Reklamı Kapat

Mahalle ruhu

Yatay mahalleler artık tarihe karışmakta. Dikey mahalleler, onların yerini almakta.

Kentsel dönüşüm; yoksulları, etnik kökenlerinden ötürü belirli kesimleri sömüren bir yaklaşıma dönüşmekte kimi zaman.

Uzun yıllardır Sulukule’de yaşayan, terör eylemlerine karıştıkları vaki olmayan Roman vatandaşlarımızın mahalleleri, dönüşüme uğradı.

Menfaat grupları anında tünedi, gecekondular lüks konutlara dönüştürülüp zenginlere peşkeş çekildi.

Oranın asli ahalisi, yerinden edildi, adeta sürgün gibi uzak yerlere gönderildiler.

Mahallelerini, evlerini, paylaştıkları yığınla güzel anıyı yitirdiler.

Cumhuriyetin ilanıyla, modern şehir kurmak için devlet güdümlü müdahalelere alışkın halk, tepki vermedi.

Şimdi de mahalle kültürüne müdahale.

Binlerce birbirinin benzeri maketler gibi yan yana dizilmiş apartman daireleri; insanları raf raf olan katlarında hapsederken.

“Yerin ruhu vardır” diyen Norberg Schulz, bunca kimliksiz proje karşısında, ne derdi acaba.

Bu yüzden çok daha karakterli bulurum İzmir’in, Ankara’nın, İstanbul’un gecekondu muhitlerini.

Başlarına toka takmış gibi asma çardağının alçak çatısına kol attığı, ağaçların halaya durduğu, minik tarlasında bir avuç nane, karanfil, gül yetiştirdiği, yer sofrası ve kilimi ile açık hava konutu da olan o bahçe, dört mevsim değişen renkleri ile evin en değerli mimari zenginliğidir.

Ruhsal hayatlara da müdahale.

Birbirine benzeyen konutlarda insanların ruh sağlıkları bozulmakta.

Sosyomekânsal karakteristik yitirilmekte, komşuluk,aile bağları örselenmekte.

Mahalle ruhu; camisi, lokali, derneği, parkı, kıraathanesi, yolları, sokağın kedileri, hastanesi, delisi, mezarlığı hepsini bağrına basmakta.

Kaç kez gördüm bir sela verildiğinde nefesini tutmadan öleni öğrenmeye çalışan sonra da “yok mahalleli değil şu yeni yerleşenlerden” deyip kafasını sallayan yaşlıları.

Ya da babamın cami arkadaşlarını her gördüğümde yüreğimin sızlaması, o daüssıla, eski sokağımızda yürürken bile huzurlu olmamız.

Evlerini kentsel dönüşüme sokup başka mahalleye taşınan pek çok eski komşumun hastalandığına şahit oldum hatta yaşlılar onca birbirine benzer konuttan, kendi evlerinin kapısını bulamıyorlarmış dışarı çıktıklarında.

Bir tanesi de kendi mahallesinde ve evinde ölmenin hayalini kurmuştu, uzun süre bitmeyen evinden uzakta ölmenin kederi ile sararıp solmuş nitekim müteahhidin tam bitirmediği evine taşınmasından iki hafta sonra vefat etmişti.

Artık bir hayal gibi bunca kalabalık nüfusa, bahçeli evlerin yapılması.

Önceki gün arkadaşıma rastladım, kendisine ait aile apartmanında, kiracıları, akrabaları ile yaşadığı problemlerin yanı sıra, depresyon hastasıydı.

Nasılsın dedim, çok iyiyim dedi.

“Öyle güzel bir çözüm buldum ki, arkada kayınvalidemden kalan bir ahır vardı, o ölünce hayvanlarına kim bakacak onları da yıllardır elden çıkarmıştık, evin eski öteberisini koymaktaydım, işte orayı yıkıp yeniden yapıp tek katlı iki odalı küçük bir eve dönüştürdüm. Allah’ım ne kadar iyi oldu. Ayaklarım toprağa değmekte, ağacımın altında kahvaltı yapmaktayım, apartmanda radon gazları içerisinde iyice depresyona yakalandım. Şimdi nasıl mutluyum; o hava, etrafa diktiğim çiçekler, ağaç arkadaşlarımla göz göze içtiğimiz çaylar bilsen nasıl iyi geldi.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?