Reklamı Kapat

Necdet Subaşı ile aynı kitaplara yürümek

Necdet Subaşı oldukça velut bir yazar. Başbakanlık, Diyanet ve Millî Eğitim Bakanlığı’nda üst görevlerde bulundu. Problem çözümü, düşünsel açılım gereken meselelerde özgün fikirler ortaya koydu. Türk Aydınının Din Anlayışından Öteki Türkiye’de Din ve Modernleşme’ye kadar daha birçok konuda kitaplar yazdı. Kamusal Maneviyat kavramıyla tanışmamızı sağladı. Sosyoloji Günlükleri tuttu. İyi bir okuyucu olduğu kadar iyi bir gezgin. Yazdıklarının kendine özgü bir tadı var; kasmıyor ve germiyor. Anlatı birçok metninin ortak üslubu. Ortasından anlatı geçen yazılara onun kitaplarında sıklıkla rastlayabilirsiniz. Zira o aynı zamanda şifahi kültüre de çok yakın duran bir yazardır. Denemeleri öykü tadındadır, çünkü ortasından “anlatı” geçer. Bunu “Dışardaki Havalar” kitabındaki denemeleri okuyanlar fark etmekte zorlanmamışlardır. Görmek, gözlük ve görme biçimleri ekseninde yazdığı “Görmek” denemesinde kendi yazılmamış öykümü gördüm.

Ev, kitap ve kütüphane akrabalığını yakından tanımak istiyorsanız yine Necdet Subaşı’nın “Tedavüldeki Kitaplar” isimli kitabına başvurabilirsiniz. Özellikle 70’li yıllardan itibaren düşünce ve eylem dünyamızı şekillendiren kitapların serencamı hiçbir ayrıntısı ıskalanmadan anlatılmış. Babaların o dönemde evlatlarına kitap ya da kütüphane bırakması çok büyük bir şanstı. Necdet Subaşı bu bakımdan oldukça şanslı büyümüş. Zira öğretmen olan babasından hazır bulduğu dönemine göre zengin bir kütüphanesi vardır. Hasan Ali Yücel’in yurt sathına yaydığı şark ve batı klasikleri bu kitapların başında gelir. Babasının görevi icabı Anadolu’nun değişik yerlerinde kitap okuma sessizliğini de yakalayabilmiştir yazarımız. Onun kitap heyecanını ve okuma hızını şu ifadelerinden anlamak mümkün: “Ben önüme gelen her şeyi okurdum.”, “Kitaplar beni dağıtmıştı; millet savrulmuş, ben duraksamıştım.” Bu satırlar beni kendi ergenlik dönemime ve ilk gençlik yıllarıma götürdü. Hayıflandığımız noktalar bile aynı: “Deneyimlerde rehbersiz olmak.”

Kitaplar insanı bir yerlerden alıp bir yerlere götürüyormuş zahir. Robinson Crusoe ile Deli Dumrul’un farkına çok erken varmıştık. Lise ile fakülte arasında bize refakat eden kitaplarda birbirine çok yakın: Frantz Fanon, Ali Şeriati, Malik Bin Nebi ve diğerleri gibi. İbn-i Tüfeyl’in “Hay Bin Yakzan” eseri bizim Robinson’umuzmuş çok geçmeden anladık. Edward Said bu anlamda müşterek uyandırıcımızdı. Necdet Subaşı’nın okuma serüveninde Mısır mahreçli yazarların büyük yeri var. O dönem kimin yoktu ki? İlk olarak Minyeli Abdullah dikkatlerimizi oraya çekti. Seyyid Kutup ve Muhammed Kutub’u tanıyıp okuduk. Zaman kolumuza girerek hepimizi “Karanlık Günlerin Nurlu Sabahı”ndan alıp Eşref Edip’in “Kara Kitap”ını da peşine takarak seksenlerden doksanlara doğru götürdü. Bu süreçte Şule Yüksel ve Huzur Sokağı kitabını en yüksek yerlerden birine yerleştirmek lazım elbet. Kadın yazarlar az fakat etki alanı büyüktü. Şule Yüksel’in yanı sıra Münevver Ayaşlı, Halide Nusret Zorlutuna, Samiha Ayverdi ve Nezihe Araz bunlar arasındaydı. Ben de yazar gibi Samiha Ayverdi’yi ne kadar anladımsa Nezihe Araz’ı o denli anlamamıştım. Sanırım bu müşterek beslenmenin bir neticesiydi. Tarihi Yavuz Bahadıroğlu’nun romanlarından okumak daha zevkliydi. Mustafa Müftüoğlu “Yalan Söyleyen Tarih Utansın”, Kadir Mısıroğlu “Sarıklı Mücahitler” diyordu ve haklıydı. Şu ifadeler “Tedavüldeki Kitaplar”dan: “Kadir Mısıroğlu üzerine konuşmak, Demirel üzerine konuşmak kadar önemliydi. Türkiye’nin dinî hayatına dair söz alan birinin Mısıroğlu’nu, Şevket Eygi’yi, Ahmet Davutoğlu’nu (Din âlimi olan Ahmet Davutoğlu kastediliyor: H.A) Hayrettin Karaman’ı bir şekilde hatırlayıp konuşmaması mümkün değildi.”

Necdet Subaşı’nın okuma yürüyüşünü “Tedavüldeki Kitaplar”dan adım adım izlerken aynı yolları yürüdüğümüzü görmek beni sevindirdi. İbn-i Haldun, “Coğrafya kader” demişti, ben de “kütüphane kaderdir” diyorum. Müşterek zihinsel serüven aynı kitaplara yürümekle mümkün olabilir ancak. Yayınevlerimiz, ana başlıklarımız ve kitap almak için verilen harçlıklarımız bile aynı. Mevdudi “Kur’an’a Göre Dört Terim” ile hepimizi doğru anlamanın kardeşi kılmıştı. Tefhimül Kur’an adlı tefsiri ile ana kitabımız Kur’an’ı anlamayı idrak seviyesine çıkarmakta öncü olmuştur. Fi Zilâl’i okumayan ilim merkezlerine giremezdi. Bir taraftan dinî kaynaklara yönelik okumalar diğer taraftan edebi eserlerle beslenmek o dönemden bu döneme “mutedil” insan oluşmasına hizmet etmiştir. Edebiyat her zaman okumalarımızda düşünsel esneklik sağlamıştır. Necip Fazıl’dan Sezai Karakoç’a Cahit Zarifoğlu’na kadar ne kadar çok edebiyatla düşünen insanımız vardı.

Sevgili okur, ben de bir kitap okuyayım benim de dünyam değişsin, gözümün önü kararsın diyorsa için güngörmüş, yaş yaşamış bir yazarın serüvenini okumanı salık veririm. Belki de satır aralarında kendini bulacaksın. Unutma ki düşünceler gücünü sahih bir kaynaktan alıyorsa asla tedavülden kalkmazlar. Dimağlar da öyle kitaplar da.

(Tedavüldeki Kitaplar-Necdet Subaşı-Mahya Yayınları-İletişim; 0212 531 25 25)

ÖZÜR VE DÜZELTME

17 Eylül Salı günkü “Masa Olmasa” başlıklı yazımın ikinci paragraf 6, 7. satırlarında, “Zira 11. yüzyıl İstanbul’unda çatal olduğu ve İstanbul’dan Avrupa’ya çatalı Bizanslıların götürdüğü tarihi kayıtlarda mevcuttur” ifadeleri sözcük kayması neticesi sehven “Osmanlı’da çatal olduğu” şeklinde çıkmıştır. Düzeltir, okuyucularımızdan özür dileriz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?