Reklamı Kapat

Hz. Hüseyin’in izindeyiz-2

Kerbela hadisesi insanın para ve mevkii karşısındaki tavrını ve bu tavrın onu hangi kulvarda konumlandırdığını gösteren bir olaydır. Hatırlayacağınız üzere Kerbela’da Hz. Hüseyin ve arkadaşları dört bir yandan kuşatılıp, açlığa ve susuzluğa maruz bırakılmış ve acımasızca katledilmişlerdi. Peki, neydi Hz. Hüseyin ve arkadaşlarının derdi? Hz. Hüseyin sarayın teklif ettiği imkânlara rıza gösterip şaşaalı bir hayat yaşayabilir ve o çileli yolcuğa çıkmayabilirdi öyle değil mi? Böyle durumlarda insanlar ikiye ayrılıyor inandıkları davayı menfaat karşılığında satanlar, ölümü göze alarak davanın savunuculuğunu yapanlar… Adaletin tesisi için hareket eden ve ağır bedeller ödeyen kişilere biz dava adamları diyoruz. Diğerleri ise inanç, tavır ve duruş bakımından istikrarlı bir çizgiye sahip değillerdir, onlar kemik ne taraftan gelirse o yöne döner ve onlardan olurlar. Kufe’de Hz. Hüseyin’e mektup yazıp biat edeceklerini vaat eden sonra da kendilerine aktarılan para, altın ve mülkün büyüsüne kapılıp yön değiştiren ve zalim yöneticinin yanında yer alan zihniyet ve bu zihniyetin uzantıları o gün olduğu gibi bugün de hayatın har safhasında karşımıza çıkmaktalar. Zira dava adamları bir elin parmakları kadar azdır, yalakalar ise her zaman çoğunluktadır.

İnsanlık tarihine baktığımızda fertlerin nefsini kabartan ve onların tavırlarını etkileyen iki faktörün öne çıktığını görürüz: Para ve mevkii… Şehit Hz. Hüseyin gibi kendilerine vaat edilen bütün imkânları ellerinin tersiyle itip çileyi kuşanan ve hak üzere yaşayan dava insanları tarihimizin yüz akları olarak yaşamaya devam etmişlerdir. Fakat buna karşın küçük menfaatler uğruna yön değiştirenler her zaman çoğunlukta olmuştur.

Günümüzde devlet erkânına yalakalık yapıp bir şeyler koparma derdinde olanlar ve para ve mevkii uğruna bütün manevi birikimlerini satanlar Hz. Hüseyin’in kutlu mesajını doğru okumalı ve anlamaya çalışmalıdırlar. Nitekim bugün görmekteyiz ki Müslümanlar, küçük menfaatler uğruna yaşanan haksızlıkları, zillet kokan hayatları, israfı, adam kayırmayı, torpilciliği, ülke kaynaklarının satılmasını, zalime boyun eğmeyi sıradan bir tavır olarak görüyor ve aman elimdekileri kaybetmeyeyim derdiyle değerlerin katline göz yumuyorlar.  Ne yazık ki ahlaki kokuşmuşluk, toplumun geleceğini hiç hesaba katmadan yapılan siyasi anlaşmalar, sergilenen gayr-i İslami ve gayr-i ahlaki tavırlar kendilerini hacı hoca olarak ilan eden kişiler tarafından da masum gösteriliyor hatta savunulur hale geliyor. Coğrafyamız müstekbirlerin kuklası haline gelen kişilerin elleriyle yoksullaştırılıyor ve çocuklarımız adına bırakabileceğimiz maddi ve manevi birikimlerimiz talan ediliyor. Söz sahibi yetkin kişiler menfaatlerine zarar dokunur düşüncesiyle susuyorlar konuşanlar ise zaten nankör ve cahil ilan ediliyor.

Dindarların hak ve adalet söylemleri ile çıkıp eylemler yaptıkları, imzalar topladıkları, sınırları aşarak şahadete koştukları dönemleri hatırlıyorum ve o günlerden bugüne hiçbir şeyin kalmadığını görüyorum ne acı! 

Geçtiğimiz günlerde Kerbela hadisesi ve Hz. Hüseyin’in şehadeti üzerine konuşuldu, yazıldı, çizildi fakat kimse Hz. Hüseyin’in mesajını doğru okumaktan bahsetmedi. Oysa Kerbela’da Hz. Hüseyin’in sergilediği tavrı sıradan bir hareket olarak algılayamayız. Ve eğer Hz. Hüseyin’in kutlu yürüyüşünü onaylıyor ve destekliyorsak ne yapalım küffar bizden daha güçlü, daha donanımlı, daha paralı deyip teslimiyet gösteremez, toplumun geleceğini tehdit edecek kararlara, yapılan anlaşmalara göz yumamayız. Önümüzde iki seçenek var; ya Hüseyin’ce bir duruş sergileyecek, “hayır” deyip haklı bir çıkış yapacağız, ya da Kufeliler gibi zulme boyun eğeceğiz. Sanırım hepimiz Hz. Hüseyin’i örnek alıp onun izinde olduğumuzu ifade edeceğiz. Peki, hani icraat? Zira Hz. Hüseyin ortama uyum sağlayıp haksızlığa göz yumanlardan olmadı, vaat edilen imkânlara sahip olup zulmü görmezden gelmedi, kıyıya çekilip bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın da demedi. Hz. Hüseyin ağır bedeller ödeyeceğini bildiği halde hakikatin ikamesi için yola çıktı ve şehadete doğru yürüdü.  Hz. Hüseyin kutsallarımızı korumak ve hakkı söylemek için yürüdü. Oysa o bütün bunların karşılığında işkence şehadet olduğunu görüyordu.

Şunu baştan kabul etmeliyiz; hakkın safında yer almak ve hakkı savunmak karşılığında ağır bedeller ödemeyi gerekli kılabilir. İnanan ve teslimiyet gösteren samimi Müslümanlar böyle durumlarda vaat edilen imkânlara itibar etmez, zulüm ve baskıların dozu ne olursa olsun yolundan geri dönmez, savunduğu hak davayı satmazlar. Tıpkı Hz. Hüseyin gibi düşmanın gücüne değil savundukları davanın yüceliğine odaklanır ve emin adımlarla yürümeye devam ederler.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?