Yorgunluk ve yorulmak

Yorulmak, bedenin fazla hareket etmesi nedeniyle dinlenme ihtiyacı hissetmesi anıdır. Biz, ten ve candan meydana geldiğimizden tenimiz yorulduğu gibi canımız da yorulur.

Uzun zamandır tenini yoracak hiçbir şey yapmayan bir adamın, “Yoruldum” demesi can kuşunun yorulmasını anlatmaktadır.

Sekiz saat ağır yük kaldırıp indiren bir hamal, beş dakikalığına şöyle serin bir gölgeye oturuverse veya derin bir uykuya dalıverse zinde bir şekilde, hiç yorulmamış gibi işe yeniden başlayabilir ama “gönül yorgunu” insanları serin bir gölge ve derin bir uyku onu tamamen dinlendiremez.

Tenin ve canın yapılan işte elbirliği yapması yorgunluğu hafifletir.

Bunu kendi hayatınızda görürsünüz.

Dört yaşındaki çocuğunuzu alıp onun istemediği bir yere yürüyerek götürürseniz daha elli metre yürümeden, “Yoruldum” der ve götürenin kucağına almasını ister.

Çocuklar yalan söylemezler. Onlar gerçekten yorulmuşturlar.

Gönülsüz çıkılan yol, kısa zamanda yorar.

Ama aynı çocuk, severek gittiği parkta oyuncakların arasında, çayırların üstünde kilometrelerce yol alır ama yorulmaz.

Yorulduğunu eve gelince hemen uyumasından anlarsınız.

73 yaşında bana, “Haydi Torosların tepesine yaya olarak çıkalım” dediklerinde yorulduğum halde, severek çiçek fotoğrafı toplamaya, çıktığımızda, dağın çeşitli yerlerinde öbek öbek biten çiçeklerin hepsini toplayalım diyerek farkına varmadan 1925 rakımını görüveriyorsun ama yorulmuyorsun.

İslam’a aykırı olmayan hangi işi yaparsanız yapın, onu severek yapın. Hem teninizin yorulmasını azaltırsınız, hem gönül yorgunluğunuz değil, canınızda canlanma meydana gelir.

Savaş aleti olarak atların kullanıldığı dönemlerde, her tarafın karla kaplı olduğu, atların yiyeceği hiçbir şeyin bulunmadığı bir seferde, atlar dermansızlıktan adım atamaz hale gelirler.

Kırbacın etkisiz hale geldiği anda komutan, borazancı başına, karşı tepeye gitmesini ve oradan her gün  yem zamanında çaldığı yem borusunu öttürmesini ister.

Borazancı başı, boruyu öttürmeye başlayınca, atlarda bir kıpırdama ve sesin geldiği yöne doğru son bir hamle meydana gelir.

Kupayı kapmak için koşan atletin, koşarken gözünün önüne yalnız ve yalnız başarıyı koyarak, alkışları duymadan, kupaya kilitlenirse onun canı, tenine katkıda bulunur ve hedefe varmasını sağlar.

Mecnun da, Leyla’nın hayaliyle çöllerde yalın ayak başı kabak bir ömür geçirdiği halde yorulmamış, Leyla’sı yanına geldiğinde “Mevla, Mevla” dediğini duymuş.

Biz, geçici olarak kaldığımız dünya koşumuzda hedefimize, Rabbimizin rahmetini ve cennetini koyarsak, yol boyunca canımızı sıkacak sözler, tenimizi parçalayacak silahlar bizi yolumuzdan alıkoyamadığı gibi yorulduğumuzu hissetmeyiz.

Rabbimiz buyurur:

“İnsan, iyilik istemekten usanmaz (bıkmaz, üşenmez). Ona bir kötülük dokunursa hemen karamsar ve ümitsiz olur” (Fussılet süresi ayet  41/49).

EbaEyyub el Ensari’nin (Allah ondan razı olsun) Medine’den İstanbul’a kadar atlı ve yaya olarak gelmesinde onun en iyi etkili gücü imanıydı.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?