Golan Tepeleri dayatmasına, oradan “Yüzyılın Anlaşması” dediği Filistin’i yutma girişimine kadar yaptıklarıyla tarihe kara bir leke olarak zaten şimdiden geçti. Ancak Trump’ın bu açıklamaları da öylesine geçiştirilecek cinsten değil.

ABD’yi kim veya kimler yönetiyor?

Başkanların yetkisi nerede başlıyor, nerede bitiyor?

Amerikan halkı bu oyunun neresinde duruyor?

Müesses nizamı Pentagon eliyle, kim veya kimlerin müdahaleleri yönlendiriyor?

Trump o mülakatta bu soruları haklı çıkaracak şekilde bizi de yakından ilgilendiren Suriye meselesinden de bahsetti. Bu konu ile ilgili olarak, “Suriye’den askerlerimizi çekelim diyorum, çılgına dönüyorlar. Şu Washington’da öyle insanlar var ki girdikleri yerden çıkmak istemiyorlar. Ben de tamam o zaman geride birkaç yüz asker bırakacağım demek zorunda kalıyorum. Onlara kalsa değil asker çekmek binlerce asker daha gönderirlerdi” diyerek Amerika’da nasıl bir yapının hâkim olduğunu net olarak ortaya koyuyor.

Bütün bunların sonunda zihnime takılı kalan soru şu; ABD’nin başkanı bile böyle konuşuyorsa, Türkiye Amerika ile olan ilişkilerinde Trump’ı neden hâlâ merkeze alıyor? Hâl böyleyken Trump hangi sözünün arkasında durabilir ki? Güvenli Bölge tartışmalarında 20 mil yani yaklaşık 32 km derinlik Trump’ın ifadesi değil miydi? Peki, neden Trump’ın bu sözünü ABD Genelkurmay’ına kabul ettiremedik? Yoksa klasik bir iyi polis-kötü polis oyunuyla mı karşı karşıyayız?

Bu arada Pentagon son açıklamasının birinde, “Güvenli Bölge için temel amacımız Türkiye’nin kaygılarını gidermek ve SDG’nin (YPG) güvenliğini sağlamak” dedi. Bu açıklama ile ABD Suriye’nin toprak bütünlüğünü tanımadığını ve bunu da Türkiye eliyle yapmak için sözde Güvenli Bölge’yi kullandığını kabul etmiş olmuyor mu, ne dersiniz? Gelinen sonuç itibariyle herkesin bildiği sır şudur; Güvenli Bölge bu haliyle vakit kaybından başka bir şey değildir. Amerika’nın en önemli hedefi belki de, Trump’ın ne düşündüğünün hiçbir önemi olmadan bu yolla Suriye’de kalıcılığını ilan etmektir. Diğer amacı ise yereldeki müttefiklerini korumak, onları lojistik olarak daha da güçlendirmek ve bölgedeki sınırları değiştirmektir. Bu reel duruma göre strateji belirlemek zorundayız. Çünkü bölgedeki haritaların yeniden çizilmesi girişimlerinin muhatabı dolaylı falan değil, doğrudan Türkiye’dir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?