Reklamı Kapat

Ne dedik, ne yapıyoruz?

Bir daha hiç kullanmak zorunda kalmayacakmış gibi köprüleri yıka yıka gidiyoruz. Asla geri dönmeyecekmiş gibi kapıları çarparak terk ediyoruz. Sanki hiç karşılaşmayacakmış gibi selamı sabahı kesip atıyoruz. Hiç kahve içmemişiz gibi yılları çuvala doldurup atıyoruz. Sevgi, kardeşlik, gönül, muhabbet derken kalpleri kıra kıra gidiyoruz. Sanki bir elimiz çekiçten yaratılmış gibi her şeyi çivi olarak görüyoruz. Yılların emeğini, alın terini, gayretini, fedakârlığını bir an bile düşünmeden yerle bir ediyoruz. Yüzlerce güzellik varken bir tek soruna odaklanıyoruz. Sayısız ortak noktamız olduğu halde ufak tefek meselelere takılıp kalıyoruz ve nihayetinde denizleri, dalgaları, okyanusları aşıp geliyor ve bir avuç suda boğuluyoruz. Eyvah ki ne eyvah.

Her canımız sıkıldığında “ah yalan dünya” derken kendimizi başka bir âlemde zannettik. Başkalarına kızarken bize de başkalarının kızabileceğini, bizim de başkalarını kızdırma ihtimalimizin olduğunu unutuverdik. Biz hep başkaları derken, başkalarına bakarken, başkalarında türlü hatalar ararken kendimizi unuttuk, kaybettik, konunun, âlemin dışına koyuverdik. O kadar daldık, o kadar kaybolduk ki, hatadan, kusurdan nefret etmemiz gerekirken hataya düşenden nefret ettik.

Dağlara tepelere çıktık, ovadaki hayatı, alçaklardaki masumiyeti unuttuk. Yükseldik, yükseldikçe kibre kapıldık, günaha bulandık. Sonra öyle bir noktaya geldik ki, geldiğimiz yeri unuttuk. Yolun başını kaçırdık, yolumuzu şaşırdık. Yola çıktıklarımızı yolda birer birer ekerken yolda kalmışları görmezden geldik. Günaha bulaştık, günahkâr olduk sonra tövbeyi unuttuk. “Allah büyüktür, affedicidir, affetmeyi sever” diye anlatırken kimseyi affetmemeye başladık, affı unuttuk. Günaha, kötülüğe, çirkin olan işlere kızmamız gerekirken günahkâra takıldık. Ona merhamet göstereceğimiz yerde onunla uğraştık. Günahkâra acımamız gereken yerde yanıldık ve acınacak hale düştük.

Her gördüğümüz yanlışı büyüttük, her hatayı alnının ortasından vurduk, her günahı ifşa ettik, her sorunun suyunu çıkardık. Aklımıza yatmayan her sözü eleştirdik. Hata, kusur, günah insan için yaratılmıştı, unuttuk. İnsan günah işleyen ve sonra tövbe edendi, tekrar tekrar günah işleyen ve yine tekrar tekrar tövbe edendi, unuttuk. Allah, kulunu bin defa tövbe edip günah işlese de affedendi, unuttuk. Vurduk, kırdık, hakaret ettik, kızdık, acımadık, affetmeyi unuttuk. “Allah’ım sen affedicisin, affetmeyi seversin, bizi de affet” dedik ama biz kimseyi affetmedik. Yanıldık.

“Biz tebliğden sorumluyuz, hidayet Allah’tan” dedik. “Zehir tenekeleri taşıyıcıları olmayacağız” dedik. “Allah’ın rahmeti sonsuzdur” dedik. “Gönüller yapmaya geldik” dedik. “Görevimiz hastalığı tedavi etmektir, hastayı yok etmek değil” dedik. “Kardeşlerimize anne şefkatiyle yaklaşacağız, sabırla anlatacağız” dedik. “Sabırlı olun, devamlı olun, sakın kızmayın bilmiyorlar” dedik. “Onlara en güzel usul ve yöntemlerle yaklaşacağız” dedik. “Onlara en güzel sözlerle, hikmetle anlatacağız” dedik. Ne dedik, ne ettik? Ne yapıyoruz, nereye gidiyoruz? Ne konuşuyor, ne yapıyoruz? Biraz da bu açıdan düşünmemiz gerekmiyor mu acaba?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatih Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?