Siyasi kamplaşmanın serüveni-V

(Kutuplaştırıcı Dil, Kavgacı Üslup)

2000’li yıllara geldiğimizde siyasetin mecrasını belirleyen 28 Şubat sürecindeki uygulamalar olmuştur. Özellikle CHP izleğindeki solun bu süreci sahiplenmesi ileriki dönemler için halkla olan irtibatını zora sokacaktır. Tek parti dönemi uygulamalarını henüz unutamamış mütedeyyin kitle, 1990’lı yıllardaki irtica-laiklik üzerinden yürüyen tartışmalar ve 28 Şubat uygulamaları karşısında kendini laik kesim karşısında konumlandırmayı tercih etmiştir/etmektedir.

90’lı yıllarda cereyan eden irtica tartışmalarında merkez sağın devlet refleksiyle hareket ederek halka rağmen bazı uygulamaları gündeme getirmesi sağı bu dönemde yeniden şekillendirmiştir. Merkez sağdaki partiler yerini dönemin mağduriyetini üzerinde taşıyan muhafazakâr sağa bırakmıştır. 2001 krizi döneminde solu temsilen DSP, merkez sağı temsilen ANAP ve merkez sağa alternatif oy kitlesine sahip MHP yönetimde olduğu için halk yeni bir arayışa koyulmuştur.

2002 seçimlerinde alternatif olabilecek iki farklı anlayış kalmıştı. Bunlar, kendini muhafazakâr demokrat olarak ifade eden AK Parti ile Milli Görüş fikriyatını devam ettiren Saadet Partisi’dir. O süreçte AK Parti, gerek medyada lehine ve aleyhine sürdürülen propaganda vasıtasıyla gerekse uluslararası kabulün verdiği destekle oy olarak teveccühü kazanmıştır. Partileşme sürecinde AK Parti değişim iddiasıyla yola çıkarak iç ve dıştaki güç odaklarına göz kırpmayı tercih etmiştir.

Muhafazakâr sağ her ne kadar büyük bir sayısal güçle iktidar olmuş olsa da, kendini bazı kliklerle ortak hareket etmek zorunda hissetmiştir. İktidarının ilk döneminde AB sürecine tam destek vermiş, dış politikada Batı bloğuyla hareket etmiş ve ekonomide Derviş politikalarını devam ettirerek Türkiye ekonomisini küresel kapitalizme eklemlemiştir. Ülkede böyle bir dönüşüm olurken CHP izleğindeki solun gündemi 90’ların irtica söyleminden ibaret kalmıştır. Bu söylem halkın ekseriyetini her seçim döneminde muhafazakâr sağ partiye itmekten başka bir işe yaramadı.

AK Parti ilk 5-6 yıllık döneminde daha liberal bir dil kullanırken sonraki 5-6 yıllık döneminde daha çok dini muhtevayı öne çıkaran bir dil kullanmayı tercih etti. Son 5-6 yıllık dönemde ise tamamen milliyetçi, şoven ve hamaset yüklü bir dilin ortaya çıktığını görüyoruz. Aslında bu tam da daha önceki yazılarımızda bahsettiğimiz sağın içerisinde yer alan farklı fraksiyonların farklı zamanlarda ön plana çıkmasından kaynaklanıyor.

Uzun iktidarı döneminde değişim vaadiyle yola çıkan muhafazakâr demokratların son virajda statükoyu sahiplenen muhafazakâr sağ bir konuma yerleştiğini gördük. Bunun gibi son yıllarda solun 1990’ların dilini kısmen terk ettiği de görünen bir gerçek. Ama yine de sağ bir taraftan geçmişe yaptığı atıflarla bu kamplaşmayı zinde tutmaya çalışırken diğer taraftan milliyetçi bir söylemle kamplaşmanın mahiyetini yeniden şekillendirme gayretindedir.

Son yıllarda yaşanan olağanüstü olayların ortaya çıkardığı adalet ve özgürlük sorunları da bu yeni kamplaşmaya önemli katkılar sunmuştur. Muhafazakâr sağın karşısında yükselen adalet ve özgürlük talepleri, devlet refleksiyle olumsuz bir noktada değerlendirilmeye başlanmıştır. Çünkü kendini devletle özdeşleştirdiğinden kendine yöneltilen eleştirileri ihanetle eşdeğer görmektedir. Bu vasatta kamplaşmanın seyri sağ-sol, irtica-laik ayrımından; milli-gayri milli, vatansever-hain noktasına varan bir keskinliğe sürüklenmiştir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?